MEÂLİ:
77- Doğrusu Allah’a verdikleri sözü ve ettikleri yeminleri az bir değer (önemsiz bir menfaat) karşılığında değiştirenler (var ya), işte onlar için âhirette hiçbir nasîb (yüz güldürücü, kalbe şifâ verici bir ilgi) yoktur. Allah kıyâmet günü onlara konuşmayacak ve onları temize çıkarmıyacaktır. Onlar için elem verici bir azâb vardır.
78- Kitap Ehlinden öyle kimseler de var ki, kitapta olmadığı halde kitaptanmış sanasınız diye dillerini kitaptan yana evirip çevirirler, eğip bükerler de «Bu, Allah’ın kitabındandır» derler. Oysa Allah katından (böyle bir şey indirilmiş) değildir. Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
İNİŞ SEBEBİ
Eş’as bin Kays (R. A. ) diyor ki:
Benimle bir Yahudi arasında ihtilaflı bir arazi bulunuyordu. İkimiz de hak iddiasında idik. Dâvacı olarak ben ihtilâfı kaldırmak için Yahudiyi alıp Peygamber (A. S. ) Efendimize götürdüm. Allah Resûlü önce bana sordu:
- Şahit ya da yazılı belgen var mı?
- Hayır, dedim.
Bu kez Yahudiye sordu:
- Yemin eder misin?
Bunun üzerine, kendi kendime, «Eyvah! şimdi Yahudi yalan yere yemin eder de arazim elimden alınmış olur.. » diye düşünürken yukarıdaki âyet indî. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî _ Lübabü’t-Te’vîl - Buharî - Kurtubî)
Diğer bir rivâyet:
Abdullah bin Ebî Evfâ anlatıyor:
«Pazarda hazır elbise satan bir adam, Müslümanlardan birini aldatıp fahiş fiatla satmak için Allah adına yemin etti. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. »
Başka bir rivâyet:
Yahudilerin ileri gelenlerinden Ebû Râfi, Lübabe bin Ebî Hakîk ve Hayy bin Ahtab, Allah’ın Tevrat’ta Hazreti Muhammed’in geleceğini vaʹd eder anlamdaki âyetlerini değiştirip kendi uydurduklarının Tevrat’ta yazılı bulunduğunu yeminle iddia ediyorlardı. Onların ilâhî beyânı değiştirmeleri, diğer Yahudileri ve birçok pupterestleri memnun etmek ve onların bu konuda zaman zaman rüşvet anlamında yaptıkları yardımın devamını sağlamak maksadına mâtuf bulunuyordu. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî - Alûsî - Fethülkadîr)
İLGİLİ HADÎSLER
«Müslüman bir kişinin hakkını yemin etmek suretiyle kendinden yana koparıp alan kimseye Allah Cehennemi gerekli, Cenneti de haram kılar. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ey Allahʹın Peygamberi! bu hak az bir şey bile olsa (yine de böyle midir)? Efendimiz cevap verdi:
- Evet, o hak erak ağacından bir çubuk da olsa... (Hadîs imamları, Sünen Kitapları)
«Doğrusu siz davacı ve davalı olarak bana geliyorsunuz. Ben de ancak bir insanım; olur ki, sizden bir kısmınız delilini getirmede, davasını anlatmada daha zekice ve ustaca bir yol izleyebilir. Ben ancak sizden işittiğime göre aranızda hükmederim. Bu nedenle kime kardeşinin hakkından bir şey hükmedersem, onu almasın. Çünkü bu durumda ona ancak ateşten bir parça ayırmış olurum ki kıyâmet günü o ateşle birlikte (haşrolup) gelecektir. » (Hadîs imamları, Sünen Kitapları)
«Üç kimse var ki Allah kıyâmet günü onlara konuşmaz, rahmet nazariyle bakmaz ve onları temize çıkarmaz; onlara acıklı bir azâb vardır. »
Hadîsin râvisi Ebû Zer (R. A. ) diyor ki; Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sordum:
- O üç kimse kimlerdir? Gerçekten onlar zarara uğrayıp umutsuzluğa düşmüşlerdir!.
