MEÂLİ:
8- İnsana, ana-babasına iyi davranmasını, güzellikle muamele etmesini tavsiye ettik. (Bununla beraber) onlar, hakkında bilgin olmadığı bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşıp ağırlıklarını koymaya çalışırlarsa, o zaman onlara itaât etme; dönüşünüz ancak banadır; yapageldiklerinizi size bir bir haber veririm.
9- Dosdoğru imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanları elbette iyi- yararlı kişilerin arasına yerleştiririz.
İNİŞ SEBEBİ
Ashab-ı Kirâm’dan Sa’d b. Ebî Vakkas (R. A. ) diyor ki:
- Anama hep iyilik eder, hatırını hoş tutardım. İslâm’a girdiğimi öğrenince bana kızdı ve «vallahi ya bu yeni dinden dönersin, ya da ölünceye kadar bir şey yeyip içmeyeceğim» diyerek yemin etti. Bir-iki gün bir şey yemedi ve içmedi; derken inkârcı sapıklar benim için «ana katili» diyerek yaygara yapmaya başladılar. Bunun üzerine kalkıp anneme gittim ve dedim ki: «Senin yüz tane canın olsa, her canın bir bir çıksa, yine de dinimi bırakacak değilim. İstersen bir şey ye, istersen yeme.. » Annem benim kesin kararımı anlayınca, başka çare bulamadı ve yeyip içmeye başladı. O sebeple de yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 13/328)
İbn İshâk’a göre: Âyet, Sa’d b. Mâlik ez-Zührî hakkında inmiştir. İbn Mesîr’e göre: Mus’ab b. Sa’d hakkında inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 3/417)
İLGİLİ HADÎSLER
«Allahʹa itaat etmeyene itaat edilmez. » (İbn Mâce/cihad: 40- Ahmed: 1/400, 409- 5/325, 429)
«Allahʹa karşı isyanı gerektiren hususlarda hiç kimseye itaat edilmez. İtaat ancak maʹrufta (dinen, örfen ve aklen uygun olan hususlarda)dır. » (Buharî/ahkâm: 4, ahad: 1, mağazî: 59- Müslim/imaret: 30, 40- Ebû Dâvud/cihad: 87- Nesâî/bey’at: 34- Ahmed: 1/82, 94, 124)
«Yaratanʹa isyanı gerektiren şeyle de hiçbir mahlûka itaat edilmez. »( Müslim/imaret: 39- Ebû Dâvud/cihad: 87- Nesâî/bey’at: 34- İbn Mâce/ cihâd: 40- Ahmed: 1/129, 131- 4/426, 427, 436- 5/67)
ANA-BABAYA İYİLİK
«İnsana, ana-babasına iyi davranmasını, güzellikle muamele etmesini tavsiye ettik. (Bununla beraber) onlar, hakkında bilgin olmadığı bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşıp ağırlıklarını koymaya çalışırlarsa, o zaman onlara itaat etme.. »
Aile bağlarının gevşememesi, küçüklerle büyükler arasında sevgi ve saygının ölçülü biçimde devam etmesi; yaşlanan büyüklerin toplumdan itilip kendi kaderlerine terkedilmemesi için Kurʹânʹda yedi ayrı yerde ana- babaya karşı iyi davranmamız, onlarla saygının gerektirdiği en güzel anlamda ilgi kurmamız emredilmekte ve böylece Cenâb-ı Hakk’a itaatten sonra ana-babamıza itaat etmemizin farz olduğu belirtilmektedir.
Sözü edilen yedi emir ve tavsiye çerçevesinde iki yerde ana-babamıza şükran borcu taşıdığımız hatırlatılmakta; iki yerde onlar için Allah’tan af ve mağfiret dilememiz tavsiye edilmektedir.
Bilindiği gibi, sevgi daha çok yukarıdan aşağıya doğru iner. O bakımdan evlenip eş ve çocuk sahibi olan evlâdın, ana-babasına olan sevgisi kısmen de olsa azalabilir. Her ne kadar neslin devamından yana böyle bir duygu doğuştan insanda mevcutsa da, din ve sağlam örf o duyguyu yönlendirir de ana-babayı sevip saymayı gerekli kılarak onu bir bakıma ibâdetle eşdeğerde tutar.
Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadîs-i Şeriflerde ana-baba hakkına ağırlık verilmesinin bir diğer önemli sebebi de şudur: Doğan çocuklarını büyütüp topluma kazandırmak ve onları iyi, yararlı düzeye getirmek için her şeylerini kullanıp uzun yıllar omuzlarında ağır bir yük taşımaları söz konusudur. O bakımdan ana-babamızın hakları ödenmiyecek kadar çoktur.
ALLAHʹA KARŞI GÜNAHI GEREKTİREN HUSUSLARDA KİMSEYE İTAAT EDİLMEZ
Âyet ve ilgili hadîslerin açık delâletinden şunu anlıyoruz: Allah’a isyânı gerektiren hususlarda hiç kimseye itaat edilmez. Ancak bu, istisnası olmayan genel bir hüküm müdür, yoksa bazı hallerde zevahiri kurtarmak için isyâna cevaz verilebilir mi?
Hemen söyleyelim ki, bu hükmün de birtakım istisnaî durumları söz konusudur. Şöyle ki: Mal ve can tehlikeye düştüğü anlarda, kalben günah ve isyândan tiksinilip nefret duyulduğu; gönül imân ve Allah’a bağlılıkla yatışkanlık sağladığı halde, sadece dil ile günah ve isyanı gerektiren bir itaat ve itirafa ruhsat verilmiştir.
