MEÂLİ:
59- Ey imân edenler! Allahʹa itaât edin; Peygambere itaât edin, sizden olan emir sâhiplerine de... Bir şey hakkında tartışıp çekişirseniz, onu Allahʹa ve Peygamberʹe döndürün; tabiî eğer Allahʹa ve âhiret gününe inanıyorsanız... Böyle yapmanız daha hayırlı, sonuç itibariyle de daha iyidir.
İNİŞ SEBEBİ
Peygamber (A. S. ) Efendimiz, Hâlid bin Velid(R. A. ) kumandasında bir bölük mücahidi Arap kabilelerinden biri üzerine göndermişti. Gidenler arasında ilk müslümanlardan Ammar bin Yasır (R. A. ) da bulunuyordu. Hâlid bin Velîd (R. A. ) kabileye yaklaşıp sabahı beklemeye koyuldu; derken o kabile halkı kuşatıldıklarını haber alınca yurtlarını bırakıp gece kaçtılar, sadece onlardan bir adam kaçmayıp İslâm’a girmek üzere Ammar bin Yasır’a gelip sığındı. Müslüman olduğu takdirde güven içinde kalacağına te’minat istedi. Hz. Ammar (R. A. ) ona: «Bundan böyle güven içindesin! » diye teminat verdi. Adam evine döndü. Sabahleyin Hâlid bin Velid kabileyi bastığında o adamdan başkasına raslayamadı. Onu yakalayıp malıyla birlikte alıp getirdi. Ammar, «Ya Hâlid! o adama ben güven verdim, o da İslâmʹa girdi, kendisine dokunma» diye uyarıda bulundu. Hâlid (R. A. ) Ammar’ın bu davranışına kızdı ve: «Ben emîr (kumandan) olduğum halde sen müsaade almadan başkasına güven veriyorsun, olur şey değil!. » dedi ve bu konuda tartıştılar, sonunda durumu Peygamber (A. S. ) Efendimize arzettiklerinde, Peygamberimiz (A. S. ) o adamın güven içinde bulunmasını uygun gördü, ancak bundan böyle emîr (kumandan)dan izin almadan kimseye güven verilmemesini emretti. Bu sebeple de yukarıdaki âyet indi. (Esbâb-ı Nüzûl/Nisaburî - Tefsîr-i İbn Kesîr-Lübabu’t-Te’vîl-Kurtubî- Tefsîr-i İbn Cerîr Taberî)
İLGİLİ HADÎSLER
Hz. Ali (R. A. ) diyor ki:
«Peygamber (A. S. ) Efendimiz bir bölük mücahidi bir tarafa göndermişti. Başlarına tâyin edilen emîr (kumandan) ile aralarında tartışma çıkmış, derken kumandan maiyetindekilere odun toplayıp ateş yakmalarını emretmiş. Onlar da emre uyup ateş yaktıktan sonra kumandan onlara: «Kendinizi bu ateşe atmanızı emrediyorum, haydi kendinizi ateşe atın!. » diye emretmişti. Mücahitlerden bir genç işe müdahale ederek «Ya Emîri siz bu ateşten kaçıp kurtulmak için Peygamber (A. S. ) Efendimize sığınmadınız mı? Şimdi bizi bu ateşe sokmaya çalışıyorsun. Hele acele etme, dönüp Peygamber (A. S. ) Efendimize durumu arzedelim, ondan sonrası kolay. » Böylece tartışma sürüp gidiyor ve Peygamber (A. S. ) Efendimize durum anlatılınca, şöyle buyuruyor: «Eğer emre uyup kendinizi ateşe ofsaydınız bir daha ondan çıkamaz (ebediyen ateş içinde kalır)dınız. Başınızdaki emîre (kumandan) itaat ancak mârufta (aklen ve dinen uygun olan hususlar)dadır. » (Buharî-Müslim ve Siyer Sahipleri: Hz. Ali (R. A. )den)
«Baştaki emîri -günah ve isyanı gerektiren bir şey ile emretmedikçe- dinleyip itaat etmek Müslümana, sevdiği ve tiksindiği her hususta vâcibdir. Ancak emîr (Allahʹa karşı) isyanı gerektiren bir şey ile emrederse artık ne onu dinlemek, ne de itaat etmek vâciptir. » (Ebu Dâvud: Abdullah bin Ömer (R. A. )dan)
«İsterse başınıza, başı üzüm tanesi kadar Habeşli bir köle emîr tâyin edilsin, onu dinleyiniz, itaat ediniz. » (Buharî - Müslim: Enes bin Mâlik (R. A. )den)
Ebu Hüreyre (R. A. ) diyor ki:
«Gönül dostum Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, kulak ve burnu kesik bir Habeşli köle bile olsa başınızdaki emîri dinleyip itaat etmenizi tavsiye buyurdu. » (Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)
«Kim başta bulunan emîrden hoşlanmıyacağı bir şey görürse sabretsin. Çünkü kim İslâm cemaatinden bir karış ayrılırsa, Cahiliye devrindeki ölümle ölüp gider. » (Buharî-Müslim: İbn Abbas (R. A. )dan)
