Hucurat Suresi 6-8. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ وَاعْلَمُوا اَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللّٰهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِي كَثِيرٍ مِنَ الْاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الْاِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

7.

Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.

Diyanet İşleri

7.

Bilin ki, aranızda Allah'ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarı, fasıklığı ve (İslam'ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.

8.

Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

6- Ey imân edenler! Eğer din ve ahlâk sınırlarını aşan yozmuşun biri size bir haberle gelirse, onu (o haberin doğru olup olmadığını) iyice araş­tırın, sonra bilmeden bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da yaptığınıza pişman olursunuz.

7-8- Bilin ki, aranızda Allahʹın Peygamberi bulunuyor. Eğer O, bir­çok işlerde size uymuş olsaydı, elbette sıkıntıya uğrar, kötü duruma dü­şerdiniz. Ne var ki Allah, imânı size çok sevdirdi de onu kalbinizde süs­leyip çekici kıldı. (Buna karşılık) küfrü, dinî ve ahlâkî sınırları aşmayı, baş kaldırıp itaâtsizlikte bulunmayı size çirkin ve tiksindirici göstermiştir. İşte bu ölçüde olanlar, Allahʹtan geniş lütuf, bol ihsân ve bir nîmet olarak doğru yolda bilerek yürüyenlerdir. Allah, bilendir ve hikmet sâhibidir.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Velîd b. Ukbe’yi (R. A. ), Benî Mustalık Kabilesiʹne zekât toplamak üzere göndermişti. Ne var ki, Velîd ile bu kabile arasında cahiliyet devrinden mîras kalma bir düşmanlık devam ediyordu. Kabile halkı, Resûlüllahʹın (A. S. ) emrine ta’zîm olsun diye Velîdʹi saygıyla karşıladılar. Velîd ise, şeytanın fısıltılarına kulak vererek onların kendisini öldüreceklerini sanıp kaçtı ve Hz. Peygamberʹe (A. S. ) gelip, Mustalık Oğul­ları’nın zekât vermiyeceklerini söyledi. Hz. Peygamber bu olaya çok üzül­dü ve biraz da öfkelendi. Bu arada adı geçen kabilenin aklı eren ileri ge­lenleri durumu tahmîn edip acele Medine’ye geldiler ve Peygamber (A. S. ) ile görüşüp gönderdiği tahsildarı saygı ile karşıladıklarını, ancak buna rağ­men onun vehme kapılıp zekât toplamadan geri döndüğünü anlattılar. Bu arada sizden, geri dönmesi için yazılı bir emir aldığını ve Resûlüllah’ın bu emirle Mustalık Oğullarıʹna gazap ettiğini ilâveten bildirdiler.

Resûlüllah’ın (A. S. ) şüphesi tam anlamıyla zâil olmadı. Durumu yerin­de ve etraflıca tahkîk etmesi için Hâlid b. Velîd’i (R. A. ) görevlendirdi ve işi gizli tutmasını tenbîh etti ve sonra şöyle buyurdu: «Ya Hâlid! Bak, eğer onlarda imânlarına delâlet eden bir durum görürsen, mallarının zekâtını kabul et. Böyle bir belirti görmez isen, kâfirlere ne yapılması gerekiyorsa, onlara da onu yap! »

Hâlid b. Velîd (R. A. ) aldığı emir üzerine hareket etti. Hem akşam, hem de yatsı namazı için ezan okuduklarını işitti. Şüphesi kalmayınca, zekâtla­rını aldı ve onlardan son derece itaât ve saygı gördü. Dönüp durumu Hz. Peygamberʹe (A. S. ) arz ettiğinde, ilgili âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl/Nisâbûrî: 261- Lübabu’t-te’vîl: 4/166)

İLGİLİ HADÎSLER

«İslâm açık ortadadır. İmân ise kalptedir. » (Müsned-i Ahmed: 3/135)

«Teenni (soğukkanlılık, sakinlik ve sabırlı olmak) Allahʹtandır. Acele­cilik ise şeytandandır. » (Tirmizî/birr: 66- İbn Hibbân)

