Hac Suresi 65-72. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِهِ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ وَهُوَ الَّذِي اَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَقِيمٍ وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّ ذٰلِكَ فِي كِتَابٍ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرٌ وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِهِ عِلْمٌ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْ اَلنَّارُ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

67.

Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

Diyanet İşleri

66.

O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.

67.

Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O halde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.

68.

Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki: "Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir."

69.

Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir.

70.

Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da)dır. Şüphesiz bu, Allah'a göre çok kolaydır.

71.

Onlar, Allah'ı bırakıp, hakkında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

72.

Kendilerine ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kafirlerin yüz ifadelerinden inkarlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: "Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kafirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!"

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

65- Allahʹın yerde olanları ve O’nun buyruğuyla denizde yol alıp giden gemiyi sizin emrinize verdiğini görmedin mi? Yerin üstüne (büyük­çe gök taşlarının) düşmemesi için göğü (ondaki cisimleri) tutar; ancak Oʹnun izniyle düşebilir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatli, esir­geyici ve çok merhametlidir.

66- Oʹdur ki sizi dirilten; sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek de Oʹdur. Doğrusu insan çok nankördür.

67- Her ümmete (kendi çağlarında) ayrı bir ibâdet yolu sunduk ki onlar o yolda ibâdet ederler. O halde bu konuda seninle tartışmasınlar. Sen Rabbına dâvet etmeye bak. Şüphesiz ki sen dosdoğru yolda bulunu­yorsun.

68- Bununla beraber seninle mücâdele ederlerse, de ki: «Allah sizin neler yaptığınızı bilir. »

69- Allah Kıyâmet günü görüş ayrılığına düştüğünüz şeyler hakkın­da aranızda hükmedecektir.

70- Bilmez misin ki, Allah mutlaka gökte ve yerde olanları bilir. Şüp­hesiz ki bunların (hepsi) kitapta (yazılı) dır. Ve bunlar elbette Allahʹa pek kolaydır.

71- Allahʹtan başka, hakkında Allahʹın hiçbir delil ve belge indirmediği ve o hususta (kendilerinin de) hiçbir bilgileri olmadığı şeylere tapı­yorlar. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.

72- Âyetlerimiz onlara karşı açık-seçik okunduğu zaman o kâfirle­rin yüzünde inkâr ve hoşnudsuzluk (belirtisini) anlarsın. Neredeyse ken­dilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Bundan daha kötü­sünü size haber vereyim mi? Allahʹın inkârcılara vaʹdettiği (Cehennem) ateşi... O ne kötü gidilecek yerdir!

HER ŞEY İNSANIN HİZMETİNDE

«Allahʹın yerde olanları... sizin emrinize verdiğini görmedin mi? »

İlgili âyetle yeryüzündeki canlı-cansız her şeyin insanın hizmetine ve­rildiği ve onun buyruğuna baş eğdirildiği belirtiliyor. Ayrıca denizleri gemi­lerin yüzebilmesi için belli fiziksel kanunlarla düzenleyip insanın yararına bıraktığına dikkatler çekiliyor.

Türleri bini aşan hayvanlarla dünyamızı süslerken; her biri yaşayıp soyunu devam ettirebilmek için diğerini yiyip geçinmekte ve böylece bir­birlerinin nesillerini tüketmiyecek şekilde İlâhî denge ve düzen kanununa uymaktadırlar. Bunun gibi, belli elementleri değişik oranda bir araya ge­tirip değişik madenleri depolayarak insana geçim kaynakları hazırlayan ve sayısı belirsiz bitkilerin bir kısmını vitamin kaynağı, bir kısmını şifa eczanesi özelliğinde yaratıp yeryüzüne serpiştiren; böcekler ve rüzgar ara­cılığıyla bitkiler arasında aşılanma meydana getiren Cenâb-ı Hak, hem bize hayat ve sağlık bahşetmekte, hem de dünyamızı çekici kılmaktadır.

Şüphesiz bunlardan her biri o çok yüce kudretin varlığına, birliğine başlıbaşına birer delil ve belge olarak, Allah kullarını Tevhîd İnancı’na ça­ğırmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık denizden ve faydalarından söz edilmesi, dik­katleri bu hayat kaynağına çekmekte, deniz ürünlerinden yeterince yarar­lanmamızı ilhâm etmektedir.

ÇEKİM KANUNU VE GÖKTEKİ CİSİMLER

«Yerin üstüne (büyükçe gök taşlarının) düşmemesi için göğü (ondaki cisimleri) tutar; ancak Oʹnun iz­niyle düşebilir.. »

Bilindiği gibi, bir cismin düşmesi için, yerçekim kuvvetinin bulunması şarttır. Bu çekim kuvvetinin bulunmadığı boşlukta, cisim olduğu noktada kalır.

