Zümer Suresi 68-70. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّٰهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ بِالنَّبِيِّنَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ

68.

Sur'a üflenir ve Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar.

Diyanet İşleri

69.

Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir.

70.

Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

68- Sûr’a üfürülünce, Allahʹın dilediğinin dışında, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üfürülür, derken (ölenlerin tamamı) kalkıp bakışırlar.

69- Yeryüzü, Rabbinin nûruyla parıldar, kitap konur, peygamberler ve şâhitler getirilir ve insanlar arasında hak ile hükmedilir ve onlar haksız­lığa uğramazlar.

70- Herkese yaptığı amelin karşılığı noksansız ödenir. Allah, onların yaptıklarını çok daha iyi bilir.

İLGİLİ HADÎSLER

«İki üfürme arası kırk.. dır. »

Bunun üzerine Ebû Hüreyre (R. A. )den soruldu:

- Kırk gün müdür?

- Bilmiyorum, dedi.

- Kırk yıl mıdır?

- Bilmiyorum, dedi.

- Kırk ay mıdır?

- Bilmiyorum, dedi.

«Artık insanın her yanı çürüyüp ufalanacak, ancak kuyruk sokumun­daki (küçücük bilyamsı) kemik çürümeyecektir. İnsanlar o kemikten olu­şup meydana gelecek. » (Buhari/tefsir: 3/39, 1/78- Müslim/fiten: 141)

Yine Ebû Hüreyre (R. A. )ın rivâyetine göre, Resûlüllâh (A. S. ) şöyle bu­yurmuştur:

«Melek Cebrâil’e, 68. âyette «Allah’ın dilediğinden başka» sözünden maksat kimlerdir? diye sorduğumda, «onlar şehitlerdir... » diye cevap ver­di. » (Ebû Ya’lâ/hadis zayıftır.)

SÛR’A İKİ DEFA ÜFÜRÜLMESİ

«Sûr’a üfürülünce. Allahʹın dilediğinin dışında, göklerde ne var, yer­de ne varsa hepsi çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üfürülür, derken (ölenlerin tamamı) kalkıp bakışırlar. »

Sûr konusunda hem Nemi, hem En’âm sûrelerinde gerekli açıklama ya­pılmıştır. Burada tekrar aynı konuya dönülmesi, İlâhî tasarrufun mutlak mânada ezelde belirlenmiş düzenlemeye göre sürdürüldüğüne işârettir.

Aynı zamanda her olayın birtakım sebep ve illetlere bağlı bulunduğu dolaylı şekilde anlatılmakta ve «kün emri»nin kıyâmet olayını doğuracak sebepleri kusursuz meydana getireceği ilhâm edilmektedir.

Şüphesiz kıyâmetin kopması büyük bir olaydır. Böyle bir olayın mey­dana gelmesi, Sûr denilen ve mahiyeti bizce bilinmeyen aletin üfürülmesine bağlanmıştır.

Sûr, sözlükte: «boynuz» demektir. Böyle bir ismin kullanılması, konu­yu anlamamızı kolaylaştırmak içindir. Hem onu, hem de kıyâmet olayını kâinatın bütünlüğü içinde ele aldığımızda, şu sonucu çıkarabiliriz: Kâinat denilen varlık âlemi, kusursuz şekilde ayakta tutulmaktadır. İlâhî kudret bir çember misali kâinatı kucaklamakta ve düzenli kalmasını sağlamakta­dır. Görevli Melek İsrafil, İlâhî emirle kâinatı o kudretin koyduğu denge kanununun çemberinden çekip alınca, tarifi mümkün olmayan bir ses ve gürültü kopacak da mevcut sistemler alt-üst olup bozulacak; hayat şartla­rı bir anda yok olup canlı nesne diye bir şey kalmayacak. Sonra ölenlerin dirilip kalkması için Melek İsrâfil bu defa ruhlar âlemine, diğer bir anla­tımla «Berzah Âlemi»ne yönelerek, hazırlanan bedenlerine gelip girmeleri için yine İlâhî emir uyarınca ikinci üflemeyi gerçekleştirecek, yani İlâhî emri ruhlara eriştirecektir.

Âyetin zâhirine göre, boynuza benzer bir alete üfürülecek, ilâhî emir ve hüküm neye yönelikse ona seslenilecek ve böylece kıyâmet olayları bir zincirin halkaları gibi birbirine eklenerek ikinci düzen kurulacak.

SÂÎKA FİİLİNİN DELÂLET ETTİĞİ MANA

«Saâk» ansızın gelen ses ve onun dehşetinden dengenin kaybolmasıy­la canlıların düşüp ölmesi anlamında kullanılmıştır. Bu anlatım bize, kıyâ­metin kopuş anında Sûr’dan çıkan sesin bütün varlık âlemini inleteceğini, sistemleri dağıtıp, denge ve düzeni bozacağını ve o sebeple canlı varlık­ların bir anda kendilerinden geçip öleceklerini haber vermektedir. Kâinatı temel plânıyla sarsıp yıkacak olan bu müthiş sesin bırakacağı tesiri keli­meyle anlatmak elbette ki mümkün değildir. Cenâb-ı Hak bize bu hususta kısa bir bilgi vererek iyice düşünüp kıyâmet olayının azamet ve dehşetini anlamamızı ilhâm ediyor.

SÛR SESİNİN TESİRİ DIŞINDA TUTULANLAR

Müfessir Kurtubî’nin naklettiği, fakat kaynağını bildirmediği bir hadîs­te, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, konumuzu oluşturan âyeti okuyunca, as­habından birkaç kişi Ona sordu:

- Ya Resûlellah! Düşüp yok olmayanlar kimlerdir?

Cevap verdi:

- Cebrâil, Mikâil, İsrâfil ve Azrailʹdir..

Diğer bazı müfessirlere göre, bu istisnâ edilenler, dört büyük melek ve Arşʹı taşıyan meleklerdir. Bazı ilim adamları bunlarla beraber, cennet­lerdeki hurileri, Ridvan’ı ve cehennem Zebanîʹsini, bir de Ebû Yaʹlâ hadîsin­de belirtilen şehidleri istisna edilenler arasında anmışlardır.

Konuyla alâkalı hadîsler arasında mâna ve delâlet birliği sağlayacak olursak, birinci üfürmede, insan, hayvan, cin ve melek ne varsa düşüp öle­cek veya dengesini kaybedip kendinden geçecek; ancak dört büyük melek ve bir de Allah yolunda şehit düşenler bu genellemenin dışında kalacak. Zira şehitler de bir bakıma hayattadırlar, bizim bilmediğimiz bir hüküm ve kanunla diridirler.

«Saâk olayı», kıyâmetin dehşetini, kopacak müthiş gürültünün her şe­yi mahvedeceğini ifade içindir. İkinci üfürülme ile, mahvedilen canlılar di­rilip kalkar da şaşkın bir halde birbirlerine bakışıp kalırlar. Çoğu ne oldu­ğunu hemen anlayamaz. Nitekim Yâsîn Sûresiʹnde bu husus açık bir şekil­de belirtilmektedir.

YERKÜRENİN DEĞİŞMESİ

Kıyâmet kopunca yerküre dümdüz pürüzsüz bir görünüm arzedecek ve yörüngesinden çıkıp «Mahşer Alanı» nerede kurulacaksa, oraya gidip da­yanacak. Nitekim İbrahim Sûresiʹnin 48. âyetinde şöyle buyurulmaktadır: «O gündeki yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevirilir. »

Böylece yerküre, Cennet ve Cehennemin, aynı zamanda Mahşer Alanı’nın bulunduğu sisteme kadar gider de yeni düzendeki yerini almış olur.

O GÜN RABBİN NURU YERİ AYDINLATIR

«Yeryüzü, Rabbinin nuruyla parıldar.. »

Sistemlerin hepsi bozulacağına, güneşin paramparça olacağına ve ye­ni sistemlerin kurulacağına göre, Mahşer Alanı ve ilgili yerler ne ile aydın­latılacaktır? Kur’ân-ı Kerîm yarı kapalı bir anlatımla bilgi vermektedir. Ta­biatıyla âyet mücmel olduğu için de yorum yapmamızı kolaylaştırıyor. O bakımdan o âlemi aydınlatacak İlâhî nurdan neyin kasdedildiği üze­rinde farklı yorum ve görüşler ortaya çıkmıştır. Onları şöyle sıralayabiliriz:

a) O gün mahşer ve çevresi ilâhî adâletin tecellisiyle aydınlanacak ve karanlık bir cihet kalmayacaktır. Haklı haksızdan kesinlikle ayırt edilecek; iyilerle kötüler tesbit edilirken en küçük bir hatâ ve yanılma payı olmaya­caktır.

b) Allahʹın inen hükmüyle yer aydınlanacaktır.

Böylece Cenâb-ı Hakkʹın tecellisi aydınlatıcı bir nura benzetilmiştir.

c) Cenâb-ı Hak, kıyâmet gününde bir nur yaratacak ve Mahşer Alanı onunla ışıl ışıl ışıldayacaktır.

d) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Güneş ve ay’ın ışığı değil, Allahʹın yara­tacağı başka bir ışık kaynağıdır ki her tarafı en kusursuz şekilde aydınla­tacaktır.

Çünkü kıyâmet ve âhiret, gecesi olmayan gündüzdür; hep aydınlık ve uykusuzluktur.

Bütün bu yorumlardan şu neticeyi çıkarabiliriz: Yeni kurulacak siste­min, diğer bir anlatımla, yeni âlemin bir daha değişmiyeceğini dikkate al­dığımızda, ışık ve enerji ebediyen bitmeyecek güneş misali yeni bir aydın­latıcı sistem kurulacaktır. Ancak onun keyfiyet ve kemmiyetini bilmemiz bugün için mümkün değildir.

Böylece Cenâb-ı Hak ilgili âyetlerle yeniden kurulacak âlemle ilgili kı­sa bilgi vermek suretiyle daha iyi düşünmemize imkân vermekte ve Kur’ânʹın bütünlüğü içinde birtakım olumlu yorumlar yapmamızı ilham etmektedir.

KIYÂMET GÜNÜNDE KİTABIN GETİRİLMESİ

«Kitap konur.. »

Burada, ya her şeyin yazılı bulunduğu «Levh-i Mahfuzsun ortaya ko­nacağına, ya da her kişiye ait amel defterinin getirilip sâhiplerinin eline ve­rileceğine işâret edilmektedir. Nitekim bu ikinci yorum, İsrâ Sûresiʹnde çok açık bir anlatımla belirtilmekte ve her çeşit şüpheyi giderecek bir netlik arzetmektedir.

Kitabın konulması, ilâhî adâletin delil ve şahitleriyle tecellisini hatır­latır. Böylece itiraz kapıları kapanır; yalnız hak ve adâlet konuşur.

PEYGAMBERLERLE ŞAHİTLERİN GETİRİLMESİ

«Peygamberler ve şahit­ler getirilir ve insanlar arasında hak ile hükmedilir ve onlar haksızlığa uğra­mazlar. »

Âhiret gününde hesap alanında, dünyada iken ümmetlerine tebliğatta bulunduklarına dair sorulacak hususlara cevap vermeleri için peygamber­lerin hepsi hazır bulundurulacak ve diğer ümmetlere karşı şehadette bu­lunmaları için de Muhammed (A. S. ) ümmeti getirilip o alanda yerlerini al­maları sağlanacak ve sorulanlara cevap vermeleri istenecek. Nitekim Ba­kara Sûresi 143. âyette bu konu açıklanmakta ve biraz daha geniş bilgi ve­rilmektedir.

Buradaki «şühedâ» kelimesine gelince, az farklı yorumlarla açıklan­mıştır. Onları şöyle özetliyebiliriz:

a) Allah yolunda şehit düşenlerdir. Kıyâmet gününde kimlerin Allahʹın dininden alıkonduğu hakkında şahitlikte bulunmaları sağlanacaktır.

b) Amelleri yazan «Hafeza Melekleri»dir. Bunlar yazdıkları şeylerle il­gili şehadette bulunacaklar. Bu yorum, Kaf Sûresi 21. âyetle açıklanmak­tadır.

Bu durumda kimse haksızlığa uğratılmayacak; hiçbir iyilik ve kötülük gizli kalmayacak; herkes amelinin ve niyetinin karşılığını noksansız göre­cektir. Cenâb-ı Hak, insanların neler işlediğini çok iyi bilir; bununla bera­ber adâletinin parlaklığı gereği bütün belgeleri, delilleri ve şahitleri de ko­nuşturur.

Kurʹânʹda adâletin tecellisi anlatılırken, bir yandan da yeryüzünde in­sanlar arasında hükmedenlere, İlâhî adâletin azameti hatırlatılmakta ve âdil davranmayanların eninde sonunda o yüce adâlet karşısında hesap vermek zorunda kalacağı bildirilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayı üzerinde durularak aydınlatıcı an­lamda bir iki safhası konu edinildi. Amel defterlerinin ortaya konulacağı hatırlatılarak, o defterlere yalnız iyilikler, sevaplar ve doğruluklar yazdır­mamız istenildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kâinatta İlâhî adâlet terazisini göremiyen şaşkın­ların, âhirette zümre zümre Cehennem’e sevkedileceği; bu teraziyi görüp kendini Hakk’a veren mü’minlerin ise Cennet’e grup grup gireceği haber veriliyor ve kalpleri hakka çevirecek açıklamalar yapılıyor. O gün melekle­rin de Arş’ın çevresini çevirmiş halde Allahʹa hamd edecekleri belirtilerek, dünyada iken namaz, tevaf ve benzeri ibâdetlerin önemine işârette bulu­nuluyor.