Maide Suresi 6-7. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُمْ بِهِ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

6.

Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Diyanet İşleri

7.

Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve "işittik, itaat ettik" dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

6- Ey imân edenler! Namaza kalkmayı dilediğinizde yüzlerinizi, dir­seklere kadar (dirsekler dahil) ellerinizi yıkayın. Başlarınıza meshedip, to­puklarına kadar (topuklar dahil) ayaklarınızı yıkayın.

Cünüp iseniz iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız veya sizden biri tabii ihtiyacını gidermek­ten gelmişse veya kadınlara dokunmuşsanız, bu durumda su da bulama­mışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve el­lerinize sürün. Allah size sıkıntı vermek istemez, ama sizi tertemiz yap­mak ve şükredesiniz diye üzerinize nîmetini tamamlamak ister.

7- Allahʹın size olan nîmetini ve «işittik, itaat ettik» dediğiniz za­man sizi bağladığı mîsakını hatırlayın. Allahʹtan korkup (ahdi ve andı boz­maktan) sakının. Şüphesiz ki Allah göğüslerdekini gereği gibi bilir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah sizden birinizin abdesti bozulduğunda abdest almadıkça na­mazını kabul etmez. » (Buharî/ vüdû: 2 - Müslim/taharet: 1 - Tirmizî/taharet: 1 - Ahmed: 2/39)

«Kim temizlik (abdest) üzerine abdest alırsa, Allah ona on sevap ya­zar. » (Tirmizî/taharet: 44 - Ebu Dâvud/taharet: 112 - Dâremî/vüdû: 46)

Üçüncü halîfe Hz. Osman (R. A. ) su istedi. Kendisine bir kap dolu su getirilince, önce avucuna üç defa su döküp ellerini iyice yıkadı. Sonra sağ elini kaba sokup su aldı, ağzını çalkayıp burnuna su çekti ve temizledi. Sonra yüzünü üç defa, kollarını dirseklere kadar üç defa yıkadı. Başına meshedip ayaklarını topuklara kadar üç defa yıkadıktan sonra şöyle dedi: Peygamber (A. S. ) Efendimizi, benim şu abdest aldığım şekilde abdest alırken gördüm ve şöyle buyurduğunu işittim:

«Kim benim abdestim gibi abdest alır, sonra iki rekʹat namaz kılar da kendi kendine namazla ilgisi olmayan bir şey konuşmazsa, geçmiş gü­nahı bağışlanır. » (Buharî/vüdû: 24, 28 - Müslim/taharet: 3, 4, 8 - Ebû Dâvud/taharet: 51 - Nesâî/taharet: 67, 68, 93 - İbn Mâce/taharet: 6 - Ahmed: 1/59, 64, 66, 68, 71)

Ebû Hüreyre (R. A. ) anlatıyor:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz topuğunu yıkamıyan bir adam gördü, ona: Topuklara yazık oldu ateşten, buyurdu. » (Buharî/ilim: 3, 30, vüdû’: 27, 29 - Müslim/taharet: 25, 28, 30 - Ebû Davud/taharet: 46 - Tirmizî/taharet: 31 - Nesâî/taharet: 88 - İbn Mâce/ta­haret: 55 - Ahmed: 2/193, 201, 266)

Hz. Câbir (R. A. ) diyor ki: Hz. Ömer (R. A. ) bana anlattı: «Bir adam abdest aldı, ancak ayağının üzerinde bir tırnak kadar kuru yer yıkanmadık kaldı. Resûlüllâh (A. S. ) onu görünce, adama: «Dön abdestini güzelce al!. » bu­yurdu. (Sahîh-i Müslim: Câbir (R. A. )den) Adam da dönüp güzel bir abdest aldıktan sonra namaz kıldı.

Abdullah bin Amr (R. A. ) anlatıyor:

Bir yolculuğumuz esnasında Resûlüllâh geride kaldı. Çok geçmeden gelip bize yetişti. Namaz vakti de girmiş bulunuyordu. Biz abdest alıyor, ayaklarımızın üzerini meshediyorduk. Resûlüllâh (A. S. ) yüksek sesle bize iki veya üç defa: «Topuklara yazık oldu ateşten!.. » diyerek seslendi.

