MEÂLİ:
57- Ve ne vakit ki, Meryem oğlu misâl verildi, senin kavmin hemen gülerek çığrıştılar, yaygara kopardılar.
58- Ve dediler ki: «Bizim tanrılarımız mı hayırlıdır, yoksa O mu hayırlıdır? » Bu misâli sırf bir tartışma ve sürtüşme konusu olsun diye sana getirdiler. Zaten onlar yaygaracı, hasmane tartışan bir millettir.
59- O (Meryem oğlu İsâ) kendisine nîmet verdiğimiz ve İsrâil oğullarıʹna örnek gösterdiğimiz bir kuldur.
60- Eğer biz, dileseydik yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
61- Ve şüphesiz O (İsâ veya Kur’ân), Kıyâmet’in kopuş saati için bir bilgidir. Artık siz, o saat hakkında şüphe etmeyin; bana uyun. Dosdoğru yol da budur!
62- Sakın şeytan sizi (doğru yoldan) alıkoymasın. Çünkü gerçekten o açık bir düşmandır.
63- İsa, açık belgeler ve muʹcizelerle gelince, «Ben gerçekten size hikmetle ve görüş ayrılığına düştüğünüz bazı hususları size açıklamakla geldim; artık Allahʹtan korkun da bana itaât edin.
64- Şüphesiz ki, Allah, benim de Rabbımdır, sizin de Rabbinizdir. O halde Oʹna ibâdet edin. Dosdoğru yol budur» dedi.
65- Hizipleşenler, kendi aralarında ayrılığa düştüler. O elim günün azâbından, zulmedenlerin vay hâline!
66- Onlar ancak beklenen o saatin, farkına varmadıkları bir halde ansızın kendilerine gelmesini bekliyorlar.
İNİŞ SEBEBİ
«Siz ve taptığınız (putlar) Cehennem yakıtlarısınızdır» meâlindeki âyet inince, Kureyş Kabilesi’nin ileri gelenleri sordular: «Ya Muhammed! Bu herkes için geçerli bir hüküm müdür? » Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onlara: «Evet... » deyince, o inkârcılar gülüştüler ve İsaʹya da tapıldığını söyleyerek tartışmak istediler ve sonra İsa Peygamberin hayatından bazı misâller verdiler. Arkasından şöyle dediler: «Muhammed bize yalnız Allahʹa ibâdet etmemizi önermekte ve O’ndan başkasına ibâdetin küfür olduğunu söylemektedir. Oysa Hıristiyanlar İsaʹya tapmaktadırlar. Bu durumda bizim ilâhlarımız mı hayırlıdır, yoksa İsa mı hayırlıdır? »
Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl; 4/108-Esbab-ı Nûzül/Nisabûri: 252)
İLGİLİ HADÎSLER
«Hiç bir kavim, üzerinde bulunduğu doğru yoldan sapmamış, ancak haklı çıkmak için aralarında çıkan tartışma ve sürtüşme (duygu ve hevesi) kendilerine (telkin edilip) verilince sapıtmıştır.. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu açıklamayı yaptıktan sonra 58. âyeti okudu. (Tirmizi/tefsîr: 43- İbn Mâce/mukaddeme: 7- Ahmed: 5/252, 256)
«Canımı kudret elinde tutan zata and olsun ki, çok sürmez Meryem oğlu İsa, size âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak; malı köpürüp taşarcasına akıtacak, o kadar ki onu kabul eden kimse bulunmayacak. » (Buharî/büyû’: 102, mezâlim: 3, enbiyâ: 49- Müslim-imân: 54- İbn Mâce/fiten: 33)
«Benimle İsa arasında peygamber yoktur. Şüpheniz olmasın ki, İsa size inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyınız; çünkü O orta boylu, kırmızı beyaz tenlidir. Hafif sarı renkli iki elbise arasında (bir giyim-kuşamla) iner. Islaklık dokunmadığı halde başından su damlar. İslâmiyet adına insanlarla savaşır; haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır. Cenâb-ı Hak Onun zamanında İslâmʹdan başka bütün milletleri yok eder. O, Deccalʹı da helâk eder. Sonra İsa yeryüzünde 40 yıl eyleşir de öylece vefat eder. Müslümanlar Onun cenaze namazını kılarlar. » (Ebû Dâvud/Melâhim: 14- Ahmed: 2/437)
«Meryemʹin oğlu inip imamınız da sizden olduğu zaman, nasıl (bir dönemde ve halde) olacaksınız? » (Buharî/enbiyâ: 49- Müslim/imân: 244, 246 Ahmed: 2/272, 336)
İSA PEYGAMBER (A. S. )
«Ve ne vakit ki, Meryem oğlu misâl verildi; senin kavmin hemen gülerek çığrıştılar, yaygara kopardılar.. »
Yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi, Hıristiyanlardan çoğunun İsa’yı (A. S. ) ilâhlaştırması, putperest müşrikler için de misâl teşkîl etmiştir. Öyle ki, «insan ilâhlaştırılır da putlar neden ilâhlaştırılmaz veya ilâh olarak kabul edilmez? » şeklinde hatâlı bir kıyasta bulunmalarına sebep olmuştur. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, İsa Peygamberʹin (A. S. ) kimliğini en doğru çizgileriyle açıklamış bulunmaktadır. O bakımdan bu konuda fâsit bir kıyasla tartışmanın hiçbir anlamı yoktur. Zira olay ve kıssayı en iyi bilen Cenâb-ı Hak’tır. Âl-i İmrân Sûresi’nde bu konuya geniş yer vermiş ve gerekli açıklamayı yapmış bulunuyoruz. Burada ise, önemini dikkate alarak bir özetini vermekle yetineceğiz:
İSA (A. S. ) VEFÂT ETMİŞ MİDİR?
