Nur Suresi 58-61. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَاءِ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ الّٰتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ اَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَمِيعًا اَوْ اَشْتَاتًا فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

60.

Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, ayetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet İşleri

59.

Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

60.

Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

61.

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye ayetleri size böyle açıklar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

58- Ey imân edenler! ellerinizin sâhip bulunduğu köle, câriye ve hiz­metçileriniz ve sizden henüz ergen olmayanlar, (odanıza girmek İstedik­lerinde şu) üç vakit sizden izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle sıcağından (bunalıp) elbisenizi çıkararak (bir tarafa) koyduğunuzda ve yatsı namazından sonra. Bu üç vakit utanç yerlerinizin açık olabileceği halvet zamanıdır. Bu vakitlerin dışında (yanınıza girmelerinde) birbirinize uğrayıp dolaşmanızda ne size, ne de onlara bir sakınca yoktur. İşte Allah böylece âyetlerini size açıklar. Allah bilendir, hikmet sâhibidir.

59- Sizden olan çocuklar, ergenlik çağına girince, onlardan önce (doğup ergen) olanların izin istediği gibi izin isteyerek (öylece yanınıza) girsinler. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, hikmet sâhibidir.

60- Evlenme ümidi kalmamış (ayhali ve lohusalıktan kesilip) oturan kadınların, süs yerlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Bununla beraber iffetli davranmaları, ken­dileri için hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

61- (Kendilerine anahtar teslim edilen) âʹmaya (teslim edilen evde­ki gıda maddesinden bir şeyler yemesinde) bir vebâl yoktur. (Aynı şekilde) topala da bir vebâl yoktur, hastaya da bir vebâl yoktur. Size de kendi ev­lerinizde izinsiz yemek yemenizde veya babalarınızın evlerinde veya ana­larınızın evlerinde veya kardeşlerinizin evlerinde veya kızkardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sâhip (kâhyası) bulunduğunuz evlerde veya samimi dostunuzun evinde ye­menizde bir sakınca yoktur. Gerek bir arada, gerekse dağınık ayrı ayrı ye­mek yemenizde de bir sakınca yoktur.

Evlere girdiğiniz zaman kendinize Allah’tan feyiz, bereket, iyilik, gü­zellik esenliği olmak üzere selâm verin. Allah böylece size âyetlerini açık­lar. Ola ki aklınızı kullanırsınız.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: Peygamber (A. S. ) Efendimiz ansardan Mûd’ic b. Amr adında bir hizmetçiyi öğle sıcağının iyice arttığı bir sırada Hz. Ömerʹi (R. A. ) çağırması için gönderdi. O da Hz. Ömer’in başkalarının gör­mesinden hoşlanmadığı bir durumda bulunduğu bir sırada yanına girmiş oldu. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/339)

Diğer bir rivâyet:

Esmâ bint Mürsed (R. A. ) odasında açık bir vaziyette dinlenirken er­gen olan hizmetçi kölesi içeri girmiş bulundu. Kadıncağız buna çok üzül­dü ve kalkıp Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e gelerek dedi ki:

- Ya Resûlellah! doğrusu hoşlanmadığımız bazı vakitlerde hizmet­çilerimiz ve kölelerimiz yanımıza giriyorlar. (Bunu önlemeğe yönelik bir tavsiyeniz yok mudur? )

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indirilmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 3/339 - Tefsîr-i Kurtubî: 2/302)

«Ey imân edenler! mallarınızı kendi aranızda bâtıl sebeplerle yeme­yin» meâlindeki Bakara Sûresi 188. âyet inince, Müslümanlar, hasta, yaşlı, topal ve kör kimselerle aynı kapta yemek yemekten endişe duymaya baş­ladılar. Çünkü sözü edilen arızalı kişiler henüz karınlarını iyice doyurma fırsatı. bulmadan arızasız olanlar karınlarını iyice doyurmuş bulunuyorlar­dı. O sebeple 61. âyet indi. (Lübabu’t-te’vîl: 340, 341- İbn Kesîr: 3/304)

