MEÂLİ:
74- Lûtʹa da hüküm-hikmet ve ilim verdik ve onu çok iğrenç işlerde bulunan kasabadan kurtardık. Şüphesiz ki onlar, kötü; doğru yoldan çıkmış ahlâksız bir kavim idi.
75- Lûtʹu rahmetimize aldık; çünkü o, iyi-yararlı kişilerden idi.
76- Nûhʹu da hatırla, hani o duâ etmişti de duâsını kabul edip onu da, ev halkını da büyük bir felâket ve sıkıntıdan kurtarmıştık.
77- Ve âyetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım edip intikam aldık. Şüphesiz ki onlar kötü bir kavim idi; biz de hepsini olduğu gibi (tûfanda) boğduk.
MÜʹMİNLERİ TESELLİ
Kurʹân-ı Kerîm burada iki Peygamber’in, kâfirleri doğru yola çağırırken karşılaştıkları zorlukların bir özetini vererek, hakkın nasıl zafer bulduğuna işârette bulunuyor ve böylece Mekke’de müşriklerin ölçü ve insaf tanımaz saldırılarına hedef olan, o yüzden hayli sıkıntı ve üzüntü çeken mü’minlere, kurtuluşun yakın olduğunu ilham ediyor. Zira sünnetullah gereği, hangi millet hakka karşı baş kaldırıp zulüm ve tuğyana başlarsa, mutlaka Allah onlara «Müntakim» ismiyle gereken dersi verir ve çok geçmeden köklerini kesip gereken cezayı indirir. Mekkeli müşriklerin de başlarını eğecek, gururlarını kıracak bir cezayla yüzyüze gelmelerinin kaçınılmaz olduğuna işâretle, inkârcılar uyarılıyor.
MİLLETLERİN YIKILIŞ NEDENLERİ
Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Muhammedʹe (A. S. ) zaferin yakın olduğu müjdesini verirken, putperest Arapların da başaşağı gelecekleri günlerin sayılı olduğuna işârette bulunuyor ve gelip geçen milletlerin yıkılış sebeplerinin bir özetini veriyor:
a) Lût kavmi hem Allahʹa ve âhirete inanmazlar, hem de birçok fenalıkları açıktan işlerlerdi. Daha kötüsü cinsel sapıklığın en çirkini ve en kötüsü olan homoseksüellik onların değişmeyen sanatıydı. kendilerine doğru yolu gösteren Lût Peygamber’e (A. S. ) karşı geldiler ve onu çok incitip üzdüler. Gelen misafirlere saldıracak kadar ahlâksızlıklarını ileri götürdüler. Böylece küfür ve ahlâksızlıkta, zulüm ve tuğyanda işin son kertesine gelip dayandıkları zaman İlâhî sünnet hükmünü yürüttü. Akıp gelen lâvlar altında belirsiz hale getirildiler.
Oysa sözü edilen o azgın kavmi doğru yola irşat etmek için Lut Peygamberʹe (A. S. ) bir çok meziyetleriyle birlikte bir de «hüküm» ve «ilim» verilmişti. O bu iki sıfatıyla hakkı batıldan ayırt edecek, doğru yolu en anlaşılır şekilde gösterecek, bâtılı tanımlayacak, geçmişten misal getirerek aydınlatıcı ve yönlendirici bilgiler verecek bir kudrette idi. Ne çare ki, kavmi cinsel sapıklığın sarhoşluğu içinde ne yaptıklarını, nereye gittiklerini, peygamberin neler getirdiğini anlayacak ve idrâk edecek bir kalbe ve kafaya sahip değillerdi. Çünkü küfür, şehvet ve cehalet onların kalp ve kafalarını iyice islendirip işlemez hale getirmişti.
Böylece bir milletin yıkılış sebeplerinden üçü üzerinde durularak Lut kavmi misal veriliyor.
Ayrıca Kur’ân A’raf, Hud ve Hicr sûrelerinde geçen bu kıssanın çok önemli ve değişik safhalarının bir özetini burada vermek sûretiyle konuya karşı idrâklerimizi tekrar uyanık tutmamızı ilham ediyor. (Fazla bilgi için bak: A’raf Sûresi: 80-84; Hicr Sûresi: 57-76; Hud Sûresi: 69-83. âyetlerin tefsiri)
b) Nuh Peygamber (A. S. ) asırlarca putperest cahillerle; kaba, hırçın, söz dinlemez, öğüt almaz bir milletle mücadele etti. Onları çok sistemli şekilde Hakkʹa dâvet ederek gerçekleri anlatmaya çalıştı. Fakat her defasında onların ancak azgınlık ve inkârları arttı. Bütün teşebbüsler, metotlar ve uyarılar sonuçsuz kaldı. Nuh (A. S. ) böylesine nankör ve azgın, aynı zamanda hakka karşı alaycı bir milleti, Allah’ın değişmeyen sünnetine terketti. O yüzden İlâhî intikam tecelli etti. Başgösteren tufan canlı adına ne varsa silip süpürüp temizledi.
Anlaşıldığı üzere İlâhî sünnet her azgın ve inkârcı millete değişik ölçüde tecelli etmektedir. Lût (A. S. )ın kavmi lavlar altında can vermiştir. Nuh (A. S. )ın kavmi ise tufanda boğulup yok olmuştur. Mekkeliler ve o paralelde olan putperestler hakkında ise, önce elebaşılarından önemli bir kısmının Bedir savaşında can vermesi; sonra da imân ve irfan ordusunun Mekke’yi fethedip mağrur müşriklere başeğdirmesiyle tecelli etmiştir. Çünkü Mekke kutsal bir beldedir. Cenâb-ı Hak o yüzden müşrikleri kahredici, öldürücü bir afetle yeryüzünden silmemiş, ama düne kadar alaya aldıkları fakir ve kölelerin önünde onları dize getirip istemedikleri bir sonuçla karşılaşmalarını gerçekleştirmiştir.
Günümüzde maddeyi temel esas sayıp soysuzlaşanlar; insanları ilâhlaştırıp aşağılaşan toplum ve milletler hakkında ise, sünnetullah daha değişik görüntü ve biçimde tecelli ediyor ve etmeye devam edecektir.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm, A’raf, Yunus, Hud ve İsra sûrelerinde önemli ve ibretli safhalarıyla açıkladığı Nuh (A. S. ) kıssasının burada bir özetini vererek, hem Mekkeliʹleri, hem de yaşamakta olan inkârcı sapıkları uyarmaktadır. (Geniş bilgi için bak: A’raf Sûresi: 59-64, Yunus Sûresi: 72-74, Hud Sûresi: 25-48 ve İsrâ Sûresi: 3. âyetlerin tefsiri)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Küfür ve cehaletin amansız saldırısına uğrayan iki peygamberin mücadelesinin ve sonra da kavimlerinin yok edilmesinin özeti verilerek Mekkeliler ve yaşamakta olan inkârcı toplum ve milletler uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, İsrâil oğulları’na altın devri yaşatan Dâvud (A. S. ) ile Süleyman (A. S. ) konu ediliyor. Hem peygamber, hem de hükümdar olma düzeyinde bulunan bu iki peygamberin insanlar arasında geniş tasarruflara sahip olduklarına dikkatler çekiliyor ve böylece İslâmʹa hasım olan Yahudîler insafa dâvet edilerek, Kurʹân’ın onların peygamberlerinin kadrini nasıl yücelttiğine atıflar ve işâretler yapılıyor.