Kur’ânʹda yine Âl-i İmrân Sûresi 45-55. âyetlerde Cenâb-ı Hak, İsa’yı refi’ edeceğini, yani yerden kaldırıp yükselteceğini açıklarken, bu cümleden önce «müteveffike» buyurmuştur. «Teveffî» kökünden gelen bir sıfatın kullanılması, sözü edilen konu hakkında birtakım yorumlar getirmektedir.
«Teveffî», hem ölüm, hem de uyku hakkında kullanılan bir kavramdır. Kurʹân’ın bazı yerlerinde, örneğin En’âm Sûresi 60. âyette uyku manasına; bazı yerlerinde, örneğin Bakara Sûresi 234. âyette ölüm manasına delâlet ettiğini görmekteyiz. Ancak kırkın üstünde sahîh hadîslerden İsa (A. S. ) ın bir bakıma uyku haline dönüşen bir vecd içinde göğe yükseltildiği anlaşılıyor.
Sözünü ettiğimiz «vecd hali»ni biraz daha açıklıyalım: Göğe yükseltileceği anda bedeni ruhuna dönüştürülerek maddî kayıtlardan sıyrılmış bir halde yükseltileceği yere yükseltilmiştir.
Fâtihâ Sûresinʹde belirtildiği gibi, üzerlerine Allah’ın in’âmda bulunduğu kimseler, peygamberlerdir. Burada da aynı ona benzer bir anlatım tarzına yer verilerek, «O (Meryem oğlu İsa), kendisine nîmet verdiğimiz ve İsrâil oğullarıʹna örnek gösterdiğimiz bir kuldur» buyurulmaktadır.
İsa (A. S. )ın öğüt ve ibret alınacak yanları nelerdi?
Müfessir Kurtubîʹnin de değindiği gibi, İsa (A. S. ) babasız doğmuştur. Beşikte iken konuşmuş; ölüleri diriltip dilsizleri konuşturmuş, alâtenlileri iyileştirip körlerin gözünü açmış ve bir nice hastalıklı kimseleri Allah’ın izniyle şifâya kavuşturmuştur.
Âhireti unutup dünya hayatına yönelen; Tevrat’ın hükümlerini değiştirip onunla amel etmemeye başlayan Yahudilerin yüzünü Âhiretʹe çevirip dünyaları ile âhiretleri arasında köprü ve denge kurmalarını sağlamaya çalışan İsa (A. S. ), hiç şüphesiz ki kadri yüce bir peygamberdir. Gösterdiği muʹcize ve açık belgelere, isbatlayıcı delillere rağmen kendini o millete kabul ettirememiş, aksine hezeyan ve saldırılarına mâruz kalıp, konseylerinin verdiği ölüm cezasından İlâhî inâyetle kurtulabilmiştir.
İsa (A. S. )ın babasız doğmasını bir türlü kısır akıllarına sığdıramıyan; İlâhî kudretin her şeye karşı yeterli bulunduğunu idrâk etmiyenler, Ona çeşitli yakıştırmalarda bulunmaktan çekinmemişlerdir. Altmışıncı âyetle, İlâhî kudretin yüceliğine ve sınırsızlığına işâretle, «Eğer biz dileseydik yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık» buyurulmaktadır. Ama öyle dilememiş ve ona göre bir düzen kurmayı plânlamamıştır.
O halde Adem’i topraktan, İsa’yı (A. S. ) da babasız yaratması, ezelde ilâhî plânda yer almıştır; artık onun değişmesi veya başka bir şeklinin düşünülmesi anlamsızdır.