«Kim bana itaat ederse, gerçekten o, Allahʹa itaat etmiştir. Kim bana isyan ederse, herhalde Allahʹa isyân etmiştir. Kim emîre itaat ederse gerçekten bana itaat etmiştir. Kim ona baş kaldırırsa, bana isyan etmiştir. » (Buharî-Müslim: Ebu Hüreyre (R. A. ) den)
«Yaratanʹa isyanı gerektiren hususlarda yaratılana itaat edilmez. » (Müslim/İmaret: 39-Ebû Dâvud/cihat: 87-Nesâî/biyât: 34 - İbn Mâce /cihâd: 40 - Ahmed: 1/129, 131 - 4/426, 427, 436 - 5/66, 67, 70)
DÖRT DELİL
«Bir şey hakkında tartışıp çekişirseniz, onu Allahʹa ve Peygamberʹe döndürün... »
İslâm meselelerin çözümünde dört delile dayanır: Allah’ın Kitabına, Peygamber (A. S. )ın Sünnetine, Ümmetin İcmâına ve Kıyasa. Bir meseleyi çözüp hükme bağlamada önce Allahʹın Kitabına başvurulur; orada bir delil bulunmadığı takdirde Peygamberʹin Sünnetine gidilir. Onda da bir delil bulunmadığı takdirde ümmetin yetişkin ilim adamlarının icmâına başvurulur. O mesele hakkında bir icmâʹ yoksa, nass ile sabit olan ona benzer bir hükme kıyas yapılarak mesele çözülür.
«Bir şey hakkında tartışıp çekişirseniz, onu Allahʹa ve Peygamberʹe döndürün! » emri önce iki ana delile baş vurulmasını önerir. Tatbikatta bu iki delilde bir hükme raslanmadığında, ilim adamlarının icmâının bulunup bulunmadığı araştırılır. Nitekim Ebûbekir ve Ömer (R. A. ) devirlerinde Ashab-ı Kirâmın birkaç mesele hakkında icmâʹı olmuş ve bütün müslümanlar da ona uymuştur. İcmâ’ bulunmadığı takdirde Kitap ve Sünnette ona benzer bir hükme -menfaatlarda birleşiyorsa- kıyas yapılır. Bilhassa Irak müctehidleri yani rey tarafdarı olan ilim adamları kıyasa geniş yer vermişlerdir.
EMİR SAHİPLERİNE İTAAT
«Ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.. »
Âyetin cümle konumu ve kelime dizisinden Müslüman ülkeyi idare eden liderlere, devlet adamlarına -Allah ve Peygambere itaat ettikleri takdirde- itaat vâciptir, hükmü çıkarılmıştır. Çünkü Allah ve Peygamber’e itaat mutlak ölçüde belirtilirken emir sahiplerine itaat mukayyed biçimde atıf yapılarak ifade edilmiştir.
Yine âyetin anlatımında yer alan cümle ve kelimeler dikkate alındığında şu hükümlere yer verildiği görülür:
1. İslâm sisteminde mü’minlerden seçilen lidere itaat vâciptir. Lider, Allah’a isyanı gerektiren hususlarda emir verir veya bu anlamda kanun çıkarırsa, artık ona itaat vâcip değildir. Çünkü Allahʹa isyanı gerektiren hususlarda hiç kimseye itaat edilmez.
2. Mü’minlerden olmayan liderlere itaat vâcib değildir. Ancak bir anlaşma yapılmışsa, ona riayet edilir. Bu da umum Müslümanların yararına görüldüğü takdirde böyledir.
3. Allah’a karşı günah ve isyanı gerektiren hususlarda lidere itaat edilmemesi, ona baş kaldırmayı gerektirmez. Çünkü bu büyük bir fitneye sebep olabilir. O halde lideri doğru yola getirmenin çare ve yolları araştırılır. Azil nihaî çaredir. Kitap ve Sünneti temsil eden yüksek ilim kurulunun kararıyla lider azledilir. Nitekim Peygamber (A. S. ) Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:
«Benden sonra bir takım liderler sizin başınıza geçecek; iyisi iyiliğiyle, kötüsü kötülüğüyle idarecilik yapacak. Hakka uygun hususlarda onları dinleyip itaat edin ve arkalarında namaz kılın. İyilikte bulunurlarsa hem sizin hem onların lehine olur. Kötülük yaparlarsa, sizin lehinize onların aleyhine olur. » (İbn Cerîr Taberî; Ebu Hüreyre (R. A. )den)
Müslüman halkın lehine olur, daha iyi bir lider seçme imkânları doğar. Liderin aleyhine olur, azledilmesi gerekir.
4. Emir verme durum ve mevkiinde bulunan her Müslümana -asker olsun, sivil olsun- itaat vâciptir. Ancak Allah’a isyanı gerektiren hususlarda bu vücub kalkar. Nitekim bir âmir maiyetindeki me’mura gayr-i kanuni bir emir verdiğinde me’murun o emri yerine getirmesi suçtur. Bu tür emirlerde âmire itaat edilmez.
