MEÂLİ:
69- Öyle ya, kim Allahʹa ve Peygamberʹe itaât ederse, işte onlar Allahʹın kendilerine nîmet sunduğu Peygamberler, Sıddîkler, Şehitler ve Sâlihlerle beraberdirler. Bunlar ise, ne güzel arkadaşlardır.
70- İşte bu bol nîmet, çok ihsân Allahʹtandır. Allahʹın (her şeyi gereği gibi) bilmesi yeter.
İNİŞ SEBEBİ
Ashabdan Sevbân (R. A. ) bir gün iyice üzülmüş ve rengi değişmişti. Bu vaziyette Peygamber (A. S. ) Efendimize geldi. Aralarında şu konuşma geçti:
- Ya Sevbân! rengin neden değişmiş, neyin var?
- Ya Resûlellah! bu bir hastalık veya ağrıdan, sızıdan dolayı değildir.
- Ya neden dolayıdır?
- Sizi görmediğim zaman dayanamıyorum, huzurunuza gelinceye kadar kendimi bir bakıma yalnız ve kimsesiz hissediyorum. Sonra âhireti ve sizin erişeceğiniz makamın yüceliğini, kendi derecemin çok aşağılarda bulunacağını düşünerek sizi orada göremiyeceğimden endişe ediyorum. Bu durumda Cennet’e girmemin ne anlamı var, girmemem daha iyi olur, diyorum.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Esbâb-ı Nüzul/Nisaburî - Tefsîr-i İbn Kesîr - Tefsîr-i Kurtubî - Mefatihü’l-Gayb/Fahruddin Razî)
Ashabdan Abdullah bin Zeyd bin Abdirabbih (R. A. ) anlatıyor:
Bir gün Peygamber (A. S. ) Efendimize dedim ki:
- Ya Resûlellah! Sen ve biz öldüğümüzde sen en yüce makamlarda bulunursan, biz artık seni göremeyiz ve seninle buluşamayız.
Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi.
Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz vefat edince Hz. Abdullah bu ayrılığa dayanamadı ve: «Allahım! gözlerimin görme hassesini al, peygamberden sonra başka bir şey görmek istemiyorum! » diye duâ etmiş ve duâsı aynen kabul olunmuştu. Kısa zamanda iki gözünü kaybettiği rivâyetler arasında geçer. (Tefsîr-i Kurtubî: 5/271)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kim bir kavmi (millet veya kabileyi) severse, Allah onu o kavim ile birlikte haşreder. » (Taberânî: Merfuan rivâyet etmiştir)
«Kişi sevdiğiyle beraberdir. » (Buharî-Müslim: Enes bin Mâlik (R. A. )den)
Bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimize gelip sordu:
- Kıyâmet ne zaman kopacak?
Peygamberimiz (A. S. ):
- Orası için neler hazırladın?
Diye sordu. O da:
- Hiçbir şey, ancak ben Allahʹı ve Peygamberini çok severim.
Diye cevap verdi. Peygamberimiz (A. S. ) ona:
- Sevdiklerinle beraber olacaksın! müjdesini verdi. (Buharî - Müslim)
Ashab’dan Rabi’a bin Kâb el-Eslemî diyor ki:
«Bazan Peygamber (A. S. ) Efendimizin yanında geceler, O’nun abdest suyunu hazırlar ve diğer hizmetlerinde bulunurdum. Bir gün bana sordu:
- Bir arzun varsa, iste!
- Cennetʹte size arkadaş olmayı isterim, dedim.
- Başka bir arzun yok mu? diye sordu. Ben de:
- Hayır, sadece bunu arzu ediyorum, dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
- O halde çok secde etmekle bana bu hususta yardımcı ol! » (Müslim: Rabi’a bin Kâb (R. A. ) den)
«Kim Allah yolunda (hizmet için) bin âyet okursa, Kıyâmet Günü Peygamberler, Sıddîkler, Şehitler ve Salihlerle beraber bulunma (derecesine) yazılır. » (Ahmed bin Hanbel)
«Doğru ve güvenilir tacir; Peygamberler, Sıddîkler, Şehitler ve Salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaşlardır! » (Tirmizî/büyû: 4 - İbn Mâce/ticaret: 1 - Dâremî /büyu: 8)
MÜ’MİN İÇİN EN YÜKSEK AMAÇ, ALLAH VE PEYGAMBERE MUTLAK İTAATTİR
«Öyle ya, kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse.. »
İnsan yüce maksatlar, üstün nimetler, sonsuz saadetler için yaratılmıştır. Allah’ı bilip O’na kulluk görevini yerine getirmek ise, bu yaratılışın ilk ve son gayesidir. Basit şeyleri kendine amaç edinen; hayatı sadece çalışıp kazanmaktan, servet edinmekten, yiyip içip eğlenmekten ibaret sanan kişiler, önce niçin insan olarak yaratıldıklarının farkında değillerdir. Çünkü bizden aşağı varlıklar da aynı şeyi fazlasıyla yapmaktadırlar. O halde insan olmanın anlamı nedir?