Neden Güneş’i daha küçük ve Dünya denilen yerküreyi ona daha yakın yaratıp bir düzen oluşturmamıştır? Böyle bir soru veya düşünce ne kadar yersiz ve anlamsızsa, Allahʹın meydana getirdiği harikaları kendi basit ve kısır ölçülerine vurup bir türlü olumlu sonuç çıkaramamaları da bir o kadar yersizdir. Zira kâinat plânı bizim ölçülerimizin çok üstünde ve ötesindedir. Allah’ın mutlak irâde ve kudret sâhibi olduğunu isbatlayan eşyayı bu göz ve idrâkle görüp inanmamız bize müşkilleri çözmeye yeter. O nedenle aklı imânla birleştirip bütünleştirerek yola çıkmak, olumlu sonuca götüren en güzel vasıta ve çaredir.
İSA (A. S. ) KIYÂMETʹİN ALÂMETLERİNDEN BİRİDİR
«Ve şüphesiz O (İsa veya Kurʹân), Kıyâmetʹin kopuş saati için bir bilgidir... »
«İnne» harfine bitişik gelen üçüncü şahıs zamirinin siyak ve sibak itibariyle İsaʹya (A. S. ) râciʹ olduğu anlaşılıyor. Bu zamirin Kur’an’a râciʹ olduğunu diyenler de var; ama birinci tesbit daha isâbetlidir. Çünkü âyeti, ilgili hadîslerle karşılaştırıp tefsîr ettiğimiz zaman bu daha da kuvvet kazanır.
Yukarıda meâlini yazdığımız hadîsler, İsa Peygamber’in (A. S. ) kıyâmete pek yakın bir zamanda âdil bir hakem olarak ineceğini haber vermekte ve böylece Onu kıyâmetin yakın alâmetlerinden biri olarak göstermektedir. Böylece Âyet-i Kerîmeʹde Onun kıyâmetin kopuş saatinin ilmi, yani bilgi ve alâmeti olduğu belirtilmekte ve konu hakkında bize bilgi verilmektedir. Ancak İsa (A. S. )ın kıyâmetin alâmetlerinden olması iki yönlüdür: Biri, henüz göğe yükseltilmeden önce ölüleri diriltmesidir ki bu, kıyâmet kopup düzen değiştikten sonra Cenâb-ı Hakkʹın ölüleri dirilteceğini yansıtmakta ve İsa Peygamber’e verdiği böyle bir kudretin bütünüyle İlâhî kudretinin eseri olduğuna işârette bulunmaktadır. Diğeri ise, az yukarıda açıkladığımız gibi, İsa (A. S. )ın kıyâmete çok yakın bir zamanda yeryüzüne inmesi ve böylece İlâhî kudretin yüceliğini apaçık göstermesidir.
İslâmʹın son ve cihan dini olduğu bir defa daha isbat edilecek; İsa (A. S. )ın Allah’ın oğlu olmadığı bütün yanlarıyla açıklanacak; imân edenler kurtulacak, inkârda ısrar edenler her iki âlemde de azaba uğratılacaktır.
Allah’ın bu açıklaması karşısında şüphenin yeri ve anlamı yoktur; her yanı ve yünüyle imân ve irfana dayanır. O bakımdan kıyâmetin kopuş saati hakkında mü’minler aslâ şek ve şüphe etmezler. İsa Peygamber (A. S. ) inince, mü’minlerin bu hususta sadece imânı artar ve gönül yatışkanlığına kavuşmaları sağlanır.
Gerek gelip geçen kavim ve milletler, gerek Musa (A. S. ) ile İsa (A. S. ), gerekse kıyâmet hakkında en sağlıklı ve en doğru bilgiyi Kur’ân vermektedir. Kur’ân-ı iyi anlayabilmek için de mutlaka Hz. Muhammed’i (A. S. ) iyi bilip tanımak ve Ona uymak gerekir. «Sırat-ı Müstakiym» yani «en doğru yol» işte budur. Gerisi şek ve şüpheyle, duygu ve düşünceyle şekillenmiş haberlerdir. 61 ve 62. âyetlerle bu hususlar gayet net ve açık bir anlatımla özetlenmekte, araştırıcılar için hareket noktası belirlenmektedir.
İSA (A. S. )IN HİKMETLE GELMESİ
«İsa, açık belgeler ve muʹcizelerle gelince, «Ben gerçekten size hikmetle ve görüş ayrılığına düştüğünüz bazı hususları size açıklamakla geldim.. » dedi. »
Hikmet, sözlük olarak, ilim ve akıl yoluyla gerçeği bulmakta isâbet kaydetmektir. Allah hakkında sıfat olarak kullanılınca, eşyayı bilmek ve onu en muhkem, dengeli ve uyumlu ölçüde icad etmek; aynı zamanda her şeyi plânlı, proğramlı ve yararlı anlamda yaratıp düzene koymak anlamına gelir. İnsana sıfat olarak getirildiğinde ise, varlığı amacına uygun bilmek ve hayra yol açan fiilleri idrâk edip uygulamaya çalışmak manâsını yansıtır.