ŞÂHİTLİK VE HUKUKÎ YÖNÜ

«Ey imân edenler! Eğer din ve ahlâk sınırlarını aşan yozmuşun biri size bir haberle gelirse, onu (o habe­rin doğru olup olmadığını) iyice araştırın.. »

Fâsik: Fisk kökünden türetilen bir sıfattır. Fisk ve füsûk: Allah’ın emirlerini terketmek, hakka karşı gelip doğru yoldan çıkmak anlamına ge­lir. Ayrıca zina ve hayasızlık manâlarında da kullanıldığı vâkidir.

Toplumda bu karakterde insanlar eksik değildir. İlâhî emirleri terke­dip, haktan ve doğruluktan ayrılan kimse, rahatlıkla yalan söyleyebilir; aynı zamanda fitne çıkarmaya özenebilir.

O halde böyle karakterde olan kişiler, çoğu zaman gayr-i âdil olur­lar. Verdikleri haber kabule şayan sayılmamalı, tez elden tahkîk edilme­lidir.

Bunun aksine İlâhî emirlere uyup âdil olduğu ve doğru yolda yürüdü­ğü bilinen ve böyle tanınan bir müʹminin verdiği haber kabul edilebilir. Çün­kü haber bir emanettir; fisk ise onu boş ve anlamsız kılan bir karinedir.

İmam Şâfiî’ye göre: Fâsik, nikâhta şahit olamaz. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlikʹe göre, olabilir.

Aynı zamanda müctehid imâmlar bu âyetin ve Resûlüllahʹın (A. S. ) uy­gulamasının ışığı altında, şer’î hükümlerle ilgili konularda ve şâhsî hu­kukta bir kişinin şahitliğinin kabul edilemiyeceğini hükme bağlamışlardır.

Ancak şehadet nisabı, olaylara ve konulara göre değişir. Öyle ki, her olay ve konu için sadece iki şâhit veya iki kadın şâhitle bir erkek şâhit ye­terli olmayabilir.

O halde İslâm Hukukuna göre, şahitliği beş bölümde toplayabiliriz:

1- İlâhî haklara dayanan zinâ isnadında dört erkek şâhit gerekir. Üç şahidin bu husustaki şehadetine itibar edilmez ve bundan dolayı iftira su­çuyla her birine seksen değnek şer’î ceza uygulanır.

2- Diğer şer’ân hadleri gerektiren konularda iki erkek şâhit gerekir. Adam öldürmek ve içki içmekle ilgili şahitlik bu cümledendir.

3- Yukarıdaki her iki konu hakkında kadınların şahitliğine itibar edil­mez ve onların bu husustaki şahitlikleri dinlenmez.

4- İnsan haklarına dayalı olan konularda ise, ya iki erkek, ya da bir erkek, iki kadının şehadeti gerekir. Bu hususlarda yalnız kadınların şahitliği muteber değildir.

5- Ancak insan haklarıyla ilgili bir konuda, yalnız kadınların görüp tesbiti mümkün olması, erkeklerin mümkün olmaması halinde sadece ka­dınların şahitliği kabul edilir. Meselâ kadın hamamında bir adam öldürme olayı meydana geldiği takdirde, yalnız kadınların şahitliğine itibar edilir. (Geniş bilgi için bak: Bedayi’u’s-Senayi’ Fi-Tertibi’ş-Şerâyi“: 6/266-270 ve 7/33-64)

PEYGAMBERʹE (A. S. ) UYMAK

«Bilin ki, aranızda Al­lahʹın Peygamberi bulunuyor. Eğer O, birçok işlerde size uymuş olsaydı, elbette sıkıntıya uğrar, kötü duruma düşerdiniz.. »

Hz. Muhammed (A. S. ) hem peygamber, hem devlet adamı, hem de ordu kumandanıdır. Din işlerini, bütünüyle vahye dayanarak yürütürdü. Dünya işlerini de bazan Melek Cebrâil’in talimatına göre, bozan da Melek Cebrâil bir talimat indirmediğinde, ashabının ileri gelen ve umur bilenleriyle isti­şarede bulunarak yürütüp gerekeni yerine getirirdi.