Ayrıca sağlam, güçlü mü’minlerden bazısı savaşa giderken evlerinin anahtarlarını çok yaşlılara veya hastalara, ya da topal ve gözleri görme­yen mü’minlere teslim ediyorlardı. Onlar da evdeki gıda maddelerinden -kendilerine izin verildiği halde- yemekten endişe duyuyor ve helâl olup olmadığında şüphe ediyorlardı. O sebeple 61. âyetin indiği rivâyet edi­lir. (Lübabu’t-te’vîl: 340, 341)

İLGİLİ HADÎSLER

«Ya Enes! abdestini tastamam yerine getir ki ömrün artsın. Ümmetim­den rastladığın kimseye selâm ver ki iyiliklerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman ev halkına selâm ver ki evin hayrı çoğalsın. Kuşluk namazını kıl; çünkü o senden önce Allahʹa çokça yönelenlerin namazıdır.

Ya Enes! küçüklere merhametli ol, büyüklere saygı göster ki kıyâmet gününde yakın arkadaşlarımdan olabilesin. » (Hafız Bezzar: Enes b. Mâlik (R. A. )den)

«Bir adam Peygamberʹe (A. S. ) şöyle dedi: «Doğrusu biz yemek yiyo­ruz ama doymuyoruz. » Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) ona şöyle tavsi­yede bulundu: «Belki de ayrı ayrı (şekilde) yiyorsunuz! Yemeğinizin başın­da biraraya gelin, Allahʹın ismini anın ki o yemek size feyizli ve bereketli kılınsın. » (Ebû Dâvud/et’ime: 14)

«Hep birarada yemek yeyin, dağılmayın. Çünkü bereket toplulukla beraberdir. » (İbn Mâce/et’ime: 17)

«Adam evine girdiği zaman şöyle duâ etsin: Allahım, doğrusu ben sen­den hayırlı çıkış diliyorum. Allahʹın ismiyle girdik, Allahʹın ismiyle çıktık; Allahʹa güvenip dayandık.

Sonra da ev halkına selâm versin. » (Ebû Dâvud/edeb: 103)

İSLÂMʹDA ÂİLE DÜZENİ

Cinsel konuya ilgi duymak insanın ruhuna ve mayasına enjekte edil­miştir. Onu tamamen söküp atmak mümkün değildir. Zira insan melek de­ğildir. Hayvanî sıfatları da kendinde taşıyan ayrı bir varlıktır. O bakımdan insanın şehvet duygusunu ve arzusunu meşru sınırlar içinde tutmak lâ­zımdır. Dinin ana kaidelerinden ve değişmeyen hedeflerinden biri de budur. Din bu amaca ulaşabilmek için güzel âdetlerden yararlanmayı ihmal et­mez ve aynı zamanda akıldan yeterince yardım ister. 58. âyetle aile yapı­sında cinsel ilişkiyi ve ona yol açan davranışları meşru sınırlar içinde tut­manın ve bu düzeyde edep ve terbiye ölçüsünde yönlendirmede bulun­manın bir bölümünü konumuzu oluşturan âyetle açıklar. Daha çok ana- babanın bu hususta aile bünyesinde disiplinli, düzenli ve ölçülü şekilde bir aile hayat düzeni hazırlamalarını emreder.

Unutmamak gerekir ki, çocuklar ana-babalarını, evdeki büyüklerini taklît ederler ve birçok yönleriyle onların kopyası olurlar. Bunun için Kur’ân aileyi edep ve terbiyenin, ahlâk ve fazîletin doruğuna yükseltmeyi plânlar ve bu konuda gereken eğitimin sağlanması için kendine has bir müfredat düzenler.

FIKHÎ YÖNÜ

Nûr Sûresinin 27. âyetinde başkalarına ait evlere girmek istediğimiz­de -belli bir vakit sözkonusu olmaksızın- izin istememiz emredilirken, bu­rada aile çatısı altında bulunan köle ve câriyelerin ve bir de ev halkından ergen olan ve henüz ergenlik çağına girmeyen çocukların şu üç vakitte ana-babalarının ve evdeki evli çiftlerin odalarına izin isteyerek girmeleri emredilmektedir:

1- Sabah namazından önce,

2- Öğle sıcağından elbisemizi çıkarıp istirahata çekildiğimizde,

3- Yatsı namazından sonra..

