MEÂLİ:
58- Yusufʹun kardeşleri gelip yanına girdiler; Yusuf onları tanıdı, onlar ise onu tanıyamadılar.
59- Yusuf onların yüklerini hazırlatıp iyice teçhiz etti ve, «Bana babanızdan olan bir kardeşinizi de getirin, dedi; görüyorsunuz ya, ben ölçeği tastamam ölçüyorum ve ben konukseverlerin hayırlısıyım! »
60- «Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size tek ölçek (zahire) yok ve bir daha bana yaklaşmayın. »
61- Dediler ki: «Onu babasından almaya çalışacağız ve biz herhalde (bu isteğinizi) yaparız. »
62- Yusuf, uşaklarına, «zahire bedellerini yüklerinin içine yerleştirin, belki ailelerine döndüklerinde anlarlar da yine (bize) dönüp gelirler» dedi.
63- Onlar babalarına döndüklerinde, «Ey babamız! dediler, bize ölçek(le ilgili maddeler) yasaklandı. Bizimle beraber kardeşimizi gönder ki, ölçek(le ilgili maddeleri) alabilelim. Şüphesiz ki biz onu koruyucularız. »
64- Babaları, onlara: «Daha önce kardeşini size emânet ettiğim gibi, bunu da mı emânet edeyim? Ama Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhamet edenlerin en çok merhametlisidir. » dedi.
65- Onlar yüklerini açınca, zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler, «ey babamız, daha ne isteriz? İşte sermayemiz bize geri verilmiş, yine (bununla) ailemize gıda maddesi satın alıp getiririz; hem kardeşimizi koruruz, hem de onun adına bir deve yükü artırmış oluruz. Bu getirdiğimiz gıda maddesi pek az bir ölçek».
66- Yâkub: «Onu bana (geri) getireceğinize dair Allah adına sağlam ve kesin söz vermedikçe, onu elbette sizinle göndermiyeceğim. Meğer ki kuşatılıp ölümle burun buruna gelmiş olasınız» dedi. Sağlam ve güvenilir söz verdiklerinde Yâkub, «Allah bu dediklerimize karşı vekildir» diyerek (râzı oldu).
ALLAH, YÂKUB AİLESİNİ YENİDEN BİR ARAYA GETİRMEYİ DİLEDİ
Bunun için yine sebepleri belli plâna göre harekete geçirirken gereken ortamı hazırladı. O yıllarda baş gösteren kıtlık bilhassa Kenan diyarını bir baştan bir başa kasıp kavurdu. Herkes ekmek derdine düştü. Bu arada Yâkub Peygamber’in on oğlu zahire satın almak üzere Mısır’a gitme ihtiyacını duydular. Böylece aradan uzun yıllar geçtikten sonra kuyuya atıp yok etmek istedikleri kardeşleri Yusuf ile biraraya gelme ve görüşmenin ilk adımı atılmış oldu. Sonrası malûm: Yusuf Peygamber, her birine ancak bir deve yükü zahire vermiş ve böylece ana-baba bir kardeşi Bünyamin’in Mısır’a getirildiği takdirde istenilen miktarda zahire verebileceğini va’detmişti.
CEHALET FAZİLETE YENİLDİ
Yusuf Peygamberin on kardeşi kıskançlığın ve onu körükleyen cehâletin tesir alanına girip baba bir kardeşlerini öldürecek veya diri diri kuyuya atacak ve sonra da babaları Yâkub Peygamberʹe yalan söyleyecek kadar idrâksizleşmişler; aklın ve imânın değil, his ve cehaletin emrine girmişlerdi. Oysa Allah kötülerin, fena niyet taşıyanların hile ve düzenlerini başarıya eriştirmez; imhal eder, ama ihmal etmez. Bir gün gelir de İlâhî adâleti gereği onların hile ve çevirdikleri entrikaları ayaklarına dolar. Yusuf’un kardeşlerinin de vardıkları netice böyle oldu: Çekemedikleri ve gözlerinin önünde bulunmasına dayanamadıkları kardeşlerinin önünde eğildiler. Şüphesiz bu öyle bir sünnetullahtır ki, vakti saati gelince hükmünü yürütür; önüne geçip engelleyecek bir kuvvet ve kudret yoktur.