Buradaki meshetmek, ayakları yıkamak anlamında mecaz olabilir.

«Şüphesiz ki ümmetim kıyâmet gününde alınları, kol ve bacakları abdestin eserinden bembeyaz nûrânî bir halde çağrılır. Artık kim beyazlık ve nurâniliğini artırmak isterse artırsın.. » (Sahîh-i Müslim - Sahîh-i Buharî - Ahmed: 3/431, 4/207)

Hz. Âişe Vâlidemiz (R. A. ) anlatıyor:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz cünüplükten dolayı boy abdesti alırken önce iki elini yıkar, sonra sol eline su alıp utanç yerini yıkar, sonra namaz abdesti gibi abdest alır, sonra parmaklarını suya batırıp onunla saçlarının dip kısımlarını aralar, sonra avucuna su alıp üç defa başına döker, sonra bütün bedenine suyu ulaştırırdı. » (Sahîh-i Müslim - Sahîh-i Buharî : Hz. Âişe (RA. )dan)

NAMAZ VE ABDESTİN RUH VE BEDEN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ TE’SİRLERİ

Namaz, Allahʹa imânın içten dışa vuran açık belirtisidir. İmân cevhe­riyle aydınlanan ruhun değişmez gıdası; kul ile Allah arasındaki mesafeyi kaldırıp engelleri gideren yükselme aracıdır. Bunun için Hazret-i Peygam­ber (A. S. ) «Namaz mü’minin mi’racıdır» buyurmuştur.

Hiçbir ibâdet namazın yerini alamaz ve onun boşluğunu dolduramaz. Her şeyden ilgiyi kesip bir anda İlâhî huzurda divana durmanın ruh ve beden, vicdan ve sinir sistemi üzerindeki olumlu tesirini hangi iş ve ibâ­det sağlayabilir?

O nedenle zevkine ve şuuruna erişilerek kılınan bir namaz, ruh ve beden sağlığını koruyan, koruyucu hekimliğini yapan mânevî bir hekim­dir. Sabah kalkıp ocaklarda, tezgah ve masa başlarında, fabrika ve atelyelerde, ağır işlerde sekiz saat çalışan bir insanın bedensel ve ruhsal yön­den nasıl yorulup yıprandığını, sinir sisteminin az-çok nasıl bozulduğunu bilmiyen var mıdır? Ne yemek ve sigara molası, ne de müzik bu yorgun­luğu tamamen giderecek, bozulan sinirleri düzeltecek ölçü ve anlamda değildir. Çünkü böyle bir ortamda bulunan kişinin gönül huzuruna, ruh ferahlığına, vicdan serinliğine büyük ihtiyacı vardır. Bunları ancak abdest ile namaz karşılayabilir.

Mute savaş alanından akşama doğru yaralı, yorgun, aç ve susuz bir halde çekilen Hâlid bin Velid (R. A. ) kumandasındaki ordu, ezan sesleri ara­sında abdest alıp cemaat halinde akşam namazına durduklarında ne yor­gunlukları, ne açlık, ne de korkuları kaldı. Namaz kılındığında hiç savaş­mamış gibi kendilerini güçlü hissetmeleri ne ile yorumlanabilir? İşte zev­kine ve bilincine erişilerek kılınan namazın en güzel şifâ ve tesirlerinden bir örnek!.

Abdest, namaz gibi yüce bir ibâdetin ön hazırlığıdır. Allah huzuruna iç ve dış temizliğini birleştirerek çıkmanın tek yoludur. Ruha rahatlık, be­dene zindelik verir. Deri altında biriken yağların kısmen olsun erimesini sağlar. Kan dolaşımını ayarlar, bu bakımdan kalbi dinlendirir. Sinir uçları­nın en duyarlı bulunduğu organlar soğuk su ile yıkanırken insan bir anda toparlanır, beyin daha iyi hareketini sürdürür, vücut çalışma mekanizma­sı normal çalışma devresine kavuşur.

