Bakara Suresi 72-73. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ فِيهَا وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُرِيكُمْ اٰيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

73.

Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

Diyanet İşleri

73.

"Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

72 - Hatırlayın ki, bir zamanlar bir adam öldürmüştünüz ve onun hakkında (birbirinizi suçlamak suretiyle) pekişmiştiniz. Allah da sizin giz­lediğinizi meydana çıkarandır.

73 - «Sığırın bir kısmını öldürülen adama vurun» demiştik. (Vurulun­ca da o dirilivermişti). İşte böylece Allah ölüleri diriltir. Aklınızı iyice kul­lanasınız diye âyetlerini size gösterir.

İLGİLİ HADÎSLER

Ebû Rezîn (R. A. )den; Cenâb-ı Peygamber (A. S. )dan şöyle sorduğunu nakleder:

- Ey Allah’ın Resûlü! Allah ölüleri nasıl diriltecek?

- Otları henüz yeşermemiş bir vâdiden geçtikten sonra tekrar, ye­şillenmiş bir halde oraya uğradın mı?

- Evet, uğradım.

- İşte öldükten sonra dirilip kalkmak da böyledir.

İLMÎ YÖNÜ (Rûhları çağırmak = İspritizma)

Yetmiş ikinci âyetle belirtilen kati hâdisesi ve boğazlanan sığırın bir parçasının dokundurulmasıyla maktûlün dirilip katilin kim olduğundan ha­ber vermesinin keyfiyeti üzerinde çeşitli görüş, tefsîr ve te’villerde bulu­nulmuştur. Fakat çoğu ilmî bir değer taşımamaktadır. Bizce en önemli olan cihet, hâdisenin ispritizma ile ilgili olup olmadığıdır.

Ölülerin ruhlarıyla haberleşmenin mümkün olduğuna inananlar ve bu­nun için aracılık yapacak bir «medyum»a ihtiyaç bulunduğunu iddiâ eden­ler, âyette bu tarz bir olaya temas edildiğini zannederler ve İsrâîloğullarıʹnın da ispirtizma ile uğraştıklarını belirterek, Tevrat’ın Samuel Kitabının 28/1-21’de anlatılan kıssayı delil olarak gösterirler:

«Samuel ölmüştü. Bütün İsrâîl onun için dövünmüşlerdi. Onu Roma’da kendi şehrinde gömmüşlerdi. Bunun üzerine Saul (Talut) cincileri ve bakıcıları memleketten kaldırmıştı. Filistinliler toplanıp geldiler, Şunemde ordugâh kurdular. Saul bütün İsrâîl’i topladı, Gilboada ordugâh kurdular. Saul, Filistinlilerin ordugâhını görünce korktu, yüreği titredi. Saul Rabden sordu, fakat Rab kendisine ne rü’yalarla, ne Urimle, ne de peygamberler­le cevap vermedi. Saul kullarına dedi ki: Benim için bir cinci kadın ara­yın ve ona gidip sorayım. Kulları ona dediler ki: İşte En-dorda bir cinci kadın var. Bunun üzerine Saul kılığını değiştirdi, başka elbise giyindi ve iki adamla beraber gitti, geceleyin kadının yanına geldiler. Kadına dedi ki: Rica ederim, benim için cinle fala bak ve sana söyliyeceğim kimseyi bana çıkar. Kadın ona dedi ki: İşte, Saulʹun ne yaptığını cincileri ve bakı­cıları memleketten nasıl attığını biliyorsun da neden beni öldürtmek için canıma tuzak kuruyorsun? Saul, kadına: Hayy olan Rabbim hakki için bu işten sana bir kötülük gelmiyecektir. Kadın dedi ki: Sana kimi çıkarayım. Saul: Bana Samuel’i çıkar, dedi. Kadın, Samuelʹi görünce yüksek sesle bağırdı ve: «Sen Saul’sun da niçin beni aldattın? » diye Saul’a söyledi. Kıral ona dedi ki: Korkma, fakat ne görüyorsun? Kadın Saul’a dedi ki: Yerden çıkmakta olan bir ilâh görüyorum. Saul ona: Çıkan kimse ne bi­çimdedir? diye sordu.. Kadın: «Kocamış bir adam çıkıyor, bir cübbeye bürünmüş. Ve Saul o çıkanın Samuel olduğunu anladı. Yüzüstü eğilip ye­re kapandı. Samuel ona dedi ki: Beni çıkararak niçin rahatsız ettin? Saul dedi ki: Çok sıkıntıdayım, çünkü Filistinliler bana karşı cenk ediyorlar. Allah benden ayrıldı, artık ne peygamberlerle, ne de rü’yalarla cevap ve­riyor. Ne edeceğimi bana bildiresin diye seni çağırdım. Samuel dedi ki: Mademki Rab senden ayrılmış ve sana düşman olmuştur. O halde niçin benden soruyorsun. Rab benim vasıtamla söylediği gibi sana yaptı ve Rab kırallığı senin elinden kopardı, onu senin komşuna, Dâvudʹa verdi. Sen Rabbin sözünü dinlemediğin için ve onun kızgın öfkesini Amelekilere yapmadığın için Rab da bugün sana bu şeyi yaptı. Ve Rab İsrâîlʹi de se­ninle beraber Filistinlilerin eline verecek ve yarın sen de, oğulların da be­nimle beraber olacaksınız. İsrailʹin ordusunu da Rab Filistinlilerin eline verecektir. »

