MEÂLİ:
56- And olsun ki Firʹavnʹa (gereken) bütün belgelerimizi gösterdik, bununla beraber o yalanlayıp kabul etmekten kaçındı.
57- «Ey Musa, dedi, bizi kendi toprağımızdan sihir ve büyünle çıkarmak için mi geldin?
58- Herhalde biz de seninkinin benzeri bir sihir sana getireceğiz. Artık bizimle kendi aranda bir yer ve vakit belirle ki bizim de, senin de sözümüzden dönmeyeceğimiz (elverişli) düz bir yer olsun o.. »
59- Musa: «Buluşma yerimiz ve zamanımız o şenlik günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir» dedi.
60- Firʹavn ayrılıp gitti; hile ve düzenini toplayıp hazırlandıktan sonra geldi.
61- Musa onlara dedi ki: «Yazıklar olsun size! Allahʹa karşı yalan uydurmayın, sonra bir azâp ile kökünüzü kesip kurutur. Allahʹa iftirâ eden gerçekten husrâna uğramıştır. »
62- Sihirbazlar durumlarını (ne yapacaklarını) kendi aralarında tartıştılar ve konuştuklarını gizli tutmaya çalıştılar.
63- Dediler ki: «Bu ikisi (Musa ile Hârun) iki sihirbazdır ki sizi sihirleriyle toprağınızdan çıkarmak ve örnek sayılan yolumuzu, mezhebimizi (temelinden yıkıp) gidermek istiyorlar.
64- Onun için hile ve düzen adına neyiniz varsa biraraya getirin, sonra birer dizi halinde gelin. Bugün üstün gelen herhalde kazanmış ve umduğuna ermiş (olacak). »
65- Sihirbazlar «Ey Musa! dediler, ya önce sen (asânı ve hünerini ortaya) koy, ya da biz koyalım? »
66- Musa onlara: «siz koyun» dedi. Ansızın urganları ve değnekleri sihirleriyle Musaʹya doğru sürʹatle geliyormuş gibi (hayalî şekilde) göründü.
67- O yüzden Musa, içinde bir korku duydu.
68- Biz ona, «korkma, bugün mutlaka üstün olan sensin» dedik.
69- «Sağ elindekini yere bırakıver de onların yaptıklarını yalayıp yutsun. Yaptıkları, sihirbazın hile ve düzeninden başkası değildir. Sihirbaz ise nereden gelirse gelsin umduğuna erişip başarılı olamaz. »
SİHİR
«Ey Musa, dedi, bizi kendi toprağımızdan sihir ve büyünle çıkarmak için mi geldin?... »
Bakara sûresi 102. âyetin tefsirinde kısmen açıkladığımız gibi, sihir; bir bakıma gözbağcılık, büyücülük anlamına gelir. Tarihi çok gerilere uzanır. Eski Çinʹde, Hindistan’da, Mısırʹda, İran’da ve özellikle Keldanîlerde yaygınlaşıp gizli bir meslek haline getirildiği bilinmektedir.
Mısır’da fir’avnlar devrinde sihir ve büyüye çok önem verilirdi. Sihirbazlar halk arasında ve sarayda büyük ilgi ve itibar görürler, âdeta halkın güzide insanları sayılırlardı. O bakımdan Musa Peygamber’in (A. S. ) peygamberliğini o devirde kanıtlayabilmek için gösterdiği mu’cizeleri Fir’avn bir bakıma sihir zannedip Musa’nın (A. S. ) karşısına ülkenin en ünlü ve en uzman sihirbazlarını çıkartma ihtiyacını duydu. Oysa sihirle muʹcize arasında temelde büyük farklar vardır. Onları şöyle özetleyip sıralayabiliriz:
a) Sihir, gözbağcılıktır. Meydana getirilen olayın aslında bir değişiklik olmadığı halde seyircilerin gözlerinde değişik biçimde görünür.
Muʹcize: Meydana gelen olayın temelinde de değişiklik söz konusudur. Mevcut tabiat kanunları dışında olağanüstü bir olaydır. Ortaya çıkan şey, aynen vuku bulmuştur.
b) Sihirle ortaya konulan olağanüstü gibi görünen olay, bir an için öyle görüntü verir ve sonra da ortada olağanüstü bir durum kalmaz.
Mu’cize ise, çoğu zaman göründüğü gibidir ve öylece kalır. Musa Peygamber’in Asâ’sını kayaya vurup 12 pınar fışkırtması, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in parmaklarının arasında su kaynayıp yüzlerce Ashab-ı Kirâmʹın su ihtiyacını karşılaması bu cümledendir.
c) Sihrin temelinde hak yok, bâtıl vardır. Allahʹa imân yok, inkâr ve sapıklık mevcuttur. Muʹcize ise tamamen bunun aksine bir olaydır ki İlâhî kudretin tecellisiyle iç içedir.
d) Sihirde olaylarla ilgili sebepler ve illetler iptal edilmez. Mu’cizede bunlar iptal edilir; öyle ki, ortaya konan olağanüstü olay, sebep ve illetten kopuk ve bağımsızdır.