Boy abdestinin de olumlu tesirleri en az bu kadardır, diyebiliriz. Su bulunmadığı zaman ön hazırlığı teyemmüm ile karşılamaktayız; abdest hu­susunda belirtilen yararların hiç olmazsa bir kısmı teyemmüm ile karşı­lanır. Ayrıca toprağa el sürüp bu farizayı yerine getirmek insana tevazuu öğretir. Sonunda dönüşün toprak olacağını hatırlatır.

FIKHÎ YÖNÜ

Her namaza kalkıldığında abdest almak gerekir mi? Müctehit imam­ların ve tefsîrcilerin bu konuda farklı içtihat ve yorumları olmuştur:

a) Zahirî Mezhebinin kurucusu Dâvud ez-Zahirîʹye göre, âyetin bu husustaki anlatımı hiçbir yoruma ihtiyaç göstermiyecek kadar açıktır. O halde namaz kılmak isteyen kimsenin her namaz için bir abdest alması vâcibdir.

b) Diğer dört mezhep imamlarına göre, Kurʹân ve Hadîsleri bir ara­ya getirip ilgili âyeti Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin sözü ve fiiliyle tefsîr ettiğimizde, her namaz için abdest almanın vâcib olmadığı, alınan bir abdestle -bozulmadığı sürece- birçok namazların kılınabildiği anlaşılır.

Mezhep imamlarına göre, âyetin takdiri şöyledir: «Namaza kalk­mayı dilediğinizde -abdestsiz bulunuyorsanız- abdest alın.»

Nitekim Sahabe ve Tabiînden oluşan cumhur-i ulemâya göre, birden fazla namaz için bir abdest yeterlidir. Yani alınan bir abdest bozulmadığı takdirde onunla istenildiği kadar namaz kılınabilir.

Sahih rivâyetlerden de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin, Hendek sava­şında fırsat bulamadığı için dört vakit namazını bir abdestle kıldığı kesin­likle anlaşılmıştır.

c) Müslim, Ahmed bin Hanbel ve diğer Sünen sahiplerinin Hazret-i Büreydeʹden yaptıkları sahîh tesbite göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ön­celeri her namaz için abdest alırdı. Fetih günü ise bir abdest alıp mest­lerini meshettikten sonra birden fazla namaz kılmıştır.

Bunun üzerine Hazret-i Ömer (R. A. ):

- Ey Allahʹın Peygamberi! daha önce yapmadığınız şeyi yaptınız, de­yince, Efendimiz (A. S. ) ona:

- Bilhassa bilerek öyle yaptım, ya Ömer! diye cevap vermiştir.

Buharî ve Sünen sahiplerinin Hazret-i Enes’den (R. A. ) yaptıkları rivâ­yette, bu konuyu biraz daha açıklığa kavuşturur ölçüde fazla bilgi veril­miştir. Hz. Enesʹin (R. A. ) «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her namaz için bir abdest alırdı» şeklindeki sözünü işiten Amr bin Âmir el-Ansarî (R. A. ) ona: «Ya sizler nasıl yaparsınız? » diye soruyor. O da «Biz, abdestimiz bozul­madıkça bir abdestle birçok namaz kılarız» diye cevap veriyor.

Bu rivâyetten sadece Resûlüllahʹın her namaz için bir abdest aldığı ve ona mahsus bir sünnet olduğu kesinlik kazanıyor. Nitekim Mekke’nin fethedildiği gün bir abdestle birden fazla namazı imam olarak cemaate kıldırması, ümmeti için bunun câiz olduğunu gösteren açık delillerden bi­ridir.