Fezada sayısı belirsiz cisimlerin kendilerine has yörüngelerde hare­ketlerine gelince: Yine bu yerçekim ve merkezkaç gibi fiziksel kanunlarla sağlanmıştır. Bütün bunları tesadüflerin oluşturduğunu iddia etmek, en düzenli ve dengeli olayları; dengesiz, düzensiz başıboş olayların meyda­na getirdiğini kabul etmek olur ki, bunun akıl ve düşünce terazisinde yeri ve anlamı yoktur.

Aklını az-çok kullanabilen ve düşünce ufkunu genişletip varlık âlemin­deki mutlak düzene bakan hiç kimse tesadüflerin böylesine en ince mate­matiksel ve fiziksel ölçülerle vücut bulan sistemleri meydana getiremeyeceğini görüp anlar ve o sonsuz kudret karşısında hayranlık ve mahvi­yet duyarak secdeye kapanır.

Ortada bir plân ve proğram varsa, mutlaka bir plânlayıcı ve proğram­layıcı vardır. Mükemmel bir düzen varsa, mutlaka akılları aşan bir düzen­leyici söz konusudur.

Kurʹân ilgili âyetle bu inceliğe dikkatleri çekiyor. Mevcut düzen na­sıl İlâhî kudretin tezahürüyle kurulmuşsa, yine o kudretin tecelli ve teza­hürüyle bir gün bozulup âhiret âlemine has yeni bir düzen meydana ge­tirilecektir. Zira sebepleri, kanunları belli bir takdire göre vücuda getiren ancak Allah’tır. O’nun izni olmadan hiçbir şey yer değiştirmez, hiçbir dü­zen bozulup yerini ikinci düzene bırakmaz. Görevli melekler O’nun ezel­de koymuş olduğu kanunları sebepler ve illetler doğrultusunda uygularlar ve en küçük bir hatâ yapmazlar.

Unutmayalım ki, her düzen ve her denge insandan yanadır. İnsan ne kadar baş kaldırıp hakkı red ve inkâr etse de Cenâb-ı Hak, koyduğu düze­ni bozmaz ve insanlara olan şefkat ve merhameti devamlı önde gider. Çünkü O, hep Reuf ve hep Rahîm’dir.

ÖLDÜRÜP DİRİLTEN ANCAK OʹDUR

«Oʹdur ki sizi dirilten; sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek de Oʹdur. Doğrusu insan çok nankördür. »

Her canlıyı ayrı bir özellikte yaratan ve her birinin kalıtımını türünün özelliğine göre genetik yoldan koruyan Allahʹın onları şaşmayan kanun­larla öldürdükten sonra, bizim henüz tam bilmediğimiz fizikötesi kanun­larla onları mutlaka diriltmeye kudreti yeter. İlk başlangıçla sonuç arasın­daki bağı ve bağlı bulunduğu biyolojik kanunları bilmek, bizim öldükten sonra dirilmemizi telkin etmekte ve birtakım ipuçları vermektedir.

Kalıtım birimi olarak bilinen genlere insanın bütün özelliklerini kusur­suz biçimde nakşeden; atalarımızın birçok kusur ve meziyetlerini onlar vasıtasıyla nesilden nesile aktaran Cenâb-ı Hakk’ın yaratmada benzersiz olduğu kendiliğinden anlaşılmıyor mu? Atom çekirdeğini ve etrafında dö­nen elektronları güneş sisteminin ve sonra da kâinatın en küçük modeli olarak düzenleyen bu sınırsız kudret, mevcut sistemi bozup bir yenisini yerine getiremez mi? İnsanı öldürdükten sonra diriltemez mi?

Görülüyor ki, ilim geliştikçe, yeni yeni buluşları ortaya koydukça in­sanoğlunu daha çok Yüce Yaratanʹına yaklaştırmakta ve inkâr bulutlarını sıyırıp onu aydınlığa çıkarmaktadır. Artık inkâr ve nankörlüğe sapmanın makul bir yanı var mıdır?

HER ÜMMETE AYRI BİR İBADET YOLU VERİLMİŞTİR

«Her ümmete (kendi çağlarında) ayrı bir ibâdet yolu sunduk ki onlar o yolda ibâdet ederler.. »

Gerçi «mensek» tabiri ibâdet yolundan başka, şu manalara da delâ­let etmektedir: «Alışılıp gidilen ve gelinen yer», «peygamberlerin getirip yaydığı şeriât» «peygamberlerin koyduğu hayat düzeni... »

Bundan, şeriat sahibi olan her peygamberin yaşadığı dönemdeki sos­yal yapının durumuna göre bir hayat düzeni, bir ibâdet şekli getirdiği an­laşılıyor. Meselâ: Namaz’ın her peygambere farz kılındığını biliyoruz; ama nasıl, ne vakitlerde ve ne biçimde kılındığını, neler okunduğunu bil­miyoruz. Kur’ân’ın bu ibâdetten söz ederken bazan «rükû» bazan «secde» tabirlerini kullandığına bakılırsa, kiminin sadece namaz ibâdetini rükû’, kiminin sadece secde şeklinde yerine getirdiği izlenimi doğuyor. Fakat bu konuda kesin bir şey söylemek çok zor..