Cevap verdi:
- «Kibir ve gururla gezen (bu ölçü ve anlamda elbise giyip eteğini yerlerde sürüyen); iki yüzlülük edip söz götürüp getiren; malını yalan yeminle satan kimselerdir. » (Ahmed bin Hanbel: Ebû Zer’den)
Bunun için Mâlik bin Dinar şöyle demiştir:
«Dînar: Din ile nârdan ibarettir. Kim haklı yönden elde ederse bu onun dini ve dindarlığıdır. Kim de haksız yoldan elde ederse, bu ona ateş olur. » (İbn Ebî Hâtim: Saîd bin Amrʹden)
«Münafıkın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler. Söz verdiğinde onu yerine getirmez. Kendisine emânet edildiğinde ona hiyânet eder.. » (Eshab-ı Sünen)
VERİLEN SÖZÜ YERİNE GETİRMEK
YAPILAN SÖZLEŞMEYE BAĞLI KALMAK
«Kitap ehlinden öyleleri de var ki, kitapta olmadığı halde kitaptanmış sanasınız diye dillerini kitaptan yana evirip çevirirler, eğip bükerler... »
Kur’ân bu konuda önemli bir konuyu, Yahudi milletinin yanlış tutum ve anlayışını örnek göstererek mü’minleri aydınlatıyor. Yahudîler kendi şeriatlerine uymayanlara ne değer verir, ne de onlarla yaptıkları sözleşmeye sadık kalırlardı. Özellikle kitapsızlar diye tanımladıkları putperestlere karşı hiçbir sorumluluk taşımaz, onların mallarını doğrudan ya da dolaylı yoldan yemeği kendilerine mubah sayarlardı.
İşte karakter ve inancı bu olan Yahudîler sadece İslâm’a değil, kendi kutsal kitapları Tevrat’a ve Musâ Şeriatına da ters düşüyorlardı. Allahʹı, Yahudi milletinin millî ilâhı olarak saymaları, onların diğer milletlere karşı tutumlarını ve taşıdıkları niyeti belirtmeğe yeterlidir.
Musâ Şeriatında geçen ON EMİR’in birincisi: «Allahʹın Rabbin ismini boş (ve yalan) yere ağıza almıyacaksın.. » (Çıkış: 20/7) şeklindedir.
«Yalan haber taşımıyacaksın; haksız şâhit olmak için kötüye el vermiyeceksin. Kötülük için çokluğun peşinde olmıyacaksın ve bir dâvada adâleti bozmak için çokluğun ardına saparak söylemiyeceksin. Eğer düşmanın kaybolan öküzüne, yahut eşeğine rastlarsan, mutlaka onu kendisine geri getireceksin.. » (Çıkış: 23/1-5)
«Yalan şeyden uzak ol.. »
«Ve rüşvet almıyacaksın.. »
«Ve garibe gadretmiyeceksin. Garibin gönlünü bilirsin; çünkü Mısır diyarında gariptiniz. » (Çıkış: 23/7-10)
Yahudi din adamları, diğer dinlere ve milletlere karşı hiçbir sorumluluk yolu taşımamaları nedeniyle Tevratʹın bu emirlerini değersiz menfaatlar uğruna yanlış yorumladılar ve kelimelerin yerini değiştirerek uydurdukları sözlerin Allah’tan geldiğini iddia edecek kadar ileri gittiler. Sonra bazı iyi niyetli hahamlar kelimeleri tekrar eski yerlerine koyarak düzelttiler.
Konumuzu oluşturan âyetler, belirtilen hususlarla Müslümanları uyarıyor; yapılan sözleşmelere, verilen sözlere sadık kalmalarını hatırlatıyor; her Müslümanın hakkı koruyup uygulamakta diğer insanlara örnek olma mevkiinde bulunduğuna bilhassa işâret ediyor.
