MEÂLİ:
4- Hani bir vakitler Yusuf, babasına: «Babacığım, doğrusu ben rüyamda onbir yıldız, Güneş ve Ayʹı gördüm, gördüm ki bunlar bana secde ediyorlar, » demişti.
5- (Yâkub ona): «Oğulcağızım, dedi, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan insana gerçekten açık bir düşmandır.
6- İşte bunun gibi Rabbin seni seçecek; sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; hem sana, hem de Yâkub âilesine nîmetini tamamlayacak, nasıl ki daha önce ataların İbrâhim ve İshâk üzerine nîmetini tamamlamıştı. Şüphesiz ki Rabbin (her şeyi gereği gibi) bilendir, yegâne hikmet sâhibidir. »
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki, soylu cömertin, soylu cömert oğlu, soylu cömertin soylu cömert oğlu, İbrahim oğlu İshâk’ın oğlu Yakub’un oğlu Yusuf’tur. » (Buharî/enbiya: 19, menakıb: 13. tefsîr: 12- Tirmizî/tefsîr: 12- Ahmed- 2/96, 332, 416)
Ebû Katade diyor ki: Beni rahatsız eden bazı rüyalar görüyordum. Bendeki bu hal, Peygamber (A. S. ) Efendimizden şu hadîsi işitmeme kadar devam etti. Peygamber (A. S. ) şöyle buyurdu:
«Salih rüya Allahʹtandır. Kötü rüya ise, şeytandandır. Sizden biriniz hoşunuza giden bir rüya gördüğü zaman, onu ancak sevdiği kimseye anlatsın. Kötü bir rüya gördüğünde ise, sol tarafına dönüp üç defa tüfleyerek şeytandan ve onun kötülüğünden Allah’a sığınsın. O takdirde kendisine bir zarar elbette vermez. » (Buharî/bed-i vahiy: 3, tefsîr: 96, tabir: 1, 5- Müslim/rüya: 3, 4, 6- salât: 207, 208- Ebû Dâvud/salât: 148- Tirmizî/rüya: 2, 3, tefsîr: 10- Nesâî/tatbiyk: 8, 62- İbn Mâce/rüya: 1- Ahmet: 1/219, 315, 369, 438, 495)
«Sizden biriniz hoşuna gideceği bir rüya gördüğünde, o herhalde Allahʹtandır. O bakımdan Allahʹa hamd etsin ve rüyasını (sevdiklerine) anlatsın. Hoşlanmayacağı bir rüya görürse, o şeytandandır. O nedenle şeytandan ve onun şerrinden Allahʹa sığınsın ve rüyasını kimseye anlatmasın. Böyle yaptığı takdirde o rüyanın kendisine bir zararı dokunmaz. » (Buharî/tabir: 3, 46- Nesâî/rüya: 3- Tirmizi/daavat: 51- İbn Mâce/rüya: 3- Ahmed: 3/350)
«Müʹminin rüyası, peygamberliğin kırk altı bölümünden bir bölümdür ve rüya, gören onu anlatmadığı sürece onun üzerinde uçar halde durur. Anlattığı zaman düşer. Rüyayı ancak zeki ve bilgili olan birine veya yakın dostuna anlatsın. » (Ahmed: 4/10, 11- İbn Mâce/rüya: 6- Dâremî/rüya: 11)
«İhtiyaçları karşılayıp yerine getirmede, onu gizlemekle Allahʹtan yardım dileyin. Çünkü gerçekten her nîmet sahibine haset edilir. » (Taberânî - İbn Hibbân: Muaz b. Cebel (R. A. )den)
ONBİR YILDIZLA GÜNEŞ VE AYIN SECDE ETMESİ
«Hani bir vakitler Yusuf, babasına: «Babacığım, doğrusu ben rüyamda onbir yıldız, güneş ve ay’ı gördüm, gördüm ki bunlar bana secde ediyorlar» demişti. »
Onbir yıldız, Yusuf Peygamberin onbir kardeşine, güneş ile ay, onun baba ve anasına işârettir. Zira en sağlıklı tesbitlere göre, Yâkub Peygamberin oniki oğlu dünyaya gelmiştir.