Abdestin Farzları:

Âyetin açık anlatımından abdestin farzlarının dört olduğu anlaşılıyorsa da müctehit imamların bu meselede farklı tesbit ve içtihatları vardır:

a) İmam Şâfiî, yine ayni âyete dayanarak niyetin de farz olduğunu İstidlâl etmiştir. Çünkü abdest ile emir, niyeti gerektirir. Hem Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Ameller niyetlere göredir.. » (Buharî/vahiy: 1 - menakıb: 45 - talâk: 11 - eyman: 23 - Müslim/imaret: 155 - Ebû Davud/talâk: 11 - Nesâî/taharet: 59, talâk: 24, eyman: 19 - İbn Mâce zühd: 26) buyurmuştur. Bunun ta­şıdığı hüküm şudur: «Amellerin sıhhati niyet iledir. » Abdest de bir amel­dir ve onun da sıhhati niyet ile gerçekleşir.

b) İmam Ebû Hanîfeʹye göre, abdeste niyet getirmek sünnettir. Çün­kü Cenâb-ı Hak abdest hususunda sadece üç azanın yıkanmasını ve bir azanın da meshedilmesini emretmiştir; niyeti gerekli kılmamıştır. Bu ba­kımdan niyeti farz kabul etmek, nass üzerine fazlalık olur, bu da n e s h demektir. Kur’ân-ı Kerîmʹi haber-i vâhid (tek kanaldan gelen haber) ile neshetmek kıyasen câiz değildir. Hem buna delil olarak gösterilen, «Amel­ler niyetlere göredir» meâlindeki hadîsin yorum ve mânası sıhhate hamledilmiyerek «Amellerin kemâli niyetlere göredir» demek ve mahzuf bulu­nan kelimeyi «kemâl» olarak takdir etmek daha uygundur.

Şafiîler ayrıca bu meselede, «Ve mâ ümirû illâ li-ya’budullahe muhlisîne... » âyetini de delil olarak öne sürerler ve «muhlisîn»de niyet yer almaktadır, derler.

Bundan başka Şafiîler, abdestte aza arasındaki tertibe riâyet de farz­dır, derler. Çünkü âyetteki tertibe Peygamber (A. S. ) Efendimiz aynen uy­muş ve ömrünün sonuna kadar o tertibi bozmamıştır. Ümmetine de «Ben nasıl abdest alıyorsam, öyle abdest alın.. » buyurması, bunun gereğine işâ­rettir.

c) Hanbelîlere göre, abdestin farzı altıdır: Dördü âyette belirtilen azanın yıkanması ve meshedilmesidir. Beşincisi tertip, altıncısı abdest aza­sım ardarda yıkamaktır.

d) Mâlikî Mezhebine göre, abdestin farzı yedidir: Dördü âyette be­lirtilen üç azanın yıkanması, bir azanın meshedilmesidir; geriye kalan üçü ise, niyet, azayı ardarda yıkamak ve azayı yıkarken elle ovmaktır.

Dirsekler Kollara Dahil midir?

Müctehit imamların bu hususta farklı yorum ve içtihatları olmuştur:

a) Dört Mezhep imamına göre, dirsekler kola dahildir. O takdirde kol­ları dirseklerle birlikte yıkamak farzdır. Burada gaye mugayyaya dahildir. (ilâ) harfi (maâ) manasınadır. (Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/53-59. Bu konuda geniş bilgi için ayrıca bak: Nasbu’r-Raye/Zeylai: Abdest bahsi.)

b) Şa’bî, Züfer ve Dâvud ez-Zahirîʹye göre, dirsekler kola dahil değil­dir. Çünkü İlâhî emir dirseklere kadar yıkamayı gerektirmektedir. İbn Ce­rîr Taberî de ayni görüştedir.

Başa Meshetmek:

Başa meshetmenin farz olduğu kesindir. Ancak farz miktarı hakkında mezhep imamlarının farklı yorum ve içtihatları olmuştur:

a) İmam Mâlik’e göre, başın tamamını meshetmek vâcibdir.

b) İmam Ahmed bin Hanbel’e göre, çoğu kısmını meshetmek vâcib­dir. İmamdan başka bir rivâyet daha yapılmışsa da sahîh olanı budur.

c) İmam Ebû Hanîfeʹye göre, dörtte birini meshetmek farzdır.

d) İmam Şâfiî’ye göre, mesh denilecek kadarı farzdır.

