Muhammed Suresi 4-9. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَاِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَا ذٰلِكَۛ وَلَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

6.

(Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.

Diyanet İşleri

5.

Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir.

6.

Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

7.

Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

8.

İnkar edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.

9.

Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

4- (Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Sonunda kuvvetlerini kırıp üstünlük sağlayınca, artık (aldığınız esirlerin) bağını sıkı tutun; savaş ağırlıklarını bırakıp (nihayete erince) o esirleri ya iyilik edip salıverin, ya da fidye (kurtuluş akçesi) alarak serbest bırakın. Bu böyle­dir. Allah dileseydi onları yok edip öc alabilirdi. Ama (savaş ortamında) sizi birbirinizle imtihan etmek ister. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin ise amellerini boşa çıkarmaz.

5- Onları (Cennet) yoluna eriştirir; işlerini ve durumlarını düzeltip iyileştirir.

6- Ve onları, kendilerine tanıttığı Cennetʹe koyar.

7- Ey imân edenler! Eğer siz, Allahʹa (Oʹnun dinine, Peygamberine ve Oʹnun yolunda olanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder de ayaklarınızı sâbit kılıp kaydırmaz.

8-9- İnkâr edenlere gelince : Onlara yıkım, yüzükoyun kapanmak ol­sun! Allah, onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allahʹın indirdiğinden tiksinip hoşlanmamışlardır. Bu yüzden Allah, amel­lerini değersiz kılıp faydasız duruma getirmiştir.

İNİŞ SEBEBİ

Yukarıdaki âyetler Uhud Savaşıʹnda inmiştir. Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimiz iki tepe arasında bulunuyordu ki, o kesimde hayli yaralı ve ölü var­dı. Müşrikler, «Hübelʹin kadrini yüceltiniz! » diye bağırıyorlardı. Müslüman­lar da, «Allah daha yüce ve daha azizdir! » diyerek karşılık veriyorlardı. Müşrikler: «Bugün Bedir gününe karşılıktır. Savaşta başarı nöbetleşedir» diyorlardı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ise, ashabına, «Onlara deyin ki: Hayır bu karşılık eşit değildir. Bizden öldürülenler Rablarının yanında rızıklanıyorlar. Sizden öldürülenler ise Cehennem’de azap görüyorlar. » Bu­nun üzerine müşrikler, «bizim Uzzâ’mız vardır; sizin hiçbir Uzzâ’nız yoktur» diyerek sataşmalarını sürdürüyorlardı. Müslümanlar da onlara: «Allah bizim mevlâmızdır. Sizin ise hiçbir mevlânız yoktur» diyerek Allah’a güve­nip dayandıklarını bir defa daha ilân ediyorlardı. (Câmi’u’l-beyân Fi-tefsîri’l-Kur’ân/îbn Cerîr et-Taberî: 26/28- İbn Ebî Hâtim (Hübel ile Uzzâ, müşriklerin taptığı en büyük putlardan ikisidir))

İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER

Ebû Hüreyre (R. A. ) rivâyet ediyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz birkaç süvariyi Necd tarafına gönder­di. Bunlar, Benî Hanîfeʹden bir adamı esir edip getirdiler ve Mescidʹin sü­tununa bağladılar. Adı, Semâme b. Esâl idi. Biraz sonra peygamber (A. S. ) Efendimiz evinden dışarı çıkıp o esire uğradı ve sordu: «Yanında neler var ya Semâme!? » O da: «Ya Muhammed! yanımda bir haber vardır: Öl­dürmek istiyorsan, üzerinde kan bulunanı öldür; nîmetlendirmek istiyorsan, şükredeni nîmetlendir. Mal istiyorsan, iste de sana dilediğin kadarı verilsin! »

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) onu o halde bırakıp ayrıldı. İkinci gün yine uğradı, aynı şeyi sordu, aynı cevabı aldı ve ayrıldı. Üçüncü gün tekrar çıktı ve aynı şeyi sordu ve aynı cevabı alınca, «Semâmeʹyi serbest bırakın! » diye emretti. Semâme, Mescide yakın bir hurmalığa gidip önce gusletti. Sonra Mescid-i Saadetʹe girerek, «Eşhedü ellâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammedʹden Resûlüllâh» dedi ve arkasından şunları ekledi:

«Vallahi yeryüzünde senin yüzünden daha sevimsiz bir yüz yoktu bana; ama şimdi senin yüzün benim yanımda en sevimli ve tatlı yüz oldu. Vallahi bana, senin dininden daha sevimsiz bir din yoktu; şimdi ise, o bana bütün dinlerden en sevimlisi oldu. Vallahi bana, senin beldenden daha sevimsiz bir belde yoktu; ama şimdi ise, senin belden bana en sevimli belde oldu. Senin süvarilerin beni yakaladılar; ben ise Umre yapmak istiyordum. Şimdi benim hakkımda görüşünüz nedir? » diyerek sözünü bitirdi. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onu müjdeledi ve umre yapmasını emretti. O da Mek­ke’ye gitti. Biri ona, «Dinini değiştirdin mi? » diye sordu. O da: «Hayır, Müslüman oldum. Hayır, vallahi Resûlüllâh (A. S. ) izin vermedikçe Yemameʹden size bir tane olsun buğday gelmiyecektir. » (Buharî/salât: 76, 82, husâmat: 7, 8- Ebû Dâvud/cihâd: 114- Nesâî/ mesâcid: 2) diye cevap verdi.

Allah yolunda savaşıp canını veren şehide altı üstün mükâfat vardır:

1- İlk damla kanıyla birlikte bütün günahları temizlenip bağışlanır. (Ancak kul hakkı bağışlanmaz. Yalnız denizde şehit düşenlerin kul hakkı da bağışlanır).

2- Cennet’deki yeri kendisine gösterilir.

3- Hûrilerle evlendirilir.

4- En büyük korkudan (Âhiretin kalpleri yerinden oynatan dehşetin­den) güvende kalır.

5- Kabir azâbından emin olur. (Tirmizî/fezâil-i cihâd: 25- İbn Mâce/cihâd: 16- Ahmed: 14/131, 200)

SAVAŞTA ÜSTÜNLÜK SAĞLANINCA

«(Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Sonunda kuvvetlerini kırıp üstünlük sağlayınca, artık (aldığınız esirlerin) bağını sıkı tutun.. »

Savaş istenmeyen bir olaysa da, zaman zaman ondan kaçınmak veya ona kapı açmamak mümkün değildir. İnsanın ihtirası sınır tanımaz, hayat kavgası bitip tükenmez. O bakımdan insanın bu aşırı duyguları, Allah’a ve Âhiretʹe dosdoğru imân potasında şekillenip meşrû sınırlar içine alınmazsa, kendisini çok tehlikeli maceralara sürükleyebilir. Bu açıdan bakınca, sa­vaşı gerektiren nedenleri şöyle özetliyebiliriz:

a) Düşmanın kendi hakkına razı olmaması, başkalarının mülküne ve eriştiği nîmete göz koyması,

b) Cihangirlik sevdasına kapılıp bu uğurda her tecavüzü mubah say­ması,

c) Kendi inanç ve idealinin yayılmasını gerekli görüp çirkin plânlar hazırlaması,

d) Azıp tuğyan etmesi ve insanlık için tehlikeli bir noktaya gelmesi,

e) Müslümanların saldırmak isteyen düşmanın, saldırmadan önce kol ve kanadını kırmaya karar vermesi ve kuvvet dengesini sağlamaya yönel­mesi gibi sebepler bu cümledendir.

Yukarıda ilk üç maddede belirtilen durum, İslâm düşmanlarında ken­dini göstermeye başladığı; Müslümanların da karşı koyacak kuvvetleri bu­lunduğu takdirde onlara savaş açması meşru’dur. Son iki durumda ise, düşmana karşı çıkıp savaşmaları farzdır.

SAVAŞTA UYGULANACAK YÖNTEMDEN BİR KISMI

Kur’ân hak ile bâtılın karşılaşma ve vuruşmasını konu edinip haktan yana müʹminlerin uygulayacağı bazı yöntem ve prensipleri altı madde ha­linde belirlemektedir:

1- Düşman savaşa karar verdiğinde, mü’minlerin seferber olup düş­mana karşı çıkması kaçınılmazdır.

2- İki ordu belli bir noktada karşılaşınca, düşman hem İslâmiyete girmekten kaçınıyor, hem de barıştan yana bir arzu izhar etmiyor ve cizye vermeye yanaşmıyorsa, o takdirde kahredici darbeyi indirmekte bir vebal yoktur. Zira âyette «boyunlarını vurun» emri, imhaya delâlet etmektedir.

3- Düşman kuvvetini kırıp üstünlük sağlamak da savaşa katılmak gibi farzdır. Bu noktaya gelindiğinde, direnme yoksa, artık dağılan düşma­nı öldürmek değil, esir edinmek daha uygundur. Zira böyle durumlarda da İslâm’ın hem adâletini, hem de barış severliğini, insan kanına saygısını göstermekte sayılmayacak kadar faydalar vardır. Amaç, insanları kahret­mek değil, doğru yola çağırıp ıslâh etmektir.

4- İlk safhada elde edilen esirlerin herhangi bir ihanette bulunma­larına fırsat vermemek için ellerini bağlamak lüzumludur.

Bu durumda esirlere iyi muamele edilir ve İslâm dininin özellikleri an­latılarak çağrıda bulunulur. Hiçbir zorlama ve tehdide baş vurulmaz. Kabul edenler derhal serbest bırakılır ve Müslümanların kardeşleri sayılırlar. Olumlu cevap vermeyenler hakkında, Kur’ân’ın açıkladığı iki yöntemden biri uygulanır:

a) İslâm’ın insanlardan, düşman bile olsa intikam almayı hoş görme­diği izhar edilerek, esirlerin karınları doyurulur ve kendi ülkelerine gitme­lerini sağlamak üzere serbest bırakılırlar.

b) Varsa, esir mübadelesi, yoksa fidye (kurtuluş akçesi) alınmak su­retiyle yine her türlü İnsanî muamele yapılarak kendi ülkelerine teslim edi­lir. Böylece esirler öldürülmez ve organları kesilmez, eziyet edilmez.

Bu konuda ilim adamlarının görüş ve yorumları

1- Katade, Dahhak, Süddî, İbn Cüreyc ve el-Avfîʹye göre: Bu âyetin hükmü, Tevbe Sûresi 5. âyetle kaldırılmıştır.

2- Bu âyet bütün kâfirler hakkında uygulanacak bir hüküm taşımak­tadır. Nitekim Tabiîn’den Mücahid’e göre, kâfir esirler fidyesiz serbest bı­rakılmazlar ve gerekirse katledilirler. Ancak esir kadınlar öldürülmezler. Çocuklara da dokunulmaz. Cizye verenler serbest bırakılırlar.

3- Sevrî’nin Cüveybirʹden yaptığı rivâyete ve el-Hasan’a göre: Bu âyetle Tevbe Sûresiʹnin beşinci âyetinin hükmü kaldırılmıştır. İslâm ku­mandanı veya İslâm hükümdarı isterse esirleri karşılıksız serbest bırakabi­lir, isterse fidye alabilir.

4- Tabiîn’den Saîd b. Cübeyrʹe göre: Savaşa girip silah kullanma­dıkça ve düşmana karşı üstünlük sağlanmadıkça esir alınmaz. Çünkü Ce­nâb-ı Hak, Enfal Sûresi 67. âyette: «Hiç bir peygambere yeryüzünde ağır basıp zafer elde etmedikçe esirler edinmek yakışır (câiz) olmamıştır» bu­yurmaktadır.

5- Ali b. Talhâʹnın İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre: Âyet muhkemdir, yani hükmü kaldırılmamıştır. İslâm hükümdarı, âyette belir­tildiği gibi, esirleri karşılıksız serbest bırakmakla fidye karşılığı salıvermek arasında muhayyerdir. İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Evzâ’îʹnin ictihad ve mezhepleri böyledir. Zira Hz. Peygamber’in (A. S. ) ve dört halîfesinin uygulaması bu doğrultuda cereyan etmiştir. Muhtar olan hüküm de budur.

SAVAŞ BÜYÜK BİR SINAVDIR

Savaşın kendine has getireceği birtakım sıkıntıları olabileceği gibi, bazı yararları da söz konusudur. En azından azgınlık ve taşkınlığı durdurur, millî birliği kuvvetlendirir, ülkeyi idâre edenleri daha iyi düşünmeye sevke­der, toplumu daha verimli çalışmaya heveslendirir ve daha çok çalışma­nın, daha güçlü olmanın lüzumunu hissettirir.

Aynı zamanda mü’minlerin Allah’a güvenip dayanma ölçüsünü, Allah yolunda ölümü küçümseyip küçümsemediklerini, imânlarının kökleşip kökleşmediğini; mal ve canlarını Allah, din, namus ve vatan uğrunda feda et­mekten kaçınıp kaçınmadıklarını belirler. Kâfirlere de, inkâr ve azgınlığın kahramanlık ruhunu geliştiremiyeceğini gösterir. Böylece Cenâb-ı Hak sa­vaş ile insanların bir kısmının şerrini ve tuğyanını, diğer bir kısmıyla savıp tesirsiz duruma getirir. Nitekim üçüncü âyette, «Allah dileseydi onları yok edip öc alabilirdi. Ama (savaş ortamında) sizi birbirinizle imtihan etmek ister.. » buyurularak bu gerçeğe değinilmektedir.. Hem yüksek nîmetler bü­yük külfetlerle elde edilebilir. Âl-i İmrân Sûresi 142. âyette bu husus şöyle açıklanmaktadır: «Yoksa siz, Allah sizden cihâd edenleri belirleyip ortaya çıkarmadan, sabredenleri belli etmeden Cennetʹe gireceğinizi mi sandınız? »

ŞEHİDLERİN AMELİ VE AŞİNA KILINDIKLARI MAKAMLARI

«Allah kendi yolunda öldürülenlerin ise, amellerini boşa çıkarmaz.. »

İmân temeli üzerinde işlenen sâlih ameller, kişinin niyetine göre değer­lendirilir ve karşılığı noksansız olarak verilir. İyi ve hâlis niyetle Allah yo­lunda şehîd edilenlerin -kul hakkı dışında kalan- bütün günahları bağışla­nır. Kul hakkı ise, İlâhî adâlet gereği, dünyada ödenmediği takdirde, âhiret­te bazı iyiliklerin sevapları alınıp hak sahibine verilmek suretiyle karşıla­nır. Özellikle şehîdlerin «şehadet» denilen bu güzel amelleri karşılıksız ve mükâfatsız bırakılmaz; onlar Cennet yoluna eriştirilirler. Böylece hem dün­yadaki işleri, hem de âhirette ki durumları düzene sokulur. Geride bırak­tıkları hısımlarına, aile ve çocuklarına ummadıkları yerden rahatlatıcı ka­pılar açılır. Sonra da şehîdlerin ruhları yeşil kandiller içinde Arşʹın altında İlâhî feyiz ve rahmeti aralıksız alıp ebediyen mutlu edilirler. Diğer müʹminlerin ruhları ise, Berzah Âlemi’nde yerlerini alınca, makam ve amellerine göre, Cennet ile aralarında bir menfez açılır da kıyâmete kadar Cennet kokusuyla neşelenirler.

«Onları kendilerine tanıttığı Cennet’e koyar» şeklinde tercemesini yaptığımız «arrefeha lehüm» fiilinin «art» kökünden türetildiğini ileri süren­ler de olmuştur. Bu yoruma göre, «Allah şehîdleri güzel kokularla neşelen­dirip Cennet’e koyar» manası ortaya çıkıyor.

ALLAH’IN YARDIMI ŞARTA BAĞLIDIR

«Ey imân edenler! Eğer siz, Allahʹa (Oʹnun dinine, peygamberine ve Oʹnun yolunda olanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder de ayaklarınızı sâbit kılıp kaydırmaz. »

Bu âyetle, Allah’ın mü’minlere, düşmanlarına karşı yardımda bulunma­sının birtakım şartlara bağlı bulunduğu açıklanmaktadır. Böylece diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da kulun irâde ve imkânının yerine ve önemine işârette bulunuluyor. Şüphesiz, Allahʹa yardımdan maksat, Oʹnun dinine, indirdiği kitabına, gönderdiği peygamberine uyup emredildiği şekil­de hizmette bulunmaktır. Kendilerini imânın bu çizgisine getirenlere Ce­nâb-ı Hak yardımda bulunacağını vaʹdetmektedir.

Allahʹın yardımının belirtileri nelerdir?

a) Müʹminlerin cesaretini artırması,

b) Özellikle savaşlarda onları, ölümü küçümseme şuuruna eriştirmesi,

c) Her hâl-ü kârda morallarını yükseltmesi,

d) Savaş alanında dayanma gücünü ortaya koymaları hususunda ken­dilerine melekleri vasıtasıyla ilhâmda bulunması,

e) Düşmanlarının kalplerinde korku ve endişe uyandırması,

f) Yine düşmanlarının ayaklarını kaydırıp hezimete sürüklenmelerini kolaylaştırması,

g) Kâfirleri kurdukları tuzağa düşürmesi; plân ve proğramlarını alt-üst edip karıştırması bu cümledendir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hakk’a karşı gelip inkâr ve azgınlıkta ısrar eden Allah düşmanlarıyla savaşmanın meşru olduğu açıklandı. Savaşta elde edi­len esirlere yapılacak işlemin ana hatları üzerinde duruldu. Sonra da sa­vaşın her iki taraf için de çetin birer sınav olduğuna dikkatler çekilerek eğitici anlamda bilgiler verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Mekkeli müşriklerin ve yaşamakta olan inkârcı mad­decilerin yok edilen milletlerin kalıntılarını gezip görmeleri, ibret ve öğüt almaları hatırlatılıyor. Cenâb-ı Hakk’ın mü’minlerin tek Mevlâsı olduğuna değinilerek, imânla salih âmelleri birleştirenlere hazırlanan mükâfatlardan bir tablo ortaya konuluyor. Mekkeli’lerden daha güçlü kavim ve milletlerin yok edildiği hatırlatılarak, iyice düşünmelerine fırsat tanınıyor.