MEÂLİ:
8- Allah her dişinin (rahminde) ne taşıdığını; rahimlerin neyi eksilttiğini, neyi artırdığını bilir. Her şey Oʹnun yanında belli bir ölçüye göredir.
9- Görülmeyeni de. görüleni de bilendir. O, çok büyüktür, çok yücedir.
10- Sizden sözünü gizleyen ve onu açığa vuran, geceleyin gizlenen, gündüzleyin beliren (her şey onun yanında) birdir, farketmez.
11- Her biri için önünden arkasından kendisini izleyen (görevli melekler vardır; onu Allahʹın emriyle korurlar. Bir millet (hayat kanununa uyup) kendi (ahlâk ve düzenini) değiştirmedikçe, Allah, onlar hakkındaki (hükmünü) değiştirmez. Allah bir millete fenalık yapmayı irâde buyurduğunda, artık onu geri çevirecek yoktur ve onlar için Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulunmaz.
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz sizden her birinizin şekli, ana rahminde kırk günde biraraya gelip oluşur. Sonra onun gibi (kırk günde) kan pıhtısına dönüşür. Sonra yine onun gibi (bir kırk günde) et parçasına dönüşür Sonra da Allah ona bir melek gönderir de o melek dört kelime (söz) ile emrolunmuştur: Onun rızkını, ömrünü, bedbaht (mutsuz) veya bahtlı (mutlu) olduğunu yazar. » (Buhari/enbiyâ: 1, bed-i halk: 6, kader: 1, tevhîd: 28- Müslim/kader: 1- Ebû Dâvud/sünnet: 16- Tirmizî/kader: 4- İbn Mâce/mukaddeme: 16)
Açıklama:
Yapılan anatomik araştırmaya göre de, ana rahminde oluşan cenin, üçüncü ayın sonunda organları belirginleşmiş bir et parçası şeklini alır. Dördüncü ayın sonunda, yani 120 günlük bir süre geçtikten sonra şekli iyice teşekkül eder.
Hadîs-i Şerifte ifade edildiği gibi, işte bu dönemde, görevli melek inip ona yerleşmiş bulunan İnsanî ruhla temasa geçer ve kaderini yazar.
Diğer bir rivâyette, yukarıdaki hadîsin sonuna şu fazlalık eklenmiştir: «Melek, ey Rabbim! erkek midir, dişi midir? Ey Rabbim! şakiy midir, saîd midir? Rızkı nelerdir, eceli nedir? diye sorar. Allah ona (bu hususları) emreder ve o da yazar. » (Buharî/enbiya: 1, bed-i halk: 6, kader: 1, tevhîd: 28- Müslim/kader: 1- Ebû Dâvud/sünnet: 16- Tirmizi/kader: 4- İbn Mâce/mukaddeme: 16)
«Gaybın anahtarı beştir ki, onları ancak Allah bilir: Yarın neler olacağını ancak Allah bilir. Rahimlerin neleri eksilttiğini ancak Allah bilir. Yağmurun ne zaman yağacağını (bulutların ne zaman oluşup yağmur indireceğini) Allah bilir. Her bir canlının nerede öleceğini ancak Allah bilir ve kıyâmetin ne zaman kopacağını da ancak Allah bilir. » (Buharî/tefsîr: 1/6 - 2/31 - Ahmed: 2/122)
«Sizin peygamberinize, gayb ile ilgili beş şeyin anahtarı dışında her şey verilmiştir... » (Ahmed: 1/445)
Açıklama:
Peygamberimize anahtarı verilmeyen gayb ile ilgili beş şey, bir önceki hadîste belirtilen hususlardır.
Ancak unutmamak gerekir ki, Allah, bu beş şeyden de dilediğini dilediği kimseye bildirir.