Buradaki secdenin anlamı, saygı makamında baş eğmektir. Müfessirlerden bir kısmının araştırmalarına göre, o devirde Mısır ve Filistin yörelerinde devlet büyüklerine saygı göstermek için hafifçe baş ve bazan da başla birlikte bel eğmek âdet imiş. İhtimal ki, Yâkub Peygamber, eşi ve onbir oğlu, Mısır’a nakledildikleri zaman, devletin üst kademesinde önemli makamda bulunan Yusuf Peygambere, yöre geleneklerine uyarak başlarını eğmek suretiyle sevgi ve saygılarını ifade etmişlerdir. O bakımdan Yusuf Peygamberin rüyasında gördüğü ve Kurʹânʹın secde diye bahsettiği saygı, bu anlamdadır. Bundan başka secdenin bir diğer manası, eşyanın İlâhî buyruğa, yani cari olan sünnetullaha uyarak baş eğmesi, yüklenilen proğrama göre hareket edip varlığını ve ödevini yerine getirmesidir.
Terim olarak, ibâdet niyetiyle Allah’ın mânevî huzurunda eğilip alnı yere koymaktır. Nitekim Râğıp el-Esbehanî, kendi Müfredat’ında diyor ki: «Secdenin aslı, tezellül, yani mahviyet içinde alçalmadır. Daha çok Allah’ın huzurunda mahviyet ve teslimiyet düzeyinde alçalıp kulluğu ifade etme anlamında kullanılır.
Ayrıca secde, biri ihtiyarî, diğeri teshirî olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyarî secde, müʹminlerin Allahʹa yaptığı secdedir ki bunun şeklini ve hikmetini peygamber (A. S. ) belirlemiştir. Teshirî secde ise, kâinatta yer alan her varlığın İlâhî sünnete uyup baş eğmesi ve yaratıldığı gaye ve hizmete yönelmesidir.
Yusuf Peygamber, Mısır’a aziz olduktan sonra babası, anası ve kardeşlerinin ona secde etmeleri, yukarıda da belirttiğimiz âdetle ilgili sevgi ve saygı anlamında bir eğilmedir. Hatta Mısırlıların o gibi secdeye, «sücûd-i baîr» dedikleri rivâyet edilir. Devenin kendi binicisine baş eğip binmesine imkân verdiği için bu tabiri kullanmışlardır.
YÂKUB PEYGAMBERİN YORUMU
«Oğulcağızım, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.. »
Yusuf Peygamberi diğer oğullarına nisbetle biraz daha fazla seven Yâkub Peygamber, onun gördüğü rüyanın Allahʹtan olduğunu anlamış ve yorumunu da peygamberlik bilgisiyle en sıhhatli şekilde yapmış ve yaptığı gibi de gerçekleşmiştir.
Rüya, uykuda duyular faaliyetini durdurunca ruhun ibrelerinden birinin misal âlemine uzanması ve orada, arşivlenen olayların misalleriyle bir bakıma temasa geçmesi neticesinde gerçekleşen bir olaydır. Ruhun uzanan ibresi, hem olayların kendisini göremediği, hem de sadece misalleriyle ilgi kurabildiği için, onları biraz karmaşık biçimde alıp beyne ulaştırır. O bakımdan rüyaların çoğunun yoruma ihtiyacı söz konusudur.
KISKANMA DUYGUSU
İnsan ruhuna yerleşen, onunla birlikte doğan ve ölen kıskançlık duygusu, meşru sınırlar içine alınıp gıptaya döndürülmediği taktirde sahibini birtakım zararlı, ya da tehlikeli yollara itebilir. En azından kalp ve kafayı durmadan meşgul eder ve o yüzden insanı daha faydalı şeyleri yapmaktan alıkoyabilir.