Gerçi bu cümlelerde ispritizma kısmen de olsa delâlet eden yer­ler mevcuttur. Fakat esas itibariyle cinler aracılığıyla Samuel’in rûhunun çağırıldığı anlaşılıyor. Nitekim Şeyh Tantâvî Cevheri Tevrat’ın ispritizma­dan bahsettiğini ve herkesten evvel Müslümanların -Kur’ân-ı Kerîm’in de temas ettiği- bu ilimle meşgul olmalarının gerektiğini yazmıştır.

Son yıllarda bu iş üzerinde derin incelemelere girişilmiş, ciddî dene­meler yapılmıştır. Bununla beraber konunun henüz bir ilim dalı olduğu iddiâ edilmemiştir.

Bu konuyla alâkalı eserlerin kaydettiğine göre: İspritizmanın ileri cemiyetlerde tanınması ancak XIX. yüzyılda mümkün olmuştur. Hikâyeye göre, 1848 yılında New-York eyaletinde Fox adında bir çiftçinin evinde acayip olaylar vuku’ bulmaya başlayınca oralarda yaşıyan halk heyecana kapılmış. Akşamları el ayak çekildikten sonra Foxʹların evinin kapısı mun­tazam fasılalarla vurulmaya başlamış. Evin küçük kızı Kate Fox kapıyı vuran görünmez kimsenin rûhlar âleminden bir misafir olabileceğini ileri sürmüş. Kate iyi bir medyummuş. Rûhla temas sağlayınca, vaktiyle o ev­de öldürülmüş bir adamın rûhu olduğunu öğrenmiş. O günden sonra da rûhlarla konuşmak, onlardan haber almak merakı her yere yayılmış.

Hikâye bu olmakla beraber, meselenin ilmin bir dalı hâline getirilip getirilemiyeceği bugün için meçhuldür. Ancak medyumlara gelenlerin rûh­lar değil de cinler olması kuvvetle muhtemeldir. Zira anladığımız kada­rıyla ruhların Berzah âleminden Dünya’ya yönelip rastgele kişilerle temas kurması sünnetullah’a ters düşmektedir. Peygamberler ve yüksek dere­cedeki kâmil velîlerle temas kurmaları ise istisnâ teşkil eder ki genel kai­deyi bozmaz. Tevrat’taki kayıtlardan da, Samuel’in cinler aracılığıyla ça­ğırıldığı daha yakın bir manâyla anlaşılıyor. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen di­riltme ve haber verme hâdisesinin, ispritizma ile ne uzaktan, ne de ya­kından ilgisi var. Çünkü âyetin siyak ve sibakı buna mütehammil değildir. Cenâb-ı Hakk onu bir muʹcize olarak diriltmiştir. Âyetin son kısmı: «Ak­lınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gönderir. » meâlindedir ki, muʹcizenin insanlar üzerindeki te’sirini beyân ederek akıl sâhiplerini inkâr fırtınasından kurtarmak ister.

