Yasin Suresi 45-54. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ قَالُوا يَاوَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

51.

Onlara, "Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin" denildiğinde yüz çevirirler.

Diyanet İşleri

46.

Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

47.

Onlara, "Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın" denildiği zaman, inkar edenler iman edenlere, "Allah'ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.

48.

"Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar.

49.

Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

50.

Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

51.

Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.

52.

Şöyle derler: "Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler."

53.

Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.

54.

O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

45- Kendilerine, «önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve âhi­rette azâbı ve rüsvaylığı gerektiren fenâlıklardan) korkup sakının ki, mer­hamet olunasınız» denildiği zaman (aldırış bile etmezler).

46- Kendilerine ne kadar Rablarının âyetlerinden bir âyet geldiyse, mutlaka ondan yüzçevirdiler.

47- Yine kendilerine, «Allahʹın size rızık olarak verdiklerinden (Allah için) harcayın» denildiği zaman, o küfredenler, imân edenlere, «Allahʹın di­lediği takdirde yedireceği kimseyi biz mi yedirelim?! Şüphesiz ki siz açık bir sapıklık içinde bulunuyorsunuz» derler.

48- Ve derler ki: «Eğer doğrulardan iseniz, bu vaʹd ne zaman? »

49- Onlar çekişip tartışırken ansızın kendilerini yakalayıverecek bir haykırışı beklerler.

50- Artık (bu durumda) ne bir tavsiyede bulunmaya güç getirebilir­ler, ne de ailelerine dönebilirler.

51- Sûrʹa üfürülünce bir de bakarsın kabirlerinden çıkıp Rablarına doğru akın akın koşarlar.

52- «Eyvah bize! Kim bizi uyuduğumuz yerden kaldırdı? » derler. (On­lara): «Bu, Rahmân (olan Allah)ın vaʹdettiği ve peygamberlerin doğru söy­lediği (gündür) denilir. »

53- Sadece bir haykırış. Bir de bakarsın hepsi huzurumuzda hazır bekliyorlar.

54- Bugün hiç kimseye zulmedilmez ve ancak yapageldiğiniz şeyle­rin karşılığını görürsünüz.

İNİŞ SEBEBİ

Putperest Araplar ekin ekince, ondan bir kısmını putları, bir kısmını da Allah için adarlardı. Ashab-ı Kirâmʹdan çok fakir olanlar, onlara: «Şu Allah için adadığınızı bize verin» diye istekte bulununca, onlara: «Hayır, eski dininize dönerseniz ancak yardım edebiliriz. Siz Allahʹın çokça rızık veren olduğunu iddia ediyorsunuz. O halde O dileseydi size bol rızık ve­rirdi» diyerek ashab ile alay ederlerdi. Bu sebeple yukarıdaki 46, 47. âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 15/36)

Diğer bir rivâyete göre: Zengin putperestlere, «şu Allah için adadığı­nızdan fakir müslümanlara verseniz olmaz mı? » denilince; «Allah dileseydi onları yedirirdi. Ama o dilemedi ki biz dileyelim» diye cevap verirlerdi. İl­gili âyetler o sebeple inmiştir. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/574)

İLGİLİ HADÎSLER

«And olsun ki, iki adam alım-satım için aralarında açtıkları elbiseyi he­nüz alıp satmadan ve katlayıp kaldırmadan kıyâmet kopar ve elbette de­vesinden süt ağızı sağıp ayrılmışken onu içmeğe fırsat bulamadan kıyâ­met kopar. And olsun ki, havuzunu sıvayıp davarlarına su