Ahzab Suresi 56-58. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا اِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِينًا وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبِينًا

57.

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.

Diyanet İşleri

57.

Şüphesiz Allah ve Resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.

58.

Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

56- Muhakkak Allah ve melekleri Peygamberʹe salât ederler. Ey imân edenler! Siz de O’na çokça salât-ü selâm getirin.

57- Onlar ki Allahʹa ve Peygamberine eziyet ederler, Allah Dünyaʹ­da da, Âhiretʹte de onlara lânet etmiş ve onlar için aşağılayıcı, horlayıcı bir azâp hazırlamıştır.

58- Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, işlemedikleri bir suç ve günah sebebiyle eziyet edenler ise, cidden iftira ve açık bir günah yük­lenmişlerdir.

İLGİLİ HADİSLER

«Kim bana bir defa salât getirirse Allah onu on rahmet ile anar. » (Ahmed: 3/102, 261-2/172, 187- Ebû Dâvud/vitir: 26- Dâremî/rikak: 58)

«Kıyâmet gününde bana en yakın olan kimse, bana en çok salâvat ge­tiren olacaktır. » (Tirmizî: İbn Mes’ud (R. A. )den)

Abdurrahman b. Ebî Leylâ anlatıyor: «Ashab-ı Kirâm’dan Kâb b. Ucre (R. A. ) ile karşılaştım. Bana dedi ki: Sana bir hediye vereyim mi? Resûlül­lâh (A. S. ) Efendimiz yanımıza geldiğinde kendisine şöyle dedik: Ya Resûlellah! Sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz, ancak nasıl salâvat getire­ceğiz, onu bilmiyoruz. Bunun üzerine “Salli ve barik duaları”nı okumamızı tavsiye etti:

Abdurrahman b. Avf (R. A. ) anlatıyor:

- Peygamber (A. S. ) kıbleye yönelip secde etti; bunu o kadar uzattı ki vefat ettiğini sandım. Yanına yaklaştığımda başını secdeden kaldırdı ve «yanımda duran kimdir? » diye sordu. «Abdurrahman b. Avf» diye cevap verdim. «Neyin var senin? » diye sordu. Ben de «Ya Resûlellah! Öyle bir secde ettiniz ki Cenâb-ı Hakkʹın senin ruhunu aldığını sandım» dedim. Bu­nun üzerine şöyle buyurdu: «Şüphesiz Cebrâîl bana gelip şu müjdeyi ver­di: Allah (c. c. ) buyuruyor ki: Kim sana bir salâvat getirirse, onu rahmetle anarım. Kim de sana selâm verirse, onu da selâmetle anarım. Bunun üze­rine şükür olsun diye Allahʹa secde ettim. » (Müslim/salât: 197, tevbe: 53- Tirmizî/siyer: 24, salât: 1- Ahmed: 1/105, 147, 191)

PEYGAMBER (A. S. ) EFENDİMİZE SALÂT-Ü SELÂM

«Muhak­kak ki Allah ve melekleri Peygamberʹe salât ederler. Ey iman edenler, siz de Oʹna çokça salât-ü selâm getirin. »

Salât, kök mana olarak, eğri bir ağacı ateşe tutup doğrultmak anla­mına gelir. Aynı zamanda duâ ve namaza da çok yaygın şekilde delâlet etmektedir. Gerek duâ, gerekse namaz insanı hakkın yoluna doğrulttuğu, içindeki eğriliği düzelttiği, hayatını düzene soktuğu için kök mânaya ya­kınlık arzetmektedir.

Salât, Allah’tan ise, rahmet ve ridvandır. Meleklerden ise duâ ve ba­ğışlanma dileğiyle müʹminlerden yana İlâhî rahmet ve gufranın tecellisini istemektir. Mü’minlerden ise, edep makamında duâ ve ta’zîmdir.

Selâm, sözlükte, ayıp ve kusurdan arınmak demektir. Ayrıca bir şeye saygı, edep ve taʹzimle dokunmak anlamına da gelir. Terim olarak, Al­lahʹtan dünya ve âhiret selâmeti ve güvenliğidir.

