Yunus Suresi 71-74. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِي وَتَذْكِيرِي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ

74.

Nuh'un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah'a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!

Diyanet İşleri

72.

Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi."

73.

Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!

74.

Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

71- (Ey Peygamber! ) O inkârcılara Nûh’un olaylı geçen haberini oku. O bir vakitler kavmine demişti ki: «Ey kavmim, eğer (aranızda) yer almam ve Allahʹın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, ben ancak Allahʹa güvenip dayanıyorum. Siz ne yapacağınızı ve ortak edindiklerinizi biraraya getirin, öyle ki, sonunda ne yapacağınız size tasa olup kalmasın, sonra da hükmünüzü hakkımda uygulayın ve bana hiç de süre tanımayın.

72- Eğer (benden ve öğütlerimden) yüzçevirirseniz, zaten ben siz­den bir ücret istemiş değilim; benim mükâfatım ancak Allahʹa aittir ve ben müslimler (Hakkʹa teslim olmuşlar)dan olmakla emrolundum.

73- Yine de onu yalanladılar. Biz onu ve gemide beraberindekilerini kurtardık ve bu (kurtardıklarımızı) o (yok ettiklerimizin) yerine geçirdik; âyetlerimizi yalan sayanları boğduk. Artık sen o uyarılanların sonunun ne olduğuna bir bak!

74- Ondan sonra kendi kavimlerine Peygamberler gönderdik. Onlar da kavimlerine açık belgelerle, muʹcizelerle geldiler. Daha önce yalan say­dıklarına bakarak bir türlü imân eder olmadılar. İşte (İlâhî buyrukları din­lemeyip) haddi aşanların kalblerini böylece mühürleriz.

NUH PEYGAMBERʹİN BAŞINDAN GEÇENLER

«(Ey Peygamber! ) O inkârcılara Nuhʹun olaylı geçen haberini oku... »

Kurʹân-ı Kerîmʹin taşıdığı yüksek İlâhî üslûp ve yöntemden biri de, hem birbiriyle ilgili, hem de değişik konulara sık sık geçiş sağlamaktır. Ni­tekim geçen âyetlerle inkârcı maddecilerin düşünce ve tutumları bir bir yerilirken hemen sonra Allahʹın varlığına, birliğine ve yüce kudretine delâ­let eden açık belgelere yer verildi. Böylece bir konudan diğer bir konuya geçilerek hem konular bütünleştirildi, hem de okuyana bıkkınlık gelme­mesi amaçlandı. Aynı zamanda müşriklerle çetin mücadeleler veren ve o yüzden çok sıkıntılı günler geçiren Peygamber (A. S. ) Efendimiz ile arkadaş­larına, teselli etme babında geçmiş peygamber ve ümmetlerinin benzeri sıkıntılara uğradıkları ve çok yorucu, üzücü mücadeleler verdikleri hatır­latılıyor.

Konuyu bu açıdan incelediğimizde, onun hem değişiklik içinde, hem de bütünlük içinde olduğunu ve duyguları, düşünceleri berraklaştıracak bir akıcılıkla Hz. Peygamber’e ve arkadaşlarına yeni bir hız ve değişik bir azim ilhâm ettiğini görürüz.

Buna paralel olarak Peygambere (A. S. ) karşı gelip İlâhî âyetleri ya­lanlayanları da korkutmak, yanlış yoldan döndürmek için gelip geçen üm­metlerden çoğunun aynı azgınlık ve bozgunculuk havası içinde hakkı ret ve inkâr etmeleri ve haktan yana olanlara işkencede bulunmaları sebe­biyle İlâhî azâba çarpıldıkları uyarıcı misal olarak veriliyor.

Bu konuda müşriklerle uzun yıllar uğraşıp didinen ve çok ağır suçla­malara mâruz kalan, sonunda İlâhî hükmün kahredici darbeleriyle kavmi helâk edilen Nuh Peygamber’in (A. S. ) kıssası hatırlatılıyor, aynı zamanda tarihin tekerrür ettiğine ve edeceğine atıflar yapılıyor.

Nuh kıssasının birkaç yerde değişik anlatım biçimleriyle ve önemli saf­halarıyla tekrarlanması, bu peygamberin ve başından geçen olayların Asya ve Afrika kıtalarında çok yaygın ölçüde bilinmesinden, ayrıca Tevratʹın da bu olaydan geniş çapta bahsetmesinden kaynaklanmaktadır. Aynı zaman­da Nuh kıssası bir hikâye değil, milletlerin, ailelerin ve halka yol gösteren­lerin öğüt ve ibret almalarını telkîn eden tarihî hakikattir.