«Sizi geceleyin bir kısım melekler, gündüzleyin de bir kısım melekler birbirlerini takip ederek gözetirler ve bunlar (nöbet değiştirmek için) sabah ve ikindi namazlarında biraraya gelirler. Sonra da sizinle geceleyenler göğe çıkarlar. Allah -daha iyisini bildiği halde- onlara sorar: Kullarımı nasıl ve ne halde terkettiniz? Onlar da: Namaz kılarlarken onları terkettik, namaz kılarlarken onlara gittik, diye cevap verirler. » (Buharî/mevakiyt: 16, tevhîd: 23, 33- Müslim/mesacid: 21- Nesâî/salât: 21- Taberânî/sefer: 82- Ahmed: 2/258, 312, 486)
Hz. Ali (R. A. ) Kûfe’de minber üzerinde halka hitap ederken şu hadisi nakletmiştir: «Aziz ve Celîl olan Rabbiniz (kudsî hadîs olarak) buyurdu ki: «İzzet ve celâlim hakkı için ve Arş üzerindeki yüceliğim hakkı için herhangi bir kasaba veya bir aile efradı, benim hoşlanmadığım bir günah ve kötülük üzere bulunurlar da sonra ondan yüz çevirip benim sevdiğim taât ve ibâdete dönerlerse, mutlaka ben de onların hoşlanmayacağı azabımı onlardan çevirip, kendilerini rahmetimden sevdikleri şeye yöneltirim. » (İbn Ebî Şeybe: Hz. Ali (R. A. )den - İbn Kesîr: 2/504)
ALLAH HER DİŞİNİN RAHMİNDE NE TAŞIDIĞINI BİLİR
«Allah her dişinin (rahminde) ne taşıdığını; rahimlerin neyi eksilttiğini, neyi artırdığını bilir. »
Ana rahminde taşınan ceninin bizce bilinmeyen, Allah’a ise bütünüyle malûm olan hususlarını şöyle özetleyebiliriz:
a) Rahimdeki ceninin babası kimdir?
b) Doğup dünyaya gözlerini açınca nasıl bir kişi olacaktır?
c) Ne kadar yaşayacaktır?
d) İyi, mutlu bir kimse mi olacak, yoksa kötü ve bedbaht olarak mı hayatını noktalayacak?
e) Cennetlik mi olacak, yoksa Cehennemlikler arasında mı yerini alacak?
f) Allahʹa ve diğer esaslara inanacak mı, yoksa inkâr mı edecek?
g) Annesi onu rahminde kaç ay taşıyacak, eksik mi doğacak, tam olarak mı dünyaya getirecek?
İşte bütün bu kapalı hususları ancak Allah bilir, bizler bilemeyiz. Ama ne var ki, O, dilediğine bunları bildirir.
RAHİMLER NEYİ EKSİLTİR VEYA ARTIRIR?
Bu, ana rahmine intikal eden sperma hayvancıklarından birinin veya birden fazlasının yumurtalığa ulaşmasıyla yorumlanabileceği gibi; yumurta hücresinin X kromozomu taşıyan bir spermayla döllenmesi neticesi kız; Y kromozomu taşıyan bir spermayla döllenmesi neticesi erkek çocuğun rahimde oluşmasıyla da yorumlanabilir. Zira her iki durumda da bir eksilme ve artma söz konusudur. Ana rahmine intikal eden milyonlarca sperma hayvancıklarından sadece birinin veya bazan ikisinin yumurtalığa geçip döllenmesi, bu korkunç sayıdaki hayvancıkların nasıl eksiltilerek döllenme dışı bırakıldığını gösterir.
Bir başka yorumla da şöyle diyebiliriz: Ana rahminde oluşan cenine, normal gıda alan bir annenin aktardığı gıdayla, az gıda alan, iyi beslenmeyen bir annenin aktardığı gıda elbetteki farklıdır. Birinde artma, diğerinde noksanlaşma söz konusudur.
Klasik tefsirlerde ise bu, ceninin ana rahminde kaldığı süreyle yorumlanmıştır. Bir kısmı normal süresini tamamladıktan sonra doğar, bir kısmı ise, o süre tamamlanmadan doğar, demişlerdir.
Allah daha iyisini bilir.