Bu üç vakitte başkalarının görmesi aslâ hoş karşılanmayacak şekil­de kadın ve erkek açık bir vaziyette bulunabilecekleri gibi, çiftler cinsel temas veya ona yol açan davranış durumunda da olabilirler.

Cenâb-ı Hak aile mahremiyetini edep, terbiye ve yüksek ahlâk düze­yinde tutmamızı istemekte ve bu konuda bir ölçü ve kural vermektedir.

Sağ ellerimizin sâhip oldukları, hem köle, hem de cariyelerdir. Gerçi bu iki sınıf insan bugün artık dünyanın birçok bölgelerinde tarihe karışmış vaziyetteyse de evlerimizde bulundurduğumuz bahçıvan, hizmetçi kadın ve benzeri kişiler de bu tabirin kapsamına girer.

Ergenlik çağına henüz ayak basmayan kız ve erkek çocuklarına ge­lince: Bunlar daha çok iştiha çağına girip avret yerlerine ilgi duyan, bazı cinsel davranışları tefrik edebilen çocuklardır. İştiha çağına girmeyen 0-4 yaş arası çocukları ise bu kurala uydurmak elbetteki zordur. Ancak 3-4 yaşlarında olanları bu hususta da eğitip onlara güzel alışkanlıklar kazan­dırmak oldukça önemlidir. Nitekim Ebû İshak el-Fezârî diyor ki: «İmam Evzâî’ye sözü edilen üç vakitte izin almakla emrolunan çocuğun taban yaş haddi nedir? diye sorduğumda, dört yaştır diye cevap verdi. » (Tefsîr-i Kurtubî: 12/308)

Ayrıca 59. âyette ergenlik çağına giren çocuklar hakkında ise bir yo­ruma göre, - 27. âyette, başkasına ait bir eve mutlaka sahibinden izin ala­rak içeri girmemiz emredildiği gibi - bütün vakitleri kapsar mahiyette bir emir söz konusudur. Öyle ki ergen olan çocukların günün hemen her saa­tinde ana-babalarından ve aile çatısı altında bulunan evli çiftlerden izin isteyerek odalarına girmeleri emredilmektedir.

Ancak bu emir vücuba mı, yoksa tavsiyeye mi delâlet etmektedir? İlim adamlarının üç farklı yorumu söz konusudur:

a) İbn Cüreycʹin Atâ’dan yaptığı rivâyete göre, vücuba delâlet eder.

b) Tavsiye anlamına gelir. Zira uygulamasında meşakkat vardır. Me­şakkat ise teysiri gerektirir.

c) Nedb ifade eder. Zira muhatab olan daha yeni ergen olanlardır. Günün her saatinde vücubu gerektiren bir emri yerine getirememeleri en­dişesi söz konusudur.

Ergen olmayan çocukların izin istemeleriyle ilgili emir ise altı şekil­de yorumlanmıştır:

1- Tabiînden İbn Müseyyeb ve İbn Cübeyrʹe göre, bu âyet mensûhtur, yani hükmü kaldırılmıştır.

2- Ebû Kılâbe’ye göre, âyetteki emir nedb içindir, vücuba delâlet etmemektedir.

3- İbn Ömerʹe (R. A. ) göre, âyette sadece erkek çocuklar kasdedilmektedir. Bu durumda kız çocuklarının izin istemesine gerek yoktur.

4- Ebû Abdurrahman es-Sülemî’ye göre, kız çocukları kasdedilmiştir.

Bu son iki rivâyet de zayıftır ve âyetin kapsadığı mana ve hükme uy­mamaktadır.

5- İbn Abbas’a (R. A. ) göre, kapısız ve kilitsiz odalar söz konusudur. Zira o dönemdeki odaların çoğunda kapı bulunmazdı da sadece basit bir perde asmakla yetinilirdi. Bu durumda çocukların sözlü izin istemeleri ge­rekiyordu. Kapı ve kilidi olan odalar ise, daha emin olduğundan çocuğun hemen içeri dalması mümkün değildir. İçeri girmek isteyen çocuklar ya sözlü olarak, ya da kapıyı çalmak suretiyle bu kurala uyabilirler.