Bu meselede İmam Mâlik ihtiyatı, İmam Şâfiî yakîni, İmam Ebû Ha­nîfe bu konudaki sünneti, İmam Ahmed bin Hanbel, «Bir şeyin çoğuna ta­mamının hükmü vardır» kaidesini dikkate alarak içtihatta bulunmuşlardır.

Ayakları Yıkamak ya da Meshetmek:

Bununla ilgili âyette geçen ERCÜL kelimesi RUUS üzerine mi, EYDİYEKÜM üzerine mi mâtûftur? Müctehit imamların bu mesele hakkın­daki içtihat ve yorumları farklıdır:

a) İbn Abbas’a (R. A. ) göre; abdest iki yıkama ve iki meshtir. İbn Abbas’ın böyle dediğini Katade rivâyet etmiştir. (Lübabü’t-Te’vîl/Alaeddin Ali: 1/435)

b) Hazret-i Enes (R. A. )den yapılan rivâyette, adı geçenin şöyle de­diği tesbit edilmiştir: «Kurʹân mesh ile ilgili inmiştir; Sünnet yıkama hak­kında câri olmuştur. »

c) İkrime’ye göre, âyet abdestte ayakları meshetme hakkında açıktır. Şa’bî de ayni görüştedir. Nitekim teyemmümde, abdestte meshedilen yer­ler terkediliyor, yıkanan yerler meshediliyor.

d) Şiâ’dan İmamiyye Mezhebine göre, ayakları meshetmek farzdır; yı­kamak farz değildir, bu sünnetle sabit olmuştur. Yani mesh âyetle, yıka­ma ise, sünnetle sabit olmuştur.

e) Ashab ve Tabiînin çoğuna göre, ve dört mezhep imamının içtiha­dıyla ERCÜL kelimesi EYDİYEKÜM kelimesi üzerine mâtuftur ve ayakla­rın yıkanması farzdır; sünnet de bu yolda cereyan etmiştir.

TEYEMMÜM

«Bu durumda su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin.. »

Nisâ Sûresi 43. âyette teyemmüme daha geniş yer verilmiştir. Bura­da tekrar edilmesi hem konunun önemini hatırlatıp idrâki uyanık tutmak, hem de teyemmümün yalnız gusül yerine değil, abdest yerine de geçece­ğini belirtmek içindir.

Nisâ Sûresinde cünüp bir kimsenin -yol olarak geçmesi hâriç- gusledinceye kadar namaza veya mescide yaklaşmaması emredilmiştir. Cünüp kimse namaz kılmak veya mescide girmek isterse, gusletmesi gerekir. Su bulamadığı takdirde teyemmüm edebilir. Böylece adı geçen sûredeki te­yemmüme ruhsat emri, daha çok cünüp kimselerle ilgilidir. Mâide Sûresin­deki emir ise, daha çok abdestle ilgilidir. Çünkü âyetin baş kısmında ab­destin namaz için şart olduğu belirtildikten sonra cünüp bulunma halinde iyice yıkanıp temizlenmek emrediliyor. Sonra da bazı hallerde kolaylık ol­sun diye teyemmüme ruhsat veriliyor. Müctehitlerden bir kısmı ise, bunu bir ruhsat değil, doğrudan doğruya abdest makamına kaim olan ayrı bir hüküm olarak nitelendiriyor.

Ayrıca her iki durumda da, yani abdestsizlik ve cünüplük hallerinde su bulunmadığı veya bulunduğu halde kullanma imkânı mevcut olmadığı zamanlarda ayni ölçüde teyemmüm edilmesine özellikle işârette bulunu­larak dikkatler çekiliyor. Bunu biraz daha açıklıyalım: Abdest yerine te­yemmüm ettiğimizde nasıl sadece yüzümüzü ve iki kolumuzu meshetmekle emrolunduysak, cünüp olduğumuzda onun yerine teyemmüm ettiğimiz­de de ayni ameliyeyi yapmakla emrolunmuşuzdur. Aradaki fark sadece ni­yettedir.