Nuh Peygamber (A. S. ) olayında önemli ve ibretli pasajlar:

a) Nuh Peygamber, putperest müşrik olan, yani Allah’a ortak koşan ve O’nu inkâr eden büyük bir kavimle uzun yıllar aralıksız mücadele et­miştir.

b) Müşriklerin alaylı sataşmalarına, tehdit ve hezeyanlarına yine aynı yıllar süresince sabretmiş, tek dayanağı ve güven kaynağı olan Allah’tan bir an olsun ümidini kesmemiş, görevini aksatmamıştır.

c) Allahʹın âyetleriyle, duygu ve düşüncelere, sonra da akıl ve man­tıklara seslenerek öğüt vermiş; yapıcı, yönlendirici telkinlerde bulunmuş­tur.

d) Onun bıkmak ve usanmak bilmeyen azm-ü gayreti karşısında müş­rikler bıkkınlık duymaya başlamışlar ve Nuhʹun (A. S. ) varlığı, aralarında bu­lunması onlara ağır gelmeye başlamıştır.

e) Çevresinde inanan az kimselerin bulunmasına rağmen, sapık müş­rikler doğru yolu seçerler diye bütün gücünü ve imkânlarını kullanmasını ihmal etmemiştir.

f) Uzun yılların geride kalması ve görünürde fazla bir mesafenin katedilmemesi onu ümitsizliğe düşürmemiş, irşat ve teblîğ doğrultusunda at­tığı hakkın kıvılcımlarının bir gün büyük bir meşale olacağını düşünmüş, hiç değilse, geriye ibret alınacak çok şeyler bıraktığını farketmiştir.

Nitekim kutsal kitaplar bu büyük peygamberden ve onun uzun yıllara dayalı mücadelesinden etraflıca bahsetmektedirler ki, bu onun unutulma­masını sağlamıştır.

g) Sonunda müşriklere açıktan meydan okuması çok dikkat çekicidir. Çünkü Nuh Peygamber (A. S. ) İlâhî sünneti ve hükmü çok iyi bilenlerden biridir. Artık küfür ve azgınlığın belli kerteye gelip dayandığını görüyor, ne­ticesinin büyük bir azâp ile noktalanacağını hissediyordu. O bakımdan son sözünü söylemiş ve son uyarısını büyük bir cesaret ve celâdetle ortaya koymuştur.

h) Bununla beraber hadlerini bilmeyen azgın müşriklerin bu meydan okumaya karşı bir çılgınlık yapmalarına meydan vermemek ve meydana gelince de kendileri için bir üzüntü ve tasa sebebi olmamak için iyi düşü­nüp ona göre karar vermelerini hatırlatmayı ihmal etmemiştir.

i) Birkaç yüzyıl Allah’ın emirlerini ve yasaklarını teblîğ ile görevli büyük bir peygamberin kimselerden az veya çok bir ücret talep etmediği ve almadığı ayrı bir fazîlet örneğidir ki, dinî yaymayı kendine hizmet bilen mürşitlerin bu konuda çok dikkatli olmalarına işâret vardır.

j) Her hâl-ü kârda Hakk’a teslimiyet gösterdiğini ve göstereceğini, al­dığı emrin de bu anlamda olduğunu tekrar tekrar ifade etmiştir.

Şüphesiz ki bu on kadar önemli husustan hemen her peygamberin Al­lah yolunda hizmet ederken sapmadığı bir vakıadır. Özellikle Sevgili Pey­gamberimiz Hz. Muhammed (A. S. ) bunları fazlasıyla ortaya koymuş ve kıyâmete kadar bütün din mürşitlerine, tebligatçılarına en sağlam ve en uygun kıstasları bırakmıştır. Başarının sırrı, bu maddeleri kendi nefsinde toplamaya azmedenlerden yanadır. Bâtıl da eninde sonunda silinip yok ol­maya mahkûmdur. Ancak hakkın ve bâtılın belirtilen noktaya erişmesi, ya­ni hakkın zafer bulup üstünlük sağlaması, bâtılın baş aşağı gelip silinme­si bazı şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Yukarıda yaptığımız açıklama kısmen o şartları içermektedir.

Nuh Peygamber’in ibret ve öğüt dolu kıssasından sonra bir çok pey­gamberler peşpeşe gönderilmişse de, geçmiş olaylar çarçabuk unutuldu­ğundan, batıl yine hortlamış ve hakkın karşısına dikilerek çetin mücade­lelere neden olmuş, fakat tarih zaman zaman tekerrür ederek birçok ka­vimler yerle bir edilmiştir.

Kur’ân’ı Kerîmʹde sözü edilen ibretli olaylara sık sık temas edilmesi, önce Mekke müşriklerini uyarmaya, sonra da yaşamakta olan her inkârcıʹ millet ve topluluğun akıl ve idrâkine seslenmeye ve geçmişten öğüt ve ibret almalarına yönelik bir tavsiyedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, inkârı nifak ve şikakla, kin ve ihtirasla, ben­cillik ve tutuculukla birleştirip bütünleştiren Mekke müşrikleri ve sonra da inkârcı her grup uyarıldı. Aynı sakıncalı yolda yürüyen Nuh kavminin ha­zin akibeti perde perde yansıtıldı.

Aşağıdaki âyetlerle tarihin tekerrür ettiğine, İlâhî hükmün hiçbir za­man şaşmadığına delâlet eden Musa Peygamber ile Fir’avn kıssası önem­li bölümleriyle açıklanıyor. İsrâiloğulları’nın Mısır’da mâruz kaldıkları sı­kıntılı günlerin sonunda, Allah’a güvenip dayandıklarından ferahlatıcı gün­lerin geldiği hatırlatılarak mü’minlerin ancak Allah’a güvenip dayanmaları isteniyor ve başarının, kurtuluşun haktan yana olanların yüzüne güleceği­ne işâret ediliyor.