6- İlim ehlinin çoğuna göre, âyet erkek ve kız çocuklarının hepsini kapsamakta ve vücub ifade etmektedir. Oysa ergen olmayan çocuklar şer’î bir vücub ile mükellef sayılmazlar. Bu inceliği dikkate aldığımızda, sözü edilen vücub ana-babaların çocuklarını eğitmesiyle ilgili bir hüküm olabilir.

TERKEDİLEN ÜÇ EMİR

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Müslümanlar Kur’ân’ın şu üç âyetiyle amel etmeyi terketmişlerdir:

Birincisi: Hücurat Sûresi 13. âyet. Meâlen şöyledir: «Şüphesiz ki Al­lah yanında en şerefli ve itibarlınız, (O’ndan) en çok saygı ile korkup (fe­nalıklardan) sakınanınızdır. »

İkincisi: Nisâ Sûresi 8. âyet. Meâlen şöyledir: «Mîras taksiminde (mîrasçı olmayan) hısımlar, öksüzler ve yoksullar hazır bulunursa, azık ola­cak ölçüde onlara da bir şey verin ve güzel söz söyleyin (kırıcı, incitici ol­mayın). »

Üçüncüsü: Konumuzu oluşturan Nûr Sûresi 58. âyet. Meâlen şöyle­dir: «Ey imân edenler! Ellerinizin sahip bulunduğu köle, cariye ve hizmet­çileriniz ve sizden henüz ergen olmayanlar, (odanıza girmek istediklerin­de şu) üç vakit sizden izin istesinler…» (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/303)

İnsanların yüzü mânadan ziyade maddeye, âhiretten çok dünyaya yö­nelince, ekserisi şeref ve itibarı, azizlik ve erdemliği takvâda değil, mal ve makamda görmeye başladı. Böylece Allah’ın koymuş olduğu kıstas ile amel edilmez oldu.

Mîras taksiminde birbirlerinin haklarına göz dikecek kadar aç gözlü olan mîrasçıların çoğu, diğer mîrasçı olmayan hısımları, yetim ve yoksul­ları göremez oldular ve o sebeple Allahʹın belirtilen tavsiyesi yer yer terkedilmeye başlandı.

Yabancı kültürün tesiri altında kalan bazı İslâm ülkeleri, aile bünye­sinde edep ve terbiye kurallarıyla amel etmez oldular. Böylece Kur’ân’ın belirlediği aile yuvası ciddi biçimde zedelenmiş oldu.

Yapılan rivâyete göre: Iraklılardan bir grup Nûr Sûresi 58. âyetle amel etme hususunu İbn Abbas (R. A. )dan sorduklarında, adı geçen onlara şöyle bir açıklamada bulunmuştur: «Önceleri evlerin kapılarında örtü ve perde yoktu. Birçok defa evdeki hizmetçi, hâdim, adamın yetimesi ve ken­disi ehlinin odasına izinsiz girerlerdi. O yüzden Cenâb-ı Hak belirtilen üç vakitte izin isteyerek ana-babalarının (ve evli olan çiftlerin) odasına gir­melerini emretti. Sonraları Cenâb-ı Hak onlara örtü (kapı) ve hayırlı (ted­birler tavsiye edip) getirdi. Ne var ki artık bu hükümle amel eden bir kimse göremiyorum diyebilirim. » (Geniş bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 12/303-304)

MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİNİN BİR DİĞER ÖLÇÜSÜ

İslâm, din kardeşliğine, hısım ve akrabalığa, dost ve arkadaşlığa lâ­yık olduğu yeri ayırmış ve gereken ilgiyi göstermiştir. Aynı zamanda bu havayı ruhların derinliğine işlemek için birçok manevî müeyyideler koy­muştur. Şöyle ki: Önce Allahʹın hoşnutluğuna erişmeyi amaç olarak be­lirlemiş, sonra da Müslüman topluluğun diğer kavim ve milletlere bu konuda da örnek olmalarını sağlamayı plânlamıştır.

«Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin.. » meâlindeki Bakara Sûresi 188. âyet inince -az yukarıda da belirttiğimiz gibi- Müslümanlar da­ha duyarlı ve titiz davranmaya başlamışlardı. O kadar ki, kardeş kardeşin kilerinden bir lokma ekmek, ya da bir hurma almaktan çekinmeye başla­mıştı. Allah bu kadar duyarlığın gereksiz olduğunu hatırlatarak âyette isimleri geçenlerin -aşırı gitmemek, israfa yolaçmamak şartıyla- birbirleri­nin yiyeceğinden izinsiz yiyebileceklerini, kardeşliğin, dostluğun ve hısım­lığın bir tezahürü sayıldığını bildirerek buna ruhsat verdi.