Nitekim Ashab-ı Kirâm’dan iki kişiyi yakalatıp huzuruna alan yalancı peygamber Müseyleme, onlardan birine soruyor: «Muhammed hakkında ne dersin? » O da: «O, Allah’ın peygamberidir» diyor. Müseyleme bu defa ona: «Ya benim peygamberliğim hakkında ne dersin? » diye soruyor. O da: «Olabilirsin.. » diye cevap veriyor. Bunun üzerine Müseyleme onu serbest bırakıyor ve diğerine soruyor: «Muhammed hakkında ne dersin? » O da şu cevabı veriyor: «O Allah’ın kulu ve resûlüdür. » Müseyleme ona: «Ya benim peygamberliğim hakkında ne dersin? » diye sorunca, o şu cevabı veriyor: «Benim bu hususta dilim lâl-ü ebkemdir, konuşamam. » Bunun üzerine Müseyleme onu öldürtüyor.
Hayatını kurtaran sahabi çok üzülüyor ve arkadaşının hakkı söylediğinden ötürü şehît edildiğini, kendisinin ise, birkaç gün daha yaşamak için hakkı gizlediğini düşünerek fazlasıyla müteessir oluyor ve «Yazıklar olsun bana! » diyerek kendi kendini kınıyor. O böylesine bir duygu ve perişanlık içinde Medine’ye gelip Hz. Peygamber’in huzuruna çıkıyor ve olup bitenleri O’na arzediyor. Cenâb-ı Peygamber (A. S. ) ona soruyor:
- Sen ona öyle cevap verirken kalbin imân ile mutmain (yatışmış) değil miydi?
- Kalbim mütmain idi, diye cevap veriyor.
Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona:
- Arkadaşın doğru olanı söylediği için şehît edilmiştir. Sen canını kurtarmak için doğru olanı gizlemiş bulunuyorsun; o bakımdan günahkâr sayılmazsın.
O halde mal ve can tehlikeye girdiği hallerde, Allahʹa isyanı gerektiren hususlarda başkasına itaat sırf dil ile olur da kalp imân ve Allahʹa bağlılıkla yatışmış ise, kişi hem dinden çıkmaz, hem de günahkâr sayılmaz. Zira hayat hakkı muhteremdir ve korunması vâciptir.
SÂLİH AMELLER (İYİ YARARLI İŞLER)
«Dosdoğru imân edip iyi yararlı amellerde bulunanları elbette sâlih kişilerin arasına yerleştiririz. »
İslâm Dini sâlih amelleri, yani iyi yararlı işleri tanımlamış ve sınırını belirlemiştir. O bakımdan diyebiliriz ki, dinimiz bu önemli konuyu kişilerin anlayış ve mantığına bırakmamıştır. Zira birine göre, iyi ve yararlı sayılan iş ve amel, diğerine göre zararlı kabul edilebilir. Fertlerin anlayış, kavrayış, görüş ve mantıkları farklı olabilir.
O halde Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîfʹlerde ifadesini bulan «sâlih ameller», Allah’ın emirleri doğrultusunda, O’nun rızasına uygun ve Hz. Peygamber’in (A. S. ) tavsiyeleri ve uygulamaları ölçüsünde yapılan iyi yararlı işler, «sâlih ameller» olarak kabul edilir. Aynı zamanda bunlar sırf âhiretle ilgili işlerle kayıtlı değildir, dünya ve âhireti huzur ve güvene, mutluluk ve esenliğe kavuşturan her iş ve ameli kapsamaktadır. Çünkü Hz. Peygamber (A. S. ) hem Allah’ın son Resûlüdür, hem de din ve dünya işlerini düzene sokup sistemleştiren ve bunun için statüler meydana getiren en büyük devlet adamıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu devletin anayasası yer almakta ve gereken bütün bilgilerin teması verilmektedir.
O bakımdan imân temeli üzerinde kurulan sâlih amellerin övgüye lâyık olduğu, büyük ecirlerle mükâfatlandırılacağı bildirilirken, salih amellerde bulunan kişilerin, peygamberler, sıddîklar, şehitler ve veliler kafilesine katılacağı müjdelenmektedir. Şüphesiz bu kafileye katılış iki yerde gerçekleşir: Biri kabir âlemi denilen Berzahʹta, diğeri ikinci hayata gözlerimizi açtığımızda..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ana-babaya iyilikte bulunup saygı göstermemiz tavsiye edildi. Ancak bizi Allah’a karşı günahkâr kılacak hususlarda onlara da itaat edilmiyeceğine dikkatlerimiz çekildi. Sonra da sâlih ameller üzerinde durularak, sâlihler kafilesine katılma konu edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, imân nîmetine erişenlerin Allah yolunda yürürlerken birtakım eza ve cefaya uğramalarının her zaman mümkün olduğu üzerinde duruluyor ve böyle anlarda Allah’a olan güven ve bağlılığın sarsılmaması telkin edilerek mü’minlere bilgi veriliyor. Sonra da Allah’a ve âhirete dosdoğru veya hiç inanmayan bazı sapıkların, müʹminleri Allah yolundan uzaklaştırmak için birtakım telkinlerde bulunabilecekleri konu edilerek bu hususta aydınlatıcı hükümler konuluyor.