ALLAH’A VE PEYGAMBERİNE EZİYET EDENLER

«Onlar ki Allahʹa ve peygamberine eziyet ederler, Allah dünyada da, âhirette de onlara lâ­net etmiş... »

Bu âyetin taşıdığı mana hayli geniş ve kapsamlı olmakla beraber şu kutsî hadîs konuyu özetleyip açıklamaktadır:

«Âdemoğlu asra (zamana) sövüp bana eziyet eder. Oysa asrı (zama­nı) düzenleyip koyan benim; onun gece ve gündüzünü döndürüp durmak­tayım. » (Buharî/tefsîr: 45, tevhîd: 35, edeb: 101- Müslim/elfaz: 1, 2, 5, 6 - Ebû Dâvud/edeb: 169- Ahmed: 2/238, 272, 395)

O halde kâinat plânını inkâr eden; eşyanın bağlı bulunduğu kanun­ları görmeyen; varlık âleminde mutlak hükümrân olan İlâhî kudreti idrâk etmiyen kimseler, gerçek anlamda Allah’a eziyet etmiş oluyorlar. Oʹnun indirdiği kitabı, gönderdiği peygamberi red ve inkâr edenler de öyle..

Allah’a eziyet, zahirî manasıyla değildir; O’nun gazabını çekmek, azâ­bının inmesini istemek demektir. Oysa Cenâb-ı Hak kullarına hep rahmet ve inâyet kapısını açık tutmakta; gazap etmek istememektedir. O’nun ga­zabına sebep olan bir söz veya davranış mecazi manayla Oʹna eziyettir.

Hz. Peygamber’e (A. S. ) eziyete gelince, Oʹnun çağrısına kulak ver­meyen, sünnetiyle yaşamayan, getirdiği kitapla amel etmeyen ve üstelik başkasının inanıp amel etmesine engel olan, sonra da nefis ve iblîsin pe­şine takılıp din ile alay eden kimseler, gerçekte Allahʹa isyânla kalmayıp Hz. Peygamber’e (A. S. ) eziyet etmektedirler. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir; insanların doğru yolu bulup seçmesi onu sevindirir, yanlış yolda yürümeleri O’nu üzer.

Mü’min erkeklere ve müʹmin kadınlara, işlemedikleri bir suçu ve gü­nahı yüklemeye çalışmak, hem onların hakkına tecavüzdür, hem de eziyet­te bulunmak suretiyle toplumun birlik ve beraberliğini bozmaktır. Şüphesiz bu gibi haksız suçlamalar ve tecavüzler Allah yanında büyük bir vebal ve günah sayılır. Sahibi tevbe ve istiğfar edip suçladığı kimseye kendini af­fettirmedikçe, yüklendiği vebalden kurtulması söz konusu değildir.

HZ. MUHAMMEDʹİN (A. S. ) BİRDEN FAZLA KADINLA EVLENMESİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe -az yukarıda da değindiğimiz gibi- ezi­yete gelince: Gerek inkârcı putperestler, gerek kitap ehli sayılan Yahudi ve Hıristiyanlar, gerekse İslâmʹın bünyesine sızan ikiyüzlü dönek müna­fıklar durmadan İslâm’a, Kur’ânʹa ve Peygamber’e dil uzatıp eziyet etmek­teydiler. Hâlâ da aynı tiynette olanlar eziyetlerine devam etmektedirler.