HER ŞEY ALLAH YANINDA BELLİ BİR ÖLÇÜYE GÖREDİR
«Her şey Oʹnun yanında belli bir ölçüye göredir. »
Varlık âleminde mutlak bir düzen hâkimdir. Her şey bu düzende, hılkatındaki özelliğine, yarar ve zararına göre yerini almıştır. Her birinin ve meydana gelecek her olayın belli sebepleri, çizilmiş sınırları, değişmez ölçü ve boyutları vardır. Hiç biri ne o sınırını aşabilir, ne ölçüsünü taşabilir. Aksini düşünmek ise, kargaşalık ve düzensizlik doğurur.
Görüldüğü gibi, dünya biraz daha büyük olsaydı, yerçekim nisbeti biraz daha artar, bu kadar rahat hareket imkânımız olmazdı. Daha küçük yaratılsaydı, çekim kuvveti o nisbette azalır ve üzerindeki atmosfer tabakasını tutamaz duruma gelirdi. Yerkürenin onda yedisinin denizlerle kaplı bulunması, yağış alma ve su kaynaklarını besleme dengesini sağlamaktadır. Daha az veya daha fazla olsaydı, bu denge ve düzen bozulur; az olduğu takdirde kuraklık, çok olduğu takdirde sel felâketi hüküm sürerdi. Atmosfer tabakası bugünkünden daha kalın olsaydı, soğuktan donar, daha az olsaydı sıcaktan kavrulurduk.
Şüphesiz bu misalleri çoğaltmak mümkün. Kalbin atış temposu ve sayısı; nabzın atış sayısı hep birer ölçü ve belli bir sınırda tutulmuştur. Değiştikleri zaman hayatımız tehlikeye girer. Genlerin, insanın bütün özelliklerini, atalarının irsî kusur ve meziyetlerini, çok mükemmel bir plân ve proğrama göre kendinde taşıyıp formüle etmesi, her şeyin mutlak sûrette belli bir hesaba göre yaratıldığını; ifade etmektedir.
Yumurtalığa intikal eden spermanın onunla birleşip geometrik olarak bölünüp çoğalması da bunun bir başka delili sayılır. Vücudumuzdaki hücrelerin, yapıları aynı olmakla beraber, her birinin yüklendiği proğrama göre hizmet vererek vücut yapısını ayakta tutmaları, ilgili âyette belirtilen İlâhî beyânı tasdik etmiyor mu?
Zira Allahʹın ilmi her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Onun ilminin dışında, plân ve proğramının ötesinde hiç bir şey düşünemeyiz. Kendisi gibi, ilmi ve kudreti de sonsuz ve sınırsızdır.
KORUYUCU MELEKLER
«Her biri İçin önünden arkasından kendisini izleyen (görevli melek)ler vardır, onu Allahʹın emriyle korurlar. »
İnsanı, görünmeyen ve bilinmeyen şeylerden koruyan melekler vardır. Zira insan kendini az-çok görülebilen, bilinebilen şeylerden akıl, zekâ ve irâdesiyle koruyabilir. Bu zahirî tehlikelere karşı herkes kendine düşen tedbiri alıp korunmak için belli sınıra gelip dayanınca, Allahʹın yardımı tecelli eder ve böylece korunma gerçekleşir. Göremediğimiz veya bilemediğimiz şeylerden korunmaya gelince, kâinatta sayısı belirsiz cin ve şeytanların bulunduğu kesindir. Onların şerrinden ve kötü sinyallerinden korunabilmemiz için, önce bu gözle göremediğimiz varlıkların mevcudiyetini kabul etmemiz, sonra da her şeyi mutlak tasarrufu altında bulunduran Allahʹın yegâne koruyucu bulunduğuna inanmamız gerekmektedir. O açıdan hareketle, Kur’ân ve Sünnet ile tavsiye edilen âyetleri ve duâları okumamız, gerisini Allah’ın yüksek siyanetine ve muhafazasına bırakmamız tedbirlerin en güzeli, tevekkülün en uygunudur.