5. Müslüman halk ile yasama ve yürütme mevkiinde bulunan lider ve idareciler arasında bir konu hakkında anlaşmazlık, tartışma çıkarsa, konu Allahʹın Kitabına, Peygamberin Sünnetine döndürülür, yani bu iki ana kaynakta uzman olan ilim kuruluna havale edilir. Kurulun vereceği karara her iki taraf uymak zorundadır. Bu, daha çok İslâm Sisteminde yer alan yasama ve yürütmede Kitap ve Sünnete ters düşme söz konusu olduğunda baş vurulan çözüm yolu ve merciidir.
Tabii bütün bu esaslar İslâm Anayasasında düzenlenir.
RİVÂYETLER - YORUMLAR
Hicrî üçüncü asır ricalinden ünlü veli ve ilim adamı Sehl bin Abdullah et-Tüsterî (R. A. ) diyor ki:
«Başınızdaki sultana yedi şeyde herhalde itaat edin:
1. Basılan altın ve gümüş paralarda (devlet tarafından basılan paralarda),
2. Ölçü ve tartılarda,
3. İlâhî hükümlerde (Kur’ân ve Hadîse uygun olan emirlerde),
4. Hac konusunda,
5. Cuma konusunda,
6. İki bayram konusunda,
7. Allah yolunda savaşta... »
Sehl devamla diyor ki:
«Müslüman sultan, -isterse haksız olsun- bir ilim adamını fetvâdan men’ederse artık o ilim adamının fetvâ vermesi câiz değildir; fetvâ verecek olursa âsi ve günahkâr sayılır. » (Kurtubî - Mefatihü’l-Gayb)
İnsanlar başlarındaki hükümdara ve ilim adamlarına saygı gösterdiği sürece hayır üzere olacaklar. Bu iki sınıfa saygılı oldukları zaman Allah onların hem dinlerini, hem dünyalarını düzeltir. Bu ikisini küçümseyip hafife aldıkları gün, Allah onların hem dindarlıklarını, hem dünya ve âhiretlerini bozar (düzensizlik doğurur. )
İbn Huveyz Mendad diyor ki:
«Müslüman sultana -Allah’a itaat sayılan hususlarda- itaat vâciptir. Allah’a karşı günah ve isyan kabul edilen hususlarda ise itaat vâcip değildir. Tabii bu ona karşı isyanı gerektirmez. » (Kurtubî /5/259)
Hz. Ali (R. A. ) diyor ki:
«Müslümanların başında bulunan liderin adâletle hükmetmesi ve emaneti ehline vermesi bir hak ve vecibedir. Lider böyle davranırsa ona itaat etmek Müslümanlara vâciptir. Çünkü Allah bize emaneti ehline vermemizi ve adâletle hükmetmemizi emretmiştir. Sonra da başımızdaki lidere itaati emretmiştir. » (Kurtubî: 5/259-260)
Câbir bin Abdullah ve Mücahid’e göre:
Ulu’l-emir, yani emir sahipleri, Kur’ân ve ilim ehli olanlardır. İmam Mâlik de bu yorumu beğenmiştir. Dahhak da aynı görüştedir. (Fethülkadîr/Şevkanî - İbn Cerir Taberî - Mefatihü’l-Gayb)
Kurtubî’ye göre :
Bu rivâyetlerin en sahih olanı ve Kurʹânʹın ruhuna en çok uygun bulunanı, Hz. Ali (R. A. ) ile Hz. Câbirʹin yorumlarıdır.
Müfessir Şevkanî Fethülkadîrʹde diyor ki:
«Allah’a itaat, Onun emir ve yasaklarına uymaktır. Peygamberʹe itaat, onun emir ve nehiylerine uymaktır. Emir sahiplerine yani lider durumunda olanlara gelince: Baştaki hükümdarlar, liderler, kadılar ve şerʹî idareciliği olan herkestir. Azgınlık ve sapıklık üzere olan liderlik değildir. Bunlara itaatten maksat, Allah’a karşı isyan ve günah durumu olmayan hallerde uymaktır. Çünkü Allahʹa isyanı gerektiren hallerde insanlara itaat edilmez. » (Fethülkadîr/Şevkanî)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle Allah’a ve Peygambere mutlak surette itaatin mü’minlere farz; baştaki liderlere de Allahʹa karşı günah ve isyanı gerektirmiyen hususlarda itaatin vâcib olduğu belirtildi. Aşağıdaki âyetlerle, İslâmiyeti ruhuyla mânasıyla kalbine yerleştiremeyip dıştan Müslüman, içten inkârcı olanlarla kalbinde nifak ve fitne hastalığı bulunanların Allah ve Peygamberin vereceği hükme razı olmayacaklarına değinilerek bunun sebeplerine işâret ediliyor ve dolayısıyla İslâmiyeti bütünüyle incelemenin gerektiğine dikkatler çekiliyor.