Bununla beraber ilim adamları sözü edilen 61. âyeti farklı anlamda yorumlamışlardır. Şöyle ki:

1- «Sizin de kendi evlerinizde izinsiz yemek yemenizde.. » cümlesin­den sonraki hükümler kaldırılmıştır. Nitekim Abdurrahman İbn Zeyd diyor ki: Bu hüküm artık uygulanmaz olmuştur. İslâm’ın ilk yıllarında kapıların üstünde kilit yoktu, sadece birer basit perde asılı bulundurulurdu. Bazan (hısımlardan) biri acıkırdı da evde kimse bulunmadığı halde içeri girer ve karnını doyururdu. O sebeple Cenâb-ı Hak da buna cevaz vererek mü’minleri birtakım şüphe ve sıkıntıdan kurtardı. Sonraları evlere kapı ve kilit takılınca artık kimselere kapı ve kilidi izinsiz açmak, içeri girmek helâl sayılmadı ve ilk verilen cevaz böylece kalkmış oldu. »

Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Sizden hiç biriniz diğer bir kim­senin davarını izinsiz sağmasın» buyurmuştur. (İbn Mâce/ticarat: 68- Ebû Dâvud/cihad: 85- Tirmizî/büyûʹ: 59- Taberânî/isti’zan: 17- Müsned-i Ahmed: 2/6, 57)

2- Ali b. Talha ve İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, âyet bizatihi nâsihtir, ya­ni diğer bir âyetin delâlet ettiği hükmü kaldırmıştır. Şöyle ki: «Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin.. » meâlindeki Bakara Sûresi 188. âyet inince, Müslümanlar «Allah bizi birbirimizin malını yemekten menʹediyor. Mallarımızın en üstünü ise yiyecek maddeleridir. Bu durumda artık hiç birimize diğerinin malından (izinsiz yemesi) helâl olmaz» dediler. Bu se­beple Cenâb-ı Hak Nûr Sûresi 61. âyeti indirerek isimleri belirtilen hısım ve yakınların izinsiz olarak birbirlerinin yiyecek maddelerinden aşırı olma­mak kaydıyla yemelerinde bir sakınca olmadığı açıklandı.

3- Saîd b. Müseyyeb, Abdullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ûd, Urve ve Hz. Aişe’ye (R. A. ) göre, âyet muhkemdir. Yani hükmü kaldırılmamıştır, kıyâmete kadar devam edecektir. Şöyle ki: Müslümanlar Resûlüllâh (A. S. ) ile beraber bir sefere çıktıkları zaman evlerinin anahtarlarını güvendikleri mültezimlerine veya kefillerine verirler ve «ihtiyaç duyduğunuzda evdeki gıda maddelerinden yiyebilirsiniz» derlerdi. Onlar da «Bunlar bize kendi yiyeceklerini tam bir gönül hoşnutluğuyla helâl etmiyorlar» şeklinde dü­şünerek yemekten kaçınıyorlardı. O sebeple 61. âyet inerek bunda bir sa­kınca olmadığı açıklandı.

TOPLU VE DAĞINIK HALDE YEMEK

«Gerek bir arada, gerekse dağınık ayrı ayrı yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. »

Yapılan rivâyete göre, Kinane Kabilesine mensup Leys b. Bekir oğul­larında devam edegelen bir âdet vardı: Onlardan biri hazırlanan yemeği bir arkadaş veya misafir buluncaya kadar yalnız başına yemez; bazan günlerce aç kalırdı. Kurʹân-ı Kerîm bu âdeti 61. âyetle kaldırmış oldu. Ayrı ayrı veya toplu halde aynı kaptan veya her kişinin kendine ait kaptan ye­mek yemesinde bir sakınca olmadığı belirtilerek rahatlatıcı bir hüküm ge­tirildi.