Unutmamak gerekir ki, şeriatler de, ibâdetler de son din olan İslâmi­yetle nihaî şeklini ve ölçüsünü bulmuştur. At arabasından bugünkü mo­torlu taşıtlara gelinmeye benzer bir tekâmül söz konusudur.

Kur’ân bu hususta tartışmanın gereksiz ve yararsız olduğunu belirti­yor. Peygambere (A. S. ) ve Onun yolunda yürüyen mürşitlere, ilim adamla­rına gereken tek şey, insanları Allah’ın son dinine dâvet etmektir. Cenâb-ı Hak ise, haklıyı haksızdan, doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan en uygun şe­kilde ayırt etmeyi, yani haklının elinden tutup haksızı cezalandırmayı âhiret gününe bırakmıştır. Haksız zulme sapmadığı, azıp tuğyan etmediği, küfrünü ahlâksızlıkla birleştirip baş belâsı olmadığı takdirde, Allah ona mühlet verir. Çünkü O, her şeyi çok iyi bilir; hiç bir olay, düşünce ve duy­gu O’ndan gizli kalamaz. Her şey Oʹnun ezelî ilminin tesbitiyle Levh-i Mahfuzʹa yazılıdır. Görevli melekler ise, aslâ hatâ yapmazlar.

İNKÂRCILARIN YÜZLERİNDEKİ HOŞNUTSUZLUK

«Ayetleri­miz onlara karşı açık-seçik okunduğu zaman o kâfirlerin yüzünde inkâr ve hoşnutsuzluk (belirtisi) anlarsın.. »

Bir şeyi inkâr etmek, onu benimsememekten, o şeyi sevmemekten ve in­kâr edenin düşünce ve inancına ters gelmesinden kaynaklanır. Burada akıl ve sağduyu değil, his ve önyargı hâkimdir. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da inkârcının hoşnutsuzluğunun sebebi budur. O halde Allahʹa imân eden­lere gereken: Hakkı en güzel sözlerle, en çekici ve uyarıcı yollarla -kırma­dan, incitmeden- anlatmaktır. Gerisi ise, Allahʹa aittir. Kabalığa, ölçüsüzlü­ğe karşı kabalık göstermek, mesafeyi açmaktan, karşısındakinin kin ve inkârını artırmaktan başka bir şeye yaramaz.

Unutulmamalıdır ki, hakkı kinle, nefretle reddetmek, aklı, vicdanı ve ruhu yıkıp mefluç hale sokmaktır. Öylelerine Cehennem ateşi ne de yakı­şır.. O bakımdan 72. âyetin son kısmında onların hakka karşı izhar ettik­leri kin tasvîr edilirken şu sözlere yer verilmektedir: «Neredeyse kendile­rine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allahʹın inkârcılara vaʹdettiği (Cehennem) ateşi.. O ne kötü gidilecek yerdir! »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcıların aklını harekete geçirmek, düşünce ufuklarını genişletmek için birkaç belgeye dikkatler çekildi. Sonra da se­mavî dinlerin hepsinin «Tevhîd İnancı» esasında birleştiği konu edildi. Şeriatlerin ise, sosyal yapının gelişmesiyle bir tekâmül gösterdiği ve İslâmi­yetle son kertesine gelip dayandığına işâretle bu konuda daha etraflı dü­şünülmesinin gereği hatırlatıldı. Aksine düşünüp hakkı red edenlere ha­zırlanan ebedî ateş va’dedilerek, ölmeden önce dönüş yapmaları istenildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın sonsuz kudretine temas edilerek, Oʹndan başka edindikleri ilâhların bir sivrisinek bile yaratmaya muktedir olmadık­ları belirtilerek, yoktan yaratma gücünün ancak O’na mahsus olduğu açık­lanıyor. Böylece inkârcı sapıkların Allah’ın kadr-u kıymetini lâyıkıyla bilme­dikleri, Oʹnun kudretinin izlerini eşyada görmedikleri konu edilerek, bu ha­kikatleri ancak Allah tarafından seçilip kendilerine peygamberlik payesi verilenlerin haber verebileceği bildiriliyor.