Böylece cehalet ilmin; rezîlet fazîletin; bâtıl hakkın; Allahʹın aşağıladığı, O’nun yücelttiği önünde dize gelerek yenilmiştir.
Kıssadaki bu uyarı, önce Mekkeli müşriklerin, sonra da her çağda yaşayan inkârcı maddecilerin düşünce ve duygularını yönlendirmeye ve tarihin tekerrür edeceğini hatırlatmaya yöneliktir. Nitekim Mekkeli’lerin de sonunda hakkın önünde baş eğmek zorunda kaldıklarını bilmekteyiz.
SEVDİKLERİMİZİ ALLAHʹA EMANET ETMEMİZ
«Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhamet edenlerin en çok merhametlisidir. » dedi.
Yâkub (A. S. )ın, peygamber olmakla beraber beşerî zaaflarının da bulunduğu inkâr edilemez. Çok sevdiği Yusufʹu, diğer on oğluna emanet ederken, «Doğrusu onu alıp götürmeniz beni çok üzer ve sizin haberiniz yokken onu kurt yiyebilir, diye korkuyorum! » demiş ve ister istemez endişesini dile getirmiş, asıl koruyacak olan Allah’a emanet etmeyi zahiren belirtmemiş veya hatırlayamamıştı. Bu, bir peygamber için kusur sayılabilir. O nedenle sevdiğini kaybetme uyarısıyla karşı karşıya bırakılmıştır.
İkinci oğlu, Yusuf’un ana-baba bir kardeşi Bünyamin’i yine istemiyerek kardeşleriyle birlikte Mısırʹa gönderirken böyle bir kusur işlememeye dikkat etmiş, önce onu Allahʹa emanet ederek, «Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. » demiş, sonra da oğullarından Allah adına söz alıp «Allah bu dediklerimize karşı vekîldir» diyerek Hakk’ın irâdesine tam teslimiyetini dile getirmiştir. Kuşkusuz onun bu teslimiyet ve yüksek irfanı, hem Bünyamin’in sâlimen dönmesine, hem de yıllardır hasretini çektiği Yusufʹuna kavuşmasını sağlamaya vesîle olmuştur.
O halde hayatta sevdiklerimizin başına bir dert veya felâket gelme endişesi doğunca, en sağlam ve güvenilir yol ve çare, gereken tedbirleri almakla beraber onları Allah’ın himayesine verip Oʹna emanet etmemizdir. Zira âyette de belirtildiği gibi, Allah koruyanların en hayırlısı ve vekillerin en güveniliridir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Yusuf’un sadakat ve faziletini, bilgi ve irfanını yakından öğrenme imkânını bulan Mısır kralının ona gösterdiği yakın ilgi ve güven konu edildi. Sonra da Yusuf ile kardeşlerinin mülâkatına temasla olayların gelişme seyri açıklandı. Böylece Allahʹın, takva ve doğruluktan ayrılmayan müʹmin kulunu eninde, sonunda başarıya eriştireceği ve iki âlemde de onu şerefli ve aziz kılacağı anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle kıssanın diğer önemli bir bölümüne yer veriliyor: Yusuf’un kardeşlerinin Mısır’a ayrı ayrı kapılardan girmeleri ve Yusuf Peygamberle olan ikinci mülakatları anlatılıyor. Sonra da kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak ve böylece bütün aile fertlerini Mısır’da biraraya getirme plânına yer verilerek Yusufʹun daha önce gördüğü rüyanın aynen gerçekleşmek üzere bulunduğuna işâret ediliyor.
Kıssanın bu bölümüyle, kapalı şekilde Hz. Muhammed e (A. S. ) ve arkadaşlarına müjde veriliyor: Yakın gelecekte küfrün baş aşağı geleceğinden, mü’minlerin İlâhî nusrat ve inâyete daha çok mazhar kılınacaklarından şüphe etmemeleri bildiriliyor.