Hüküm ile hikmet arasında bir yönlü umum-husus söz konusudur; öyle ki, her hikmet aynı zamanda hükümdür de; ama her hüküm hikmet değildir.
İsa Peygamber de diğer peygamberler gibi ve biraz da farklı hikmetlerle İsrâil oğullarıʹna gönderilmiştir. Böylece Onun da teblîğ ve irşâd alanı sınırlı idi.
İsa Peygamberʹin (A. S. ) getirdiği «beyyinat» ve «hikmet» nelerdi?
Beyyinat: Ölüleri diriltmek, hastaları iyileştirmek, çamurdan kuş yapıp Allah’ın izniyle ona can vermek, gökten hazır sofra indirmek, körlerin gözünü açmak ve gaibden haber vermek gibi mu’cizelerdir.
Hikmet: Hayra, fazîlete götüren fiilleri işlemek ve teblîğ etmek; iyiyi, güzeli yapmak ve yaptırmak olduğuna göre, İsa (A. S. ) bütün bunları en güzel şekilde yapmış ve yapılmasını telkîn ve tavsiye etmiş; insanları madde cenderesinden kurtarıp kutsal havaya ulaştırmayı kendine vazife edinmiştir.
YAHUDİLERİN GÖRÜŞ AYRILIĞINA DÜŞTÜKLERİ HUSUSLAR NELERDİ?
Musa Peygamberʹin (A. S. ) vefatından sonra İsrâil oğulları bazı dinî konularda görüş ayrılığına düşmüş; Babil esaretiyle Tevrat’ın orijinal nüshasını kaybetmişlerdi. O yüzden yeniden yazılan Tevrat nüshalarında, her ne kadar dağınık halde olan birtakım yazılı parçaları toplanıp biraraya getirilmeye çalışılmışsa da, hayli tahrifat meydana gelmiş; Âhiret kavramıyla ilgili âyetlerin çoğu unutulmuş, ya da değiştirilmişti. Aynı zamanda sosyal yapıya artık hitap etme tazeliğini kısmen de olsa kaybeden bazı hükümlerinin değiştirilmesi gerekiyordu. İsa (A. S. )ın görevi, Tevratʹtaki hükümleri yeniden canlandırıp aslına döndürmek, unutulan hükümlerinden lüzumlu olanlarını gündeme getirmek ve yeni birtakım hukukî ve ahlâkî hükümleri teblîğ etmekti. 63 ve 64. âyetlerle bu hususlar belirtilmekte ve konunun o açıdan değerlendirilmesine işârette bulunulmaktadır.
Ne yazık ki, İsrâil oğulları bu teblîğ karşısında hiziplere ayrıldılar. İsaʹya (A. S. ) inanan pek az kimse oldu. İsa (A. S. )dan sonra ona inananlar da zamanla çeşitli mezheplere ayrılarak bölündüler. Oysa dinin hizipleşmelere ve sarih hükümleri üzerinde ayrılığa düşmeye hiç tahammülü yoktur. Din adına her bölünme ve her hizipleşme bir zulüm ve ihanettir ve zâlimler dönüş yapmadıkları takdirde elim bir azapla kendilerine çok yazık etmiş olurlar.
Dönüş yapmayıp, görüşünde ve haksız iddiasında ısrarlı olanlar ise, kıyâmetin veya İlâhî hükmün kendilerine ansızın gelmesini beklemekteler. Oysa bu iki durumda da artık dönüş yapmanın bir anlamı olmaz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, mü’minler teselli edilmek ve inkârcılar uyarılmak üzere İsa Peygamberʹin birtakım muʹcize ve hikmetlerle gönderilmesi konu edildi. Aynı zamanda Onun kıyâmetin alâmetlerinden biri olduğuna dikkatler çekilerek Hıristiyanların o kadri yüce peygamber hakkında daha doğru düşünmeleri dolaylı şekilde istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmetin ansızın kopması konu ediliyor. Sonra da âhiret gününde ancak Allahʹtan korkup fenalıklardan kaçınmak suretiyle takvâ derecesine yükselen müʹminlerin dostluğunun fayda vereceği açıklanıyor. Arkasından bu mü’minlere hazırlanan sonsuz nîmetlerden birkaç misâl verilerek İlâhî lütuf ve inâyetin mü’minlerden yana olduğuna işârette bulunuluyor.