Politik, psikolojik, sosyal ve ekonomik sebeplerden dolayı birden faz­la kadınla evlenen Hz. Muhammed’in (A. S. ) bu hususta güttüğü amaç ve hikmeti bilmeyen veya öğrenmek istemiyen garazkârlarla zayıf imânlılar, durmadan Oʹnu bu konuda eleştirip tenkîd etmekte ve tenkîd etmek için vesîle aramaktalar. Münafıklar ve maddeyi temel kabul eden sapıklar bu yüzden O’nu şehvetperestlikle suçlamakta ve birtakım zayıf ve uydurma rivâyetleri toplayıp malzeme olarak kullanmaktalar. Oysa Hz. Âişe ve Hz. Zeyneb dışında kalan zevceleri bir iki kocadan dul kalıp yaşını başını al­mış hanımlardı. Arap Yarımadası’nda geniş yankı uyandıran, aynı zaman­da sağlam temele dayalı büyük bir inkılap yapıp İslâm Devletiʹnin bir daha yıkılmamasıya temelini atan ve yarımadada huzur ve güveni kuran Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimize karşı düşman kabileler bile ister istemez hayranlık duyuyorlardı. Çoğu O’nunla yakınlık kurmaya can atıyor; imân eden kabileler ise her an Oʹnunla yakın ilişki içinde bulunmayı ve arala­rında sihriyet bağı kurmayı arzu ediyorlardı. Mekke ve Medine dönemle­rinde kocalarını kaybeden cefâkâr hanımlar, ellerinden geldikçe İslâmiyete hizmete koşmuş, bu uğurda öz yurtlarını, yakınlarını terkedecek kadar üs­tün fedakârlık örneğini sergilemişlerdi. Onları yalnız başlarına kaderleriyle başbaşa bırakmaya Resûlüllah’ın (A. S. ) gönlü hiçbir zaman razı değildi. Taltife, övgüye ve mükâfatlandırılmaya çok daha lâyık olan bu hanımlara başlarını sokacak bir yuva bulmak elbette ki başta Resûlüllâh (A. S. ) olmak üzere aklı eren her mü’minin göreviydi. O bakımdan Melek Cebrâil’in işâreti üzerine kimsesiz kalan dul kadınlarla evlenmeyi tercîh eden Hz. Mu­hammed (A. S. ) arkadaşlarını da bu hususta teşvîk ve tahrik etmiş oldu.

Hiç şüphesiz Resûlüllâh (A. S. ) sözü edilen cefakâr dul kadınlarla ev­lenmeyi plânlarken yukarıda belirttiğimiz sebeple birlikte şunları da tasar­lıyordu:

a) İslâmiyete hizmet edip kocasını Allah yolunda şehîd veren asil ka­dınları «mü’minlere anne» kılmak suretiyle taltîf ve teselli etmek,

b) Bağlı bulunduğu kabileyi İslâm’a yaklaştırmak, arada sihriyet bağı kurarak bu yaklaşmayı çabuklaştırmak,

c) Çok dağınık ve düşman kabileler arasında bu sebeple uzlaştırıcı bir bağ oluşturmak,

d) Ardarda devam eden savaşlarda erkeklerin süratle azalmasıyla ka­dınların çoğalması gibi bir dengesizliği kısa zamanda gidermek,

e) Kendini İslâmiyete vakfetmiş bir hanımla evlenmenin İlâhî rızaya çok daha uygun olduğunu misâl olmak suretiyle anlatmak,

f) İslâmiyeti koruyup yaşatabilmenin yollarından biri olarak, kısa za­manda nüfusun artması konusunda âcil tedbirler almak bu cümledendir.

O günkü sosyal hayatı, ekonomik sıkıntıyı, kadınla erkek arasında sa­yısal dengesizliği; Arapların sıhriyete çok önem verdiklerini bilmeyen, ya da araştırma zahmetine katlanmayan yarım aydınlar, Hz. Muhammedʹi (A. S. ) çok evlilikten dolayı küçük düşürmeye yeltenmektedirler. Bu, Kurʹânʹın ta­biriyle Allahʹa ve Peygamberine eziyettir ve gerçeği görmemek veya inkâr etmektir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe salât-ü selâm ver­menin önemi üzerinde duruldu. Sonra da Allahʹa, Peygamberine ve mü’minlere eziyet edenler konu edilerek müʹminler aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, müʹmin kadınlara saygınlık, iffet ve vakar kazan­dıran örtünme konu ediliyor. Mü’minler aleyhine olmadık yalan ve iftirada bulunanlar tehdît ediliyor ve İslâmʹa karşı fitne ve fesatla çıkanların öldü­rülmeleri emredilerek artık İslâmʹın vurucu bir güce sâhip olduğu ilân edi­liyor.