AHLÂKÎ YÖNÜ:

(Ve iz gateltum nefsen…)

İşte Yaratan’ın kudretine, tekrar dirilmenin hakikatına, ölüm ve di­rimin tabiatına delâlet eden açık bir belge. Cenâb-ı Allah sığırın boğaz­lanmasındaki hikmet perdesini kaldırıyor ve âhirete dosdoğru îmân edip dünya hayatını ona göre düzenlemenin lüzumuna işâret ediyor. Çünkü ölümden sonra tekrar dirilmeye inanmak kadar ahlâkı yükselten bir esas ve prensip düşünülemez. Kur’ân-ı Kerîm bu müessir prensipi milletlerin kafasına zerketmek için geçmiş milletlerden misaller veriyor ve olayları, aklı harekete geçirecek şekilde bizlere aktarıyor. (leallekum tağgılûn) buyuruyor.

Evet, Kur’ân-ı Kerîm, önce insanın duygu ve düşüncesine hitab eder, sonra akla lâyık olduğu değeri verir. Hislerin insan üzerindeki te’siri çok büyüktür. Aklı harekete getirmek için ona ilk malzemeyi veren hislerdir. Bunun için Cenâb-ı Hak âhirete, hesap ve cezâ gününe inanmak için ön­ce İsrâîloğulları’nın hislerine teʹsir edecek bir maktulü diriltiyor. Bu açık mu’cizeyle lüzumlu malzemeyi verdikten sonra: «Aklınızı iyice kullanası­nız diye âyetlerini size gösterir, » buyuruyor.

Ayni metodu Hazret-i İbrâhim’in de tâkip ettiğini yine Kur’ân’dan öğ­reniyoruz: «Bir vakit de İbrâhim: «Rabbim! Ölüleri nasıl diriltirsin, bana göster? » demişti. Allah ona: «İnanmadın mı? » buyurmuştu. O da: «Ha­yır, inandım (ve inanıyorum) fakat kalbim yatışsın diye (arzuluyorum)» demişti. » (Bakara Sûresi: 260. âyet).

İbrâhim (A. S. ) kâinattaki nizamdan istidlâl ederek aklıyla inandığı ve bütün şüpheleri attığı halde itmi’nane kavuşmak için hislerine hitap edil­mesini istemiş ve bu arzusu yerine getirilmiştir.

O halde, yalnız hisse bağlı kalmak, aklı kullanmamak bizi gerçeğe ulaştıramaz. Sadece akla bağlı kalmak ve her şeyin onunla halledilece­ğine inanmak da doğru değildir. Akıl; imân ve basîretten ışık, duygu ve düşünceden malzeme aldığında hakikatı keşfedebilir. Kur’ân-ı Kerîm’in talim etmek istediği işte budur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

(Summe gaset gulûbukum mim bağdi zâlike)

İnsanları harekete getiren, onları itaatkâr bir cemiyet hâline sokan akıl değil imândır. İmânı besliyen, İlâhî buyruklardır. Duygularımız aklın; akıl da îman ve basîretin emrine girmelidir. Yukarıdaki âyetlerde, İsrâîloğulları için âyet ve mu’cizeler gösterilmiş ve imânı beslemek için Tevrat indirilmişti. Fakat ruhî varlıklarını maddî hayatlarına tercîh edemiyen, ce­halet ve nefsanî arzularını ulvî hakikatler uğrunda fedâ edemiyen bu za­vallıların kalbleri katılaştıkça katılaştı. Aşağıdaki âyetlerde ise, onların kalb katılığını, taş gibi veya daha katı olduğunu beyân ederek İlâhî nizamlara isyân edenlerin böylesine bir rûhî maraza mübtelâ olacaklarına işâret ediliyor.