İslâm dini, bütün bu incelikleri dikkatten uzak bulundurmayarak helâya bile girerken her türlü habislikten, cin ve şeytandan Allahʹa sığınmamızı emretmiş; Kur’ân okumaya başlarken Eûzü-Besmele çekmemizi istemiştir. Yemek yerken, elbisemizi giyinirken, evimizden dışarı çıkarken, işe başlarken hep Allah’ı anmamızı, bazı yerlerde Eûzü-Besmele çekmemizi, bazı yerlerde sadece Besmele ile yetinmemizi tavsiyede bulunmuştur.
HER MİLLET KADER ÇİZGİSİNİ KENDİSİ ÇİZER
«Bir millet (Allahʹın koyduğu kanunlarına uyup) kendi (ahlâk ve fazîlet doğrultusundaki düzenini) değiştirmedikçe, Allah onlar hakkındaki (hükmünü) değiştirmez. »
İlgili âyetle, insanlar için konulmuş zahirî ve bâtınî hayat kanunları hatırlatılıyor. Şüphesiz bu kanunlar değişmez. Çünkü bunlar bize uymazlar, biz onlara uymak zorundayız. Hepsi de insanı başıboşluktan, disiplinsizlikten, sorumsuzluktan ve sınırsız hürriyet arzusundan kurtarmaya; hayatımızı asıl gayesine yöneltmemize, fıtratımızdaki imân cevherine, ruhumuzdaki Allah duygusuna uygun bir ömür yaşamamıza yöneliktir. O bakımdan bir kavim, bir topluluk, bir millet veya bir aile, hayat kanunlarını bilir, yaratılışının hikmetini anlar, her şeyin belli bir ölçüye göre yaratıldığına inanır ve öylece izlediği yolu ve arzuladığı hedefi ilâhî hoşnutluktan yana belirlerse, mutlu olur ve her iki âlemde de Allah’ın rahmet ve yardımına lâyık görülür. Uymayanlar ve belirtilen çizgiden sapanlar ise, mutsuz olurlar. O yüzden kendilerini İlâhî azâba sürükleme basiretsizliği içinde ebedî hayatlarını da karanlığa gömerler.
Unutmayalım ki, varlık âleminde her şey yaratılışındaki plân ve proğrama göre, bir gaye ve hizmet için yaratılmıştır. Örneğin: Koyun süt ve yün vermek, aynı zamanda üreyip çoğalmak, her bakımdan kendisinden yararlanmak için yaratılmıştır. O halde onu ancak bu özelliği doğrultusunda kullandığımız sürece, hem yaşama şansına sahiptir, hem de hılkatındaki hikmete göre, bize faydalı olur. Onu başka bir amaca çevirdiğimiz zaman, özelliğini kaybetme bedbahtlığına uğrar ve hayat kanunu onu kasabın bıçağına teslim eder.
İşte milletler ve aileler de böyledir; var olmalarının hikmetini unutur, hayat kanunlarını dinlemez bir düzeye gelirlerse, verimsiz, hatta zararlı olmaya başlarlar. Varlık alanında yaşamalarının anlam ve hikmeti kalkar. Kronik bir kumarbazı veya alkolik bir aile reisini düşünün: Her ikisi de fıtrat ve hılkatlarıyla bağlantılı bulunan hikmet ve gayenin dışına çıkmış ve haklarındaki İlâhî proğrama ters düşmüşlerdir. O nedenle yaşamalarının hikmeti kalmamış, aile reisi veya baba, ya da anne olma özelliklerini yitirmişlerdir. Faydalı olacakları yerde, hem kendilerine, hem çevrelerindekilere zararlı olmaya başlamışlardır. Pişmanlık duyup dönüş yapmaz, üzerinde bulunduğu yolun uçuruma uzandığını idrak edip geri dönmezlerse, sonları elem ve hüsran olur. Zira her şey gibi, insan da hikmetsiz, anlamsız, faydasız yaratılmamıştır. O mutlak anlamda birtakım gaye ve amaçlar için yaratılmıştır. Önüne değişmiyen hayat kanunları konulmuştur. Amacından saptığı, hayat kanunlarını aştığı takdirde ilk tokatı bu kanunlardan yemeğe mahkûmdur.
İlgili âyetle bu inceliklere işâret ediliyor.