Acelecilik, hissî davranma, nefse uyma insanın tabiatında mevcuttur. Oysa Peygamber (A. S. ) Efendimiz bu gibi sıfatlardan arındırılmıştı. Gerek Hudeybiye’de, gerekse Velîd b. Ukbe olayında eğer ashabından çoğunun görüş ve düşüncesine uysaydı, sonuç çok kötü olur, birçok kimsenin kanı yok yere akar ve telâfisi zor gedikler açılırdı. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) böylesine önemli ve muhataralı konularda, hislerin kabardığı hallerde as­habının görüşüne uymazdı. Soğukkanlı olmayı, sabretmeyi ve olayı sebep ve sonucuyla düşünmeyi tercîh ederdi.

Bu, mü’minlere yön tâyin etmekte ve liderlerin olaylar karşısında çok dikkatli olmalarını ilhâm etmektedir.

ALLAHʹIN MÜ’MİNLERE ÜÇ BÜYÜK LÜTFU

«Ne var ki Allah, imânı size çok sevdirdi de onu kalbinizde süsleyip çekici kıldı. (Buna karşılık) küfrü, dinî ve ahlâkî sınırları aşmayı, baş kaldırıp itaâtsizlikte bulunmayı size çirkin ve tiksin­dirici göstermiştir.. »

Kulun himmet ve gayreti Allah olunca, Cenâb-ı Hak onun kalbinde üç feyiz meydana getirir:

1- İmânı çok sevme duygusu gelişir,

2- İmân gönülde kökleşip çekici duruma gelir,

3- Küfür, fisk ve isyâna karşı tiksinme hissi iyice belirginleşir.

Mekke’de Resûlüllahʹa (A. S. ) inanıp bağlanan mü’minler, imânlarından kaynaklanan bir zevkle, yurtlarını, mallarını ve hısımlarını terkederek Me­dineʹye ve daha önce de bir kısmı Habeşistanʹa hicret etmişlerdir.

İman onlara o kadar süslü ve çekici gelmişti ki, bu uğurda karşıları­na çıkan her türlü saldırı, işkence, alay ve benzeri tecavüzlere göğüs ger­mesini ve dayanma gücünü ortaya koymasını bilmişlerdi. Hiçbir olumsuz olay, onları bu güzel ve çekici nimetten uzaklaştıramamıştı.

Yine bu bahtiyar ve saygıdeğer mü’minler fethettikleri hiçbir ülkede, yağmacılık yapmamış, kadın ve kızlara tasallutta bulunmamış ve her zaman Allah korkusuyla hareket edip adâletten ve güzel ahlâktan ayrılmamışlar­dır. Çünkü dosdoğru imândan ve onun ürünü olan sâlih amellerden başka diğer her iş ve amelden tiksinmişler, nefret etmişlerdir.

Bu da, Hz. Peygamberʹe (A. S. ) dosdoğru uyup kendi mantıklarına ve kişisel görüşlerine göre hükmetmemelerinden kaynaklanmaktaydı.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, ahlâkan düşük bir kişinin getireceği habere iti­bar edilmemesi konu edildi. Mü’minlerin kendi görüşleri doğrultusunda hü­küm vermemeleri, birçok konularda Resûlüllahʹa uymaları emredilerek hatâlı düşünce ve davranışta bulunmamaları tavsiye edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, müʹminlerden iki grubun arası açılıp birbirleriyle vuruşmaya yöneldikleri zaman, onların arasını düzeltmemiz emrediliyor ve nasıl hareket etmemiz gerekiyorsa, o hususta bilgi veriliyor ve mü’minle­rin kardeş oldukları belirtilerek ona göre bir hava oluşturmamız bildiriliyor.