Varlık âleminde her sanat, sanatkârını; her eser, yapıcı ve plânlayıcısını tanıtır. Sanat değeri en üstün olan insan neyi tanıtmakta veya hangi üstün kudreti yansıtmaktadır? Bunu idrak edemiyenler, nankörlüğün en kötüsünü ortaya koymuyorlar mı? Bizans veya Hititlerden kalma şekillendirilmiş bir taş, ya da mermer parçası karşısında hayranlığını açığa vuran, cansız ve de şuursuz ve akılsız bir heykel karşısında dakikalarca durup, ona şekil veren ustanın yüksek başarısına kendini kaptıran insan, neden ruhunu, akıl, zekâ, hafıza ve benzeri yetenekleri de beraberinde taşıyan kendi vücuduna böylesine hayran hayran bakmaz; İlâhî sanatın yüceliği, kudretinin eşsizliği karşısında diz çöküp Yaratanına yönelmez? Neden bu hakikati hatırlayıp el kaldırmaz? Körlüğün, basîretsizliğin, düşüncesizliğin bu kadarı daha hayret verici değil midir?
Gelişen teknik imkânlarla fezaya fırlatılan uydular ve onları icat edenler derin bir heyecan ve takdirle alkışlanırken, fezayı milyarlarca yıldızlarla süsleyen, her birine ayrı bir yörünge değişik bir hareket sunan ve bir bütünlük içinde denge ve düzeni kuran yüce kudretin bu eşsiz eseri karşısında secdeye kapanmak aklın, mantığın ve insan olmanın gereği değil midir?
İşte Kur’ân, insan ruhunu bütün yetenekleriyle bu noktaya çekmekte, onu basit bir hayvanî düzeyden alıp insanlığına yakışan seviyede tutmayı plânlamaktadır. Öyle ya; kim Allahʹa ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nîmet sunduğu Peygamberler, Sıddîklar, Şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaşlardır!
ARKADAŞIN EN İYİSİ
«İşte onlar Allah’ın kendilerine nîmet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlîhlerle beraberdirler. »
Kur’ân, insan hayatını Allahʹa imân ve itaatin en sağlam ölçüsünde tutmak için onun ancak dört sınıfla arkadaşlık kurmasını öneriyor:
1. Peygamber, onun tertemiz hayatı ve bıraktığı sünnet, şüphesiz ki arkadaşların en yararlısı ve en azizidir.
2. İmân ve irfanını doğrulukla bütünleştiren, özünde ve sözünde doğruluğun örneklerini sergiliyenler.
3. Allah yolunda kendini hizmete adayan ve sonunda bu uğurda canını veren şehitler ve onların örnek hayatı.
4. İmânını güzel amellerle süsleyen, iyilikten yana olup kötülüklerden kaçınan; Cenâb-ı Hakkʹın verdiğine razı olup başkasının malına ve namusuna göz dikmiyen iyi kişiler.
Gerçi bu dört sınıfın taşıdığı sıfatlar dış görünüşüyle farklılık gösteriyorsa da aslında birbirinin tamamlayıcısı ve biri diğerinin dâvetçisidir. Peygamberlik diğer iki sıfatı da en mükemmel ölçü ve anlamda kendinde taşır. Sıddîklik salihliği içerir. Ancak ne var ki, her sınıf kendinde daha çok ağırlığı duyulan sıfatla anılır: Peygamber, nübüvvet ve risâletle; Allah yolunda canını verenler şehitlikle; söz ve davranışlarında doğruluğun çok belirgin bulunduğu kimse sıddîklikle; imânını güzel amellerle bir meyveli ağaç durumuna getirip günlük yaşayışını bu doğrultuda değerlendirenler salihlikle anılırlar.
TASAVVUFÎ YÖNÜ
Dünya saadetinin en şereflisi, Allah ve Resûlüne itaat doğrultusunda ruhu ve vicdanı dünyevî kirlerden uzak tutup nefsi terbiye etmek suretiyle İlâhî sevgiye lâyık bir düzeye gelmektir. Tabii bu öyle bir makamdır ki, sunduğu zevki ancak erişenler bilir. Kelimeyle anlatılması mümkün değildir.
Kıyâmet günü ise, bütün saadetlerin menşei ve tek kaynağı, ruhun İlâhî marifet envariyle ışıl ışıl parıldamasıdır. Artık kimin kalbinde bu envardan bir şey varsa, o nisbette sofadadır; yine o nisbette nefs ve şehvet bulanıklığından arınmıştır. Peygamberlerin, Sıddîklerin, Şehîtlerin ve Salihlerin envarından da o oranda yararlanır.
Ebedî saadet yurdunda sözü edilen bu yüce sınıfların hep bir arada, aynı derecede bulunması düşünülemez. Kur’ân’da bahsedilen beraberlik, yüksek ruhların feyizli nurlarının aşağı derecede bulunan ruhlara yansıması ve ilgi kurması demektir. Çünkü Cennet’teki makam ve dereceler her yandan görülebilecek bir plânda hazırlanmıştır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin birçok hadîsleri bu hususu haber vermektedir. İlâhî maarif envarı perde perde yüce ruhlara indikçe, oradan diğerlerinin gönül aynasına vurur ve etrafa yansımaya başlar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle imân cevherinin asıl ölçü ve değerinin olaylar neticesi ortaya çıkabileceği üzerinde durulmuş, bazı işâretler verilmişti. Aşağıdaki âyetlerle bu konu biraz daha açıklanıyor ve savaşa çıkış olayının bir mihenk olacağı belirtiliyor.