«Her birimiz birçok müşterek merkezleri bulunan dairelerle çevrilmiş bulunuyoruz. İlk merkez bizden başlayıp genişler. İçine anayı, babayı, eşi ve çocukları alır. İkinci merkezin içinde ise, akrabalar vardır. Ondan sonrakilerde vatandaşlar, sonuncusunda da bütün insan nesli yer alır.
Bu dünyada Allah’a ve insanlara karşı olan vazifemizi yapabilmemiz için Allah’ın bize bahşetmiş olduğu kudret ve kabiliyeti geliştirmek zorundayız. O bize her şeyi vermiştir. O irademize hükmeden ve ona yol gösteren yüce varlıktır. İnsanlığa ve ondan sonra da Allah’a karşı olan sorumluluğumuzu iyilik ile kötülük ve neyin iyi, neyin kötü olduğu hakkındaki bilgimiz ve inancımız tayin eder. » (Samuel - Vazife: 1969/İstanbul) diyen düşünür, insanın varlıktaki yerine ve yüklendiği sorumluluğa dikkatleri çekmekte, yalnız kendimiz için yaşamadığımızı hatırlatmaktadır.
O halde iyi bir davranışta, kutsal bir harekette, faydalı bir hizmette bulunduğumuz zaman çok neşeli olmalıyız. Bilmeliyiz ki, bu hayat proğramımızda Allahʹın payı çok büyüktür.
ALLAH KÖTÜLÜK YAPAR MI?
«Allah bir kavime (ve millete) fenalık yapmayı irâde buyurduğunda, artık onu geri çevirecek yoktur. »
Allah kimseye kötülük ve haksızlık etmez. O mutlak anlamda âdildir ve merhametlidir. Kâinatın sağlam esaslara bağlı kalması, düzen ve denge içinde süresinin sonuna kadar varlığını koruması için şaşmayan kanunlar koymuş ve böylece kâinatı insanın hizmetine vermiştir. İnsanı da kendisine ibâdet etsin diye yaratmış ve bu manayla onu çok şerefli bir düzeyde tutmuştur. Kâinatta yer alan eşyadan her biri yaratıldığı gaye doğrultusunda hizmetini verirken, insanoğlu hilkatinin anlam ve hikmetini düşünmeden ayrı bir hayat yolu seçip İlâhî düzen ve dengenin dışına taşarsa, Allah’ın koyduğu hilkat ve hayat kanunları tarafından cezalandırılır. İşte Allah’ın bir kavim ya da millete kötülük etmeyi irâde buyurmasının bir bakıma yorumu budur..
Hatırlatalım ki günahkâr insanın önünde derin uçurumlar vardır. Nefsine hâkim olmayanları, acı sonuçlar beklemektedir. Hilkat kanununun bağlı bulunduğu gaye ve amaç çizgisinden sapanın, yolunun üzerinde birçok tehlikeler pusu kurmuştur. İman ile küfür arasında bocalayıp kararsızlık içinde zikzak çizenlerin yolu, Allah’tan başkasına uzanmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın her şeyi belli hesaplara ve şaşmayan kanunlara göre yarattığı açıklandı. Kadının rahminde taşıdığı ceninin karakter çizgisini Allah’ın çok iyi bildiği belirtilerek, hiçbir şeyin Oʹndan gizli kalamıyacağına atıflar yapıldı. Sonra da insanları birçok mânevî kötülüklerden koruyan meleklerin bulunduğu anlatılarak insanın sahipsiz, başıboş olmadığı anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın kudret ve azametine, varlık âlemindeki mutlak tasarrufuna işâret edilerek şimşek ve yağmur olayları buna birer misal olarak veriliyor. Gök gürlemesinin belli sebep ve fiziksel kanunlara bağlı bulunduğuna işâretle, yıldırım düşmesinin hikmetlerinden birine parmak basılıyor. Sonra da ancak Allah’ın ibâdet edilmeye lâyık olduğu konu edilerek, varlıkta her şeyin ilâhî saltanat karşısında baş eğip secde ettiği açıklanıyor.