Zaten semavî kitapların hepsinde doğruluk, ahde vefâ, sözleşmelere sadık kalma, emânetleri koruma gibi sosyal yapıyı güven içinde ayakta tutan konulara geniş yer verilmiştir. Kurân bu yoldan sapan Kitap Ehlini hakikate çağırıyor.
Allah adını şahsi çıkar uğrunda yalan yere kullanmak, İlâhî âyetleri, şer’î hükümleri az bir menfaat karşılığında değiştirmek kesinlikle yasaklanmıştır. Çünkü bu hususların önemsenmediği bir toplumda, din, ahlâk, sorumluluk ve fazîlet ışığı kalmaz. Millî ve sosyal yapılar ciddi biçimde hasar görür, düzen tehlikeye mâruz kalır. Karşılıklı güven kökünden yıkılıp yerini güvensizliğe bırakır.
Bu bakımdan toplum düzenini şahsî (kişisel) çıkarlarına alet edip onu alt-üst edenlere hayat kanunu hiçbir zaman gülümsemez. İlâhî rahmet havası onlara doğru esmez. Kıyâmet günü ise bu gibilere verilecek cezâ çok daha acıklı olacaktır.
ALLAHʹIN ÂYETLERİNİ DEĞİŞTİRMEK
Din başlıbaşına İlâhî bir müessesedir. Şunun, ya da bunun aklına uysun, görüşüyle uyum sağlasın diye hiç kimsenin onu değiştirmeye, keyfî biçimde yorumlamaya hakkı yoktur. Bu konuda samimiyetin yeri ve dayanağı olamaz. Din bütün esas ve prensipleriyle bir bütündür; bölünmeyi, bir kısmının beğenilip, bir kısmının beğenilmemesini hiçbir suretle kabul etmez.
Bununla beraber, tarihte Yahudî ve Hıristiyan din adamları bu yola başvurduklarından kendi kitaplarını ve peygamberlerinin koyduğu şeriatı tanınmaz hale sokmuşlardır. O kadar ki bir önceki kuşak bir sonrakine bu konuda en kötü mirası bırakmıştır.
Buna birkaç örnek verelim:
TEVRAT:
«Yalan haber taşımıyacaksın. »
Dediği halde bugün hâlâ Yahudîler kurdukları Siyonizmle yalçın çarkını başka milletler aleyhine durmadan çevirmektedirler.
«Garibe gadretmiyeceksin. »
Emri mevcut olduğu halde, kesin bir yasak ortada dururken Yahudîler hem dünya tefeciliğinin öncülüğünü yapmakta, hem Filistinli yerli halkı yurtlarından çıkarıp tam bir gariplik felâketine sürüklemekte devam etmektedirler.
«Kötüye el vermiyeceksin. »
Sözü hakkı korumayı, haksızdan yana olmamayı emrederken, Yahudîler, insanlığa rahmet saçan hak dinlerin, özellikle İslâmiyetin etki alanını daraltmak, kalbler üzerindeki sıcak tesirini sıfıra düşürmek ve bu arada müminlerin itikadını bozmak amacıyla YEHOVA ŞAHİTLERİ diye bir ekol oluşturup Hıristiyan âlemiyle İslâm âleminin içine fitne tohumları serpmektedirler.
«Seçme kulum.. »
Diye gelecek olan kurtarıcıdan, büyük teselliciden Tevrat sözederken, Yahudîler ne İsâ Peygamberi, ne de Muhammed (A. S. ) Peygamberi bu müjdeye lâyık görmüş, kurtarıcının herhalde kendilerinden geleceğini yanlış bir yorumla halka anlatmaya ve kendi adamlarını buna inandırmaya çalışmışlardır.