Bilindiği gibi, sihrin birçok türleri ve çeşitleri vardır. İslâm filozofu Râzî (841-926) sihri sekiz ayrı bölüm halinde incelemiştir. Onları şöyle özetliyebiliriz:
1- Eski Keldanîlerin yaptıkları sihir.
Bu, tapınmalarla, yıldızların hareketleriyle ilgili bir sihirdir. Kaynağı tabiattır.
2- Ruhsal sihir.
Bu, insan nefsinin, diğer bir tabirle ruhunun kendileri ve başkaları üstündeki tesirleriyle ilgili sihirdir.
3- Cinler, periler ve ruhanîler gibi gizli güçlerle yapılan sihir.
4- Seyircilerin gözlerini boyayarak, gözbağcılık yaparak yapılan sihir..
Bu, bir bakıma hokkabazlıktır. İnsanı, görmediği, yalnız sesini duyduğu birtakım olayların tesiri altına bırakmasıyla ilgili bir sihirdir.
5- Kendi kendine işleyen veya başkalarına sezdirmeden gizlice çalıştırılan araçlarla yapılan sihir.
Bunun özünü ve temasını, insanı şaşırtmak, ilgisini başka tarafa çekerek birtakım hareketler yapmak oluşturur.
6- Su, maden gibi çeşitli şeylerin bileşimi sonucu hazırlanan ilâçlarla yapılan sihir.
Bunun esası, insanı uyuşturmak ve derin düşlere daldırmaktır.
7- Birtakım duâlar okuyarak saf insanları, özellikle dinî konuları hiç düşünmeden kabullenen ve içten bağlanan, aynı zamanda kolay aldanan veya kanan kimseleri kandırmak suretiyle yapılan sihir.
8- İnsanlar arasındaki anlaşmazlıkları, çekişmeleri çoğaltarak, birtakım gizlilikleri bildiklerini ileri sürmek suretiyle yapılan sihir. (Mefatihü’l-gayb: 1/637, 638)
FİR’AVNʹIN KENDİSİNE GÖSTERİLEN MUʹCİZEYİ SİHİR SANMASI
Sihrin çok yaygın olduğu ve daha çok gözbağcılığa dayandığı Mısırda Musa Peygamber’in (A. S. ) gösterdiği muʹcizelerin sihir zannedilmesi pek yadırganacak bir olay değildir. Ancak en ünlü sihirbazların, Musa (A. S. )ın gösterdiği mu’cize karşısında eğilmeleri ve bunun kesinlikle sihir ve büyü olmadığını anlayarak Allah’a ve Peygamberine imân etmeleri karşısında Firʹavnʹın hâlâ inkâr ve azgınlıkta ısrar etmesinin makul ve mâzur hiçbir yanı yoktur. Zira eğer Musaʹnın (A. S. ) gösterdiği muʹcize, sihir türünden bir olay olsaydı, uzman sihirbazlar onu çok iyi anlar ve karşılık vermek için bütün hünerlerini ve bildiklerini ortaya mutlaka koyarlar, sonra da Allahʹa ve Musaʹya inanma ihtiyacını duymazlardı. Oysa durum tamamen aksine cereyan etmiştir.
O halde Fir’avn artık bu konuda gerçekleri görmek ve kabullenmek istemiyor, otoritesinin sarsılmasına kesinlikle kapı açmıyor ve ne pahasına olursa olsun Musaʹyı tesirsiz hale getirmeyi düşünüyordu.
O nedenle Cenâb-ı Hak bunca açık delil ve belgelerden sonra büsbütün küfür ve azgınlığını artıran Firʹavnʹı yok etmeyi irâde buyurmuş ve bunun için gereken emrini indirmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle hak ile bâtılın tartışma ve mücadelesini yansıtan Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasının muʹcize ve sihirle ilgili safhası konu edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Musa Peygamber’in ortaya koyduğu muʹcizenin sihir olmadığını anlayan sihirbazların secdeye kapanmaları üzerinde düruluyor. Firʹavnʹın bu gerçeği bile göremiyecek kadar kalp gözünün kör olduğuna işâretle, sihirbazların Cenâb-ı Hakkʹa imân etmekle kalmayıp bir anda mahviyetkâr bir tavırla Oʹna teslîm oldukları çok beliğ bir anlatımla işleniyor. Sonra da imânları uğruna sihirbazların ölümü küçümsedikleri çok tesirli bir misal mahiyetinde anlatılarak Ashab-ı Kirâm ve sıkıntıda bulunan müʹminler teselli ediliyor.