Nisâ Sûresinde ilgili âyetin tefsirinde TEYEMMÜM’ün fıkhî yönünü ve LEMS meselesini yeterince açıkladığımızdan burada tekrara lüzum gör­medik.

İMÂN EDENLERDEN ALINAN SÖZ

«İşittik, itaat ettik, dediğiniz zaman sizi bağladığı mîsakını hatırlayın. »

Kur’ân, konumuzu oluşturan âyetle gerek peygamberlere, gerekse peygamber yolunda olan mürşitlere inanan kişilerin ilk anda Allahʹa söz verdiklerini hatırlatıyor. Bu, sözlü olduğu gibi, Kelime-i Şehadetin ge­niş anlamı içinde zımnî de olabilir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelip İslâmʹa girenler Kelime-i Şehadeti getirdikten sonra Allah ve Pey­gamberine karşı şu sözü de veriyorlardı: «Ferahlı ve sıkıntılı günlerde, şiddetli ve sıkıntılı zamanlarda, lehte ve aleyhteki ortamlarda İlâhî buy­rukları işitip itaat edeceğiz, elimizden geldiği kadar Allah’ın son dinine hizmette bulunacağız, her hal-ü kârda Peygamberden ayrılmıyacağız.. »

Bu ve benzeri sözlerle Ashab-ı Kirâmʹın Resûlüllah’ın huzurunda söz verdiklerini sahîh kaynaklardan öğrenmekteyiz.

Peygamber yolunda Allahʹın dinini yaymaya çalışan büyük mürşitlere inanıp onların kafilesinde yer alan müʹminler de zımnen ayni sözü vermiş sayılırlar.

Âyette müʹminlere bu doğrultuda iki önemli husus hatırlatılmaktadır: Birincisi, bir zamanlar küfür bataklığında, yaratılışlarındaki yücelik ve İlâ­hî maksattan habersiz bir ömür tüketirken, Allah Teâlâʹnın büyük nîmeti sayılan imân saadetine erişmeleri; İkincisi, inanıp teslimiyet gösterdikleri zaman Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize Allah adına verdikleri söz...

Her mü’min bulunduğu ortam ve şartlar içinde bu sözü zımnen de olsa vermiştir. Çünkü müʹminin en feyizli ürünü, taşıdığı yüksek değerde­ki imân nîmetini korumak ve onunla verdiği sözü son nefesine kadar ye­rine getirmeğe çalışmaktır. Bunun ilk belirtisi veya giriş kapısı, abdest alıp namaz kılmaya devam etmek, gerektiği zaman boy abdesti alıp iç ve dış temizliğini birleştirip sürdürmek; su bulunmadığında veya kullanılması mümkün olmadığında bu temizliği teyemmüm ile yerine getirmeğe özen göstermektir.

O halde imândan ve verilen sözden sonra ahde vefanın iki belirtisi söz konusudur: Abdest alıp namaz kılmak ve iç, dış temizliğini birleştirip bütünleştirmek. Bunun için Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Namazın dinde­ki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. » (Taberânî: İbn Ömer (R. A. )dan - Sahihtir) buyurmuş ve: «Namaza ve elininizin altındaki köle, esir ve işçilere gerekli itinayı gösterin! » diye uyarıda bulunmuştur. (Ahmed bin Hanbel - Nesaî - İbni Mâce: Enes (R. A. )den - Ummü Se­leme (R. A. ) den)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle imânın en verimli ürünü sayılan abdest ve na­mazdan söz edildi. İç ve dış temizliğinin taşıdığı önemine ve dindeki yeri­ne dokunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, başta namaz olmak üzere iç ve dış temizliğinin amaç ve hedefine işâret edilerek hakkı her yerde ayakta tutmanın, düş­mana karşı bile olsa adâletten sapmamanın gereği üzerinde duruluyor ve bunların imânın belirtileri, namazın feyizli mahsûlleri olduğu hatırlatılıyor.

Dindarlığını imân doğrultusunda bu ölçüye getiren müʹminler için bü­yük mükâfatlar hazırlandığı haber veriliyor. Çünkü sağlam inancın, kök­lü fazîletin hedefi mutlak saadettir.