İNCİL:
Hayli değiştirilmesine rağmen bugün elimizdeki İncillerde şarabın ve domuz etinin haram ve murdar sayıldığı geçmektedir. Buna rağmen Hıristiyan âlemi hem şarabı, hem domuz etini mubah saymıştır; hattâ dinî ayinlerde bile şarap içilmektedir. Yahya Peygamberden söz edilirken İncilde şu kayıt yer almaktadır:
«Yahyâ’nın doğumundan çok kimseler sevinecek. Zira Rabbin katında yüce olacak, asla şarap içmiyecek ve müskirat kullanmıyacaktır. » (Bu konuda geniş bilgi için bak: Tevrat ÇIKIŞ: 20-23 bölümlerine. Incil/ Matta: 25/26 - Markos: 13/25 - Luka: 1/15 kısımlarına.)
İncil domuzun murdar olduğunu şu belgeyle anlatır:
«Ve İsâ onlara derhal izin vermekle temiz olmayan ruhlar çıkıp domuzlara girdiler.. » (Markos: 3/13)
Buna rağmen bugün domuz etini en çok yiyenler ne yazık ki Hıristiyanlardır.
Müslümanlara gelince:
Onlardan da makam ve şöhret, dünyalık ve benzeri şeyler peşinde koşanların bir kısmı Allahʹın emirlerini dosdoğru açıklamadılar, bazı âyetleri maksatlı biçimde yorumladılar. Ne var ki, tek harfi bile değiştirilemiyen Allah Sözü, hâlâ bütün parlaklık ve kudretiyle ortada duruyor ve durmaya devam edecektir.
Konumuzu oluşturan âyetler özellikle bu hususa dikkatleri çekmekte, Yahudî ve Hıristiyanların din adamlarının düştüğü menfaat bataklığına Müslüman din âlimlerinin düşmemesini, bir yandan emretmekte, bir yandan tavsiyede bulunmaktadır.
Konuyu özetliyecek olursak:
Allah’a verdikleri söze ve ettikleri yeminlere aldırış etmeyip bunları değersiz menfaatler ve şahsî çıkarlar karşılığında bozanlara beş türlü cezâ va’dedilmektedir:
1. Âhirette onlara hiçbir (yüz güldürücü, gönül doldurucu) nasîp yoktur.
2. Allah onlara lütuf yüzüyle hitap etmez.
3. Onlara rahmet nazarıyla da bakmaz.
4. Onlar için çok acıklı bir azâb hazırlanmıştır.
5. Kıyâmet gününde de Allah onları temize çıkarmaz.
Çünkü onlar dünyada belirtilen kötü tutum ve düşünceleriyle beş felâkete kapı açmışlardır:
1. Allah’a karşı saygısızlığın en kötü örneğini ortaya koymuşlardır.
2. Kendi kitap ve şeriatlerini değiştirip menfaatleri karşılığında satmışlardır.
3. Toplum yapısında güvensizlik doğurup fertlerin ahlâkını bozmuşlardır.
4. Millî ahlâka ağır darbe indirmişler ve bu yüzden millî bünyede onarılması zor yaralar açmışlardır.
5. Nasîblerini ararken, sadece dünyalık elde etmeye çalışmışlar ve bunun için herşeyi kendilerine mubah saymışlardır.
Ancak bu kötülük ve günahlardan tevbe edip hakları ödeyerek vicdanını ve ruhunu arındırmaya çalışanlar müstesnâ.. Çünkü Allah tevbeleri çokça kabul edendir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Kitap Ehli’nden bir kısmının kendi şeriatlerini nasıl değiştirdikleri, bir kısmının kendi peygamberlerini nasıl ilâhlaştırdıkları ve bir kısmının da din adamlarını rab edindikleri açıklandıktan sonra aşağıdaki âyetlerle, hiçbir peygamberin kendisine kitap, hikmet ve nübüvvet verildikten sonra, «Allahʹı bırakıp bana kulluk edin» demiyeceği ve esasen bunun peygamberlik ölçülerine ters düşeceği anlatılıyor ve böylece peygamberlerin sıfatlarına atıflar yapılarak görevlerinin sınırı belirleniyor.