İnsanların bu gibi manevî hastalıklarına dikkatleri çeken Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «İhtiyaçları yerine getirmede gizliliğe dikkat ederek Allahʹtan yardım dileyin. Çünkü nîmete erişen her kişi kıskançlığa hedef olur. » buyurmuştur. Yâkub Peygamber, hem oğullarının karakterini, hem insan psikolojisini çok iyi bildiğinden, Yusuf Peygamberi uyarmış ve kendisine rüyada ilham edileni gizli tutmasını emretmiştir. Bir de ara yere şeytanın girip insanın bu duygusunu tahrîk etmesi, tehlikeyi büsbütün artırabilir. Yâkub Peygamber bilhassa bu noktaya parmak basarak, «çünkü şeytan insana gerçekten açık bir düşmandır» deme ihtiyacını duymuştur.
KİTAB-I MUKADDESʹTE YUSUF OLAYI
Az yukarıda değindiğimiz gibi, Tevrat’ta birçok konularda olduğu gibi, Yusuf Peygamber olayı da hayli değişikliğe uğratılmış, Allah’tan indirildiği ölçü ve muhtevada bırakılmamıştır. Kur’ân indiği gibi korunduğundan Allah’ın buyruklarını bütün tazeliğiyle yansıtmakta ve kutsal kitaplarda meydana gelen bazı yanlışları düzeltmektedir. Nitekim az yukarıda bunları birkaç madde halinde belirtmiştik. Sonra Tevrat’ta kıssa tam bir hikâye şekline dönüştürülmüş, birtakım lüzumsuz şeylere yer verilerek İlâhî olma vasfı zedelenmiştir. O bakımdan ciddi bir mukayese yapmak isteyenlerin Kitab-ı Mukaddesin Tekvîn bölümü 39-48. baplarına bakmaları tavsiye olunur.
HZ. ÖMERʹİN (R. A. ) TEVRATʹTAN BİRKAÇ YAZILI SAHİFE GETİRMESİ..
Resûlüllâh (A. S, ) Efendimiz, Tevrat ile İncilʹde, bilgisiz ellerin dokunmasıyla meydana gelen tahrifatın Kurʹânʹda meydana gelmemesi için bütün hassasiyetini ortaya koymuş, inen âyetlerin aynen korunmasını sağlamak için hem ashabının çoğuna ezberletmiş hem de emrine hazır bekleyen güvenilir kâtiplerine anında yazdırmıştır. Diğer önemli bir tedbir olarak da, kendi sözlerinin Kurʹân âyetlerine karıştırılmaması için onların yazılmasını bir süre durdurmuştur. Sonra da Kurʹânʹın tamamı ininceye kadar Tevrat ve İncil ile ilgilenilmesini hoş karşılamamıştır. Siyercilerin tesbitine göre, Resûlüllahʹın (A. S. ) bu ve benzeri tedbirleri Allahʹın muradına uygun düşmüş ve böylece Kurʹânʹa insan sözü karıştırılamamıştır. Nitekim Câbir b. Abdullah (R. A. )den yapılan rivayette, adı geçen şunları anlatmıştır: «Ömer b. Hattab (R. A. ), kitap ehlinden bazı kişilerden edindiği Tevrat sahifelerini alıp Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize getirdi ve huzurunda okumaya başladı. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz çok üzüldü ve şöyle buyurdu: «Ya Ömer! Onda yazılı bulunanlara hayret mi ediyorsunuz? Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, ben size onun apaydınını ve başka sözlerden arınmışını getirdim... Yine canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Musa Peygamber hayatta olsaydı, bana uymaktan başka bir yol seçmezdi. » (Müsned-i Ahmed: Câbir b. Abdullah (R. A. )den)
Bu uyarı üzerine Hz. Ömer (R. A. ) ayağa kalkıp şöyle dedi: «Biz, Allahʹın Rab, İslâmʹın din, Senin de hak peygamber olduğuna razı olmuşuzdur. »
Bu konuda bir başka tarihî olay:
Cübeyr b. Nefîr anlatıyor: Hz. Ömerʹin (R. A. ) hilâfet yıllarında Müslümanlardan iki zat Hımısʹta bulundukları sırada, Yahudilerden okur-yazar olan bazı kişilerle görüşme fırsatını bulmuşlar ve onlar da Tevratʹtan kendilerince önemli kabul ettikleri bazı bölümleri getirip okumuşlar. Müslümanların hoşuna gittiğini görünce, İstinsah etmelerini önermişler. Onlar da bir sakınca görmeyerek istinsah işini tamamladıktan sonra Medineʹye dönmüşler ve Hz. Ömer (R. A. ) ile görüşerek, izin verdiği takdirde istinsah işine devam edeceklerini söylemişler. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ) onlara: Herhalde yaptığınız istinsah yanınızda bulunuyor, değil mi? diye sorunca, onlar da, evet diyerek bunda bir sakınca olmadığını anlatmak istemişler. Hz. Ömer (R. A. ) onlara: Şimdi beni dinleyin, size bazı önemli şeyler anlatacağım demiş ve şöyle söze başlamıştır: Peygamber (A. S. ) Efendimiz hayatta iken Hayber’e gittim. Orada bir yahudiden hem hoşuma giden, hem de fazlasıyla dikkatimi çeken birtakım güzel sözler dinledim. Ona, bu anlattıkların güzel sözlerin sende yazılısı var mıdır? diye sordum. O da, evet diye cevap verince, hemen bir deri parçası temin ettim, o söyledi, ben yazdım. Birkaç forma olacak kadar karaladım. Dönüşümde Hz. Peygamber’in (A. S. ) huzuruna çıktım ve aramızda şu konuşmalar geçti:
- Ya Resûlellah! Dedim, ve olup bitenleri anlattım.
- Ya Ömer! O yazdıklarını getir, diye emretti.
Onun beğeneceğini umduğum kısımları alıp getirdim. Bana:
- Otur da oku! dedi. Ben de okumaya başladım, derken başımı bir ara kaldırıp Peygamber (A. S. ) Efendimizin yüzüne baktığımda renginin değiştiğini ve çok üzüldüğünü gördüm. Bunun üzerine bir harf olsun okumaya müsaade istemeyi hem düşünmedim, hem de cesaret edemedim. Benim konuyu anladığımı sezince de elimdeki tomar halinde bulunan derileri aldı ve satırlarını bir bir çizip karaladıktan sonra şöyle buyurdu: «Bunlara uymayın, bu gibi şeylerin peşine düşmeyin. Zira bunlar yani bunları yazdıranlar, hem insanı şaşırtırlar, hem de kendileri şaşkın kimselerdir. »
Hz. Ömer (R. A. ) olayı buraya kadar anlattıktan sonra devamla demiştir ki: «Anladığıma göre, siz de bir şeyler karalayıp bir ümmete azâp ve üzüntü vermek istiyorsunuz. » Onlar da, hayır böyle bir niyetimiz yok, demişler ve yanlarındaki yazılı kâğıtları yırtıp imha etmişlerdir. (Bu olayı Hafız Ebû Bekir, sonra da Ebû Dâvud ve Sevrî az değişik lâfızlarla rivâyet etmişlerdir.)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Yusuf Peygamberin gördüğü rüyaya değinildi ve Yâkub Peygamberʹin gelecek günlerde kıskançlıktan dolayı ortaya çıkabilecek olayları düşünerek oğluna, Allahʹın ona teveccüh eden bu iltifatını kardeşlerine anlatmamasını hatırlattığına yer verildi. Böylece her nîmetin bir kıskançlığa neden olabileceğine işâretle müʹminlerin bu konuda duyarlı olmaları istenildi.
Aşağıdaki âyetlerle Yusuf kıssasında, sorup öğrenmek, düşünüp idrâk etmek isteyenler için birçok öğüt ve ibretlerin yer aldığı belirtiliyor. Sonra da kardeşlerinin Yusuf’un vücudunu ortadan kaldırmak için birtakım çirkin plânlar kurduklarına temasla, Allahʹın aziz kılmak istediğini kimselerin rüsvay edemiyeceğine, eninde sonunda haksızlığa uğratılanların üstün geleceğine işâret ediliyor.