Yolculuk halinde de yol arkadaşları isterlerse yiyeceklerini biraraya getirip toplu halde yiyebilecekleri gibi, herkesin kendine ait yiyeceğini ay­rı ayrı olarak yiyebileceklerinde bir sakınca söz konusu değildir.

Düğün ve derneklerde ise önceleri genellikle davetliler toplu halde, yani gruplar halinde büyükçe bir kaba konulan yemekten yerlerdi. Günü­müzde ise bu âdet yer yer kaldırılarak davetlilere ayrı ayrı kaplarda yemek ikram edilmektedir. Şüphesiz bunda da bir sakınca yoktur.

EVLERE GİRİNCE SELÂM VERMEK

«Ev­lere girdiğiniz zaman kendinize Allahʹtan feyiz, bereket, iyilik, güzellik esenliği olmak üzere selâm verin. »

Âyette geçen «büyût» «beyt»in çoğuludur, «evler» anlamına gelir. İlim adamlarının bu isim üzerindeki yorumları az farklıdır. Şöyle ki:

a) İbrahim en-Nahaî ve el-Hasan’a göre, camiler kasdedilmektedir. O bakımdan camilere girildiğinde içeride namaz kılmayıp oturanlar varsa, onlara selâm verilir; ibâdet eden varsa veya içeride kimse yoksa, giren kişi kendine selâm verir.

Kendine selâm vermenin şekli şöyledir: «es-Selâmu aleyna ve alâ ibâdillahiʹs-sâlihîn», yani «Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarına olsun. »

İbn Abbasʹın da (R. A. ) aynı görüşte olduğu rivâyet edilir.

b) Câbir b. Abdullah’a ve Atâ b. Ebî Rebahʹa (R. A. ) göre, konut ola­rak kullanılan evler kasdedilmektedir. İçinde aile halkı bulunuyorsa onlara selâm verilir, kimseler bulunmuyorsa, (a) maddesinde belirtildiği şekilde selâm verilir. (Geniş bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 12/318)

EVLENME ÜMİDİ KALMAMIŞ YAŞLI KADINLAR

Altmışıncı âyette Cenâb-ı Hak evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadın­larla ilgili bir kolaylık getirmektedir. Şöyle ki: Bu durumda olan kadınların sokağa çıkarken bir üstlük, manto, çarşaf ve benzeri bir kıyafet giyin­mesi zorunlu değildir. Başları örtülü olduğu halde entariyle çıkmalarında bir sakınca yoktur.

İslâm Dini her vesileyle kadını şehvetperestlerin kötü nazarından ko­rumayı emreden son dindir. Bunun için de cinsel duyguyu zararsız bir dü­zeyde tutmak için ciddi bir eğitimle işe başlamakla birlikte, onu tahrik edici sebepleri en azına indirmeyi plânlamıştır. O bakımdan önce kadın­ların belli bir ölçüde kendilerini korumaları şarttır. Kadın yaşlansa bile top­lum içinde zînet yerlerini örtmekle emrolunmuştur. Ancak üzerindeki üst­lük, çarşaf, manto ve benzeri sokak kıyafetini atıp baş örtüsü ve genişçe entarisiyle sokağa çıkmasında bir sakınca görülmemiştir. Çünkü kötü ni­yetlilerin şehvetini tahrik edecek veya bir fitneye sebebiyet verecek bir görüntü mevcut değildir. Bununla beraber yaşlı kadınların sokak kıyâfetlerini giyinmek suretiyle dışarı çıkmaları her zaman tavsiye edilir. Zira böy­le bir davranış onlara vakar ve saygınlık kazandırır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, aile bünyesinde yer alan fertlerin nasıl davran­maları ve birbirlerine karşı nasıl saygılı olmaları gerektiği üzerinde duruldu. Böylece aile çatısı altında muaşeret adabına dikkatler çekilerek birtakım emir ve tavsiyelere yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin meclisinde yer alan müʹminlerin nasıl davranmaları gerektiğine atıf yapılarak liderlerin bulunduğu toplantılarda uygulanacak kurallardan bir kısmına yer verili­yor. Aynı zamanda Peygambere (A. S. ) hitap etme adabı öğretiliyor. Sonra da dikkatler ölüm ötesi âleme çekilerek her söz ve davranışın ona göre ayarlanmasına işârette bulunuluyor.