MEÂLİ:
5- Şüphesiz ki, yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
6- Anarahminde sizi dilediği (hikmet ve kanunla) şekillendiren O’dur. Oʹndan başka hiçbir ilâh yoktur; ancak O vardır. O çok güçlüdür, çok üstündür; yüce hikmet sâhibidir.
YARATANIN SONSUZ KUDRETİ
Yaratan sonsuz kudretiyle yarattığı eşyayı dilediği kanuna bağlayıp bütün incelik ve detaylarıyla bilir. Yarattığı eşyanın önce en küçük modelini akıllara durgunluk verecek ölçü ve biçimde çizer: Kocaman bir ağacı küçücük bir çekirdeğe, güneş sistemini atom çekirdeğine, insanın soydan gelen bütün özelliklerini genlere nakşeder. Yaratılan ise ne bunları, ne de benzerlerini, bu incelik ve modelde ne çizebilir, ne de hazırlayabilir. Ancak aklını ve ilmini kullanırsa, ilâhî sanatın inceliğini, kudretinin yüceliğini, kanunlarının şaşmazlığını anlayabilir. Diğer bir deyimle aklıyla ve duyu organlarıyla tesbit edebildiği kadarını bilebilir; fiziko-kimya alanlarında Allah’ın insanoğluna sergilediği olay ve kanunları tesbit edebilir. Bunun ötesine geçemez. Çünkü hem aklın, hem de duyunun uzanabildiği saha sınırlıdır. Allah’ın ilmi ve kudreti ise sınırsızdır; varlık âlemini kuşatmıştır. Zaten hep diri olan ve kudretiyle her şeyi tutup duran, gözetip koruyan yaratanın her şeyi yeterince bilmesi gerekir. Aksi ise mümkün değildir. Bunun için konumuzu oluşturan âyette: «Şüphesiz ki, yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz, » buyurulmuştur.
Böylece Yaratan ile yaratılan arasındaki fark ortaya konuluyor ve sonra bu hakikate erişebilmenin yolu akıldan yana açılarak Yaratan’ın yüceliğinden haber veriliyor:
«Ana rahminde sizi dilediği (hikmet ve kanunla) şekillendiren O’dur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur; ancak O vardır. O çok güçlüdür, çok üstündür; yüce hikmet sâhibidir. »
GENETİK OLAYLAR - SPERMANIN ŞEKİLLENMESİ
(BİYOLOJİK OLAYLAR)
Allah’ın, anarahminde bizi dilediği ölçü ve biçimde, renk ve huyda tasvîr etmesini açıklayan âyet, yaratılacak olan her insanın bağlı tutulduğu genetik olayla ilgili KALITIM ve DEGİŞİM’e kapı açmakta, kısacası genetik kompozisyonu hatırlatmakta ve bu konudaki ilâhî kanunlara -ki Kur’ân buna Sünnetullah der- dikkatleri çekmektedir. Âyetteki «keyfe» kelimesi daha çok bu sünneti yansıtmak içindir; aynı zamanda yaratılanın nicelik ve nasıllığını vurgulamaktadır.
Tasvîr, biyolojide betim betimlemek anlamına geldiği kadar; geçmişlerine benzetmek, soyçekimine göre biçimlendirmek anlamına da gelir.
«Dilediği gibi, ya da dilediği nasıllık ve nicelik»le her ân değişebilen, keyfe göre biçimlendiren dağınık ve düzensiz bir meşiyet değil, koyduğu kanunlar uyarınca kudret fırçasını hareket ettiren ve şaşmadan hedef ve amacına yönelen Sünnetullah demektir.
Canlının canlıdan meydana geldiği ve meydana gelen her bireyin geçmişine, soyuna benzediği artık biyolojinin gelişmesiyle de gerçeklik kazanmış; hilâfına olan varsayımları kökünden yıkmıştır.
Biyolojinin zaferi bize şu hakikatleri getirerek Kur’ân ile uyum sağlamıştır:
«Bütün canlılarda çoğalma sonucu meydana gelen yeni bireyler geçmişlerine ve kardeşlerine, diğer canlılara olduğundan daha fazla benzerler. Bir koyun yavrusu yine Koyundur. Boynuzsuz bir koyundan boynuzlu bir koyun meydana gelebilir. (Çünkü gen onun bu özelliğini de taşımaktadır). Fakat bir koyunun fare veya at doğurduğu görülmemiştir. Bunun gibi domates tohumundan domates, yulaf tohumundan da yulaf çıkar. Süt ve balık ile büyütülen bir kedi yavrusu ile su ve at eti ile büyütülen bir kedi yavrusunun kediden başka birer hayvan olarak gelişmesi söz konusu olamaz.
Her canlının sahip olduğu ve daha ilerideki dönemlerde mâlik olacağı her çeşit karekter için kalıtım vardır. » (GENETİK/Ankara Üniversitesi Basımevi: 1974 - S. 19-20)
Kalıtım bize bu kapıyı açarken değişim şunu öğretmektedir:
«Müşterek geçmişlere sâhip bireylerin benzerlikleri mutlak değildir. Aslında dünya üzerinde iki canlının mutlak benzerliğinden söz edilemez. Bir çayırda yanyana büyüyen aynı türden iki bitkinin, aynı kümeste bakılan aynı ana ve babadan gelme tavukların tam manasıyla birbirine benzedikleri söylenemez
İşte müşterek atalardan olma canlıların gösterdikleri farklılığa «değişim» (variyasyon) denir. » (GENETİK/Ankara Üniversitesi Basımevi: 1974 - S. 19-20)
Anarahmindeki tasvîrin mânası daha çok budur. Çünkü Allah hem Azîz hem Hakîm’dir. Azîzʹdir, İlâhî kanunlarının incelik ve sağlamlığı, şaşmazlık ve amacına yönelik bulunması beşer gücünün ötesinde ve çok üstündedir. Hakîm’dir, koyduğu her kanunu ve varlık âlemine yerleştirdiği her sebep ve illeti yüksek bir gayeye yöneltendir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda semâvî kitapların aynı kaynaktan indirildiği, fakat dinlerinde aşırı tutucu olan Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının bu kitaplardaki âyet ve belgelerin çoğunu, ya da bir kısmını kendi anlayış ve çıkarlarına göre yorumladıklarına işâret edildi. Sonra Allahʹa hiçbir şeyin gizli kalmıyacağı açıklanarak O’nun insanı yaratmasındaki yüksek hikmeti, değişmiyen kanunları, tasvirin nicelik ve nasıllığı üzerinde aklımızı kullanmamız hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle Allah, indirdiği Kurʹânʹı böyle üzücü bir sonuca uğramaması hususunda bizleri uyarıyor; âyetlerin bir bölümünün muhkem (açık anlamlı, yorum götürmez, görüş ve şüphe kabul etmez ölçü ve anlamda), bir bölümünün ise müteşâbih (manası kapalı, çeşitli ve farklı anlamlara yorumlanması mümkün, farklı görüşlere elverişli) olduğunu açıklıyor. Ve birinci bölümün -ki o, kitabın anasıdır- dinin asıl hükümlerini, amelin şekil ve manasını yansıttığından olduğu gibi bilinip kabul edilmesinin gereğine işâret ediliyor. İkinci bölümün ise, birinci bölümün ışığı altında tefsîr edilmesinin lüzumu belirtiliyor.