MEÂLİ:
73- Ey insanlar! bir misâl verildi, ona şimdi iyice kulak verin: Şüphesiz ki Allahʹtan başka taptıklarınız bir sinek bile yaratamazlar; hepsi bunun için biraraya gelse bile (yine de onu meydana getiremezler). Sinek onlardan bir şey koparıp alsa, onu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de âciz..
74- Allah’ın kadr-u kıymetini gereği gibi anlayıp takdîr edemediler. Şüphesiz ki Allah çok güçlü, çok üstündür.
75- Allah, hem meleklerden, hem insanlardan elçiler beğenip seçer. Doğrusu Allah işitendir, görendir.
76- Onların önünde ve ardında olan her şeyi bilir. İşler ancak Allahʹa döndürülür.
İNİŞ SEBEBİ
Müşrikler, hem putların aracı ve şefaatçi olduklarına inanıyorlardı, hem de bir insana nasıl olur da gökten haber gelir diye peygamberlik payesini inkâr ediyorlardı. Yukardaki âyetler, onların bu gibi iddiaları reddedilerek indirilmiştir.
İLGİLİ HADÎSLER
Aziz ve Celîl olan Allah buyurdu:
«Benim yarattığım gibi yaratmayı iddia edenden daha haksız kim vardır? O halde benim yarattığım gibi bir zerre veya bir sinek, ya da bir arpa tanesi yaratsınlar (bir göreyim). » (Buharî/libas: 56- Müslim/libas: 100- Ahmed: 2/232, 259, 391, 451, 527)
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
«Putperestler putlarını za’feranla boyarlar ve kuruyunca sinekler o putların üzerine konar da onlardan bir şeyler koparırlardı. Bir de cahil Araplar yemek hazırlayıp putların önüne koyarlar ve çok geçmeden sinekler o yemeğin üzerine üşüşüp yerlerdi. Sinekler ne kadar zayıfsa, putlar da onlar kadar zayıftı, konan sinekleri kendilerinden savacak kudretleri yoktu. » (Lübabu’t-te’vîl: 3/298)
YARATMA KUDRETİ
«Şüphesiz ki Allahʹtan başka taptıklarınız bir sinek bile yaratamazlar; hepsi bunun için biraraya gelse bile (yine de onu meydana getiremezler).. »
«Yaratma» kavramı Türkçemizde bazan yoktan var kılma, bazan bir şeyi icat etme, bazan da zor bir konuyu çözüp ortaya çıkarma anlamında kullanılır. Şüphesiz bu da dilimizdeki kelime azlığından ileri gelmektedir.
Arapça’da ise, bu «halk» kelimesi olarak geçer ve kök manası «doğru bir takdir» demektir. Sonra da aslı, modeli, örneği olmaksızın bir şeyi yoktan var kılmak veya aslı, örneği ve modeli olan, ya da mayası bulunan bir şeyi meydana getirmek gibi mânalarda çok yaygındır.
«Sizi bir tek candan yarattı» meâlindeki âyet, ikinci mânaya, «Ademi topraktan yarattı» meâlindeki âyet ise, birinci manaya delâlet eder.
Bu tabir veya kavram insanlara nisbet edildiğinde ise, «icat» ve «takdîr» manasına gelir.
İlgili âyette Allahʹa nisbet edilen «halk-yaratma» söz konusudur. İlâhlaştırılan şey ister cansız, ister canlı varlıklar olsun, hiç birinin bir canlı yaratmaya kudretinin yetmiyeceği belirtiliyor. Zira ne bakterileri çoğaltmak bu manada bir yaratmadır, ne de hücre yapısını oluşturan maddeleri biraraya getirmek onun kapsamına girer. Çünkü canlı ancak canlıdan meydana gelir. Hücrelerdeki canlılık vasfını ise, Allah’tan başka verecek bir kudret yoktur.
O halde ilim bir canlının hangi elementlerden meydana geldiğini tesbit etmekte, fakat ondaki canlılık vasfının nereden geldiğini bilmemekte ve nasıl oluştuğuna bir çözüm getirememektedir. Çünkü canlıya canlılık vasfını veren ancak Allah’tır. O bakımdan gerçek anlamda yaratma kudreti Oʹna aittir.
ALLAHʹIN KADRİNİ BİLİP TAKDİR EDEMEDİLER
«Allahʹın kadr-u kıymetini gereği gibi anlayıp takdir edemediler.. »
Varlık âleminde yalnız O’nun düzeni, eşyada sadece O’nun damgası bulunduğu halde, hâlâ bu gerçeği göremiyen, anlayamıyan körler ve sağırlar vardır. Canlı bir varlık kime, niçin hizmet eder? Bir gül veya çiçek o güzelliğini ve taşıdığı nefis koku ve şifayı kime vermeye çalışır? Meyva ağacı neden her yıl çiçek açıp meyva verir? Kendileri için desek, ağacın buna ihtiyacı yoktur. Sözü edilen güzelliğini ve faydalarını vermek zorundadır dersek, onu zorlayan, böyle bir ameliyeye iten nedir?
Buharlaşma, bulutlaşma ve yağmura geçiş kimler içindir? Tükenmez enerji kaynağı olan Güneş kimleri, neleri neden, niçin aydınlatıp ısıtmaktadır?
Dikkat edildiğinde bunların hiçbirinin sunduğu yarar kendisinden yana değildir; bütünüyle insanoğluna yönelik ve onun içindir.
O halde bu mükemmel düzeni kuran, eşyayı belirtilen yarar doğrultusunda insanın hizmetine veren kimdir?
İşte bu hakikati görmemek ve anlamamak, Allahʹın kadr-u kıymetini bilmemek ve anlamamak demektir.
Cenâb-ı Hak kendini tanıtmak için eşyayı gözlerimizin önüne sermekle kalmamış, rahmetinin eseri olarak meleklerden ve insanlardan elçiler ve aracılar seçip göndermiştir. Melek Cebrâil O’ndan alıp peygamberlere getirdi; peygamberler de ondan aldıklarını insanlara teblîğ ettiler. Böylece Kur’ân-ı Kerîm kâinatın esrarını çözen tek şifre, beşer ruhunu besleyip şifâ veren tek ilâç, toplumu ve aileyi ahlâk ve fazîlet ölçülerine göre imân temeli üzerinde geliştiren tek eğiticidir. Hz. Muhammed (A. S. ) da onu bize en iyi şekilde açıklayıp teblîğ eden tek rehberdir.
Bütün bu hikmetleri idrâk edip hilkat kanununun gereğine göre yerini belirleyen mü’minler, şüphesiz ki Allahʹın Aziz sıfatının tecellisine mazhar olurlar. Nitekim 74. âyetin son kısmı Allah’ın iki sıfatıyla noktalanırken, bu inceliği ilhâm etmektedir.
Hiç kimse Allah’tan daha güçlü, daha üstün değildir ve olamaz da. Canlı ve cansızlara güç ve enerji veren O’dur. Bir an kudretinin havasını çekecek olursa, ne biz kalırız, ne de eşya..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yaratma kudretinin ancak Allah’a ait olduğu konu edildi. ilâhlaştırılan şeylerin bir sinek yaratmaya kudretlerinin yetmediği belirtilerek, Allahʹın insanlardan yana yaratıp istifade alanına getirdiği eşyayı Allah’a benzetmenin, O’na ortak koşmanın küfür ve basiretsizlik olduğuna işâret edildi. Böylece inkârcı zâlimlerin Cenâb-ı Hakk’ın kadr-u kıymetini anlayacak bir ruha sahip olmadıkları hatırlatılarak, hakkı ve hakikati ancak Peygamber’in (A. S. ) en doğru anlamda teblîğ ettiğine işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakkʹa teslimiyet gösterip Oʹnun huzurunda rükû’ ve secde etmemiz emrediliyor. İbâdetin önemi belirtilerek hayırlı işlerde bulunmamız tavsiye ediliyor. Sonra da Allah yolunda cihâd etmenin vücubu üzerinde durularak dinde bir zorluk ve sıkıcı bir yan olmadığı; İbrahim (A. S. )ın Hanîf dininde bir zorluğun bulunmadığı ve Hakk’a teslimiyet anlamına gelen «Müslüman» isminin İbrahim’den kalma olduğuna dikkatler çekiliyor ve sonra da namaz, zekât ve Hakkʹın buyruklarına sımsıkı sarılmak ile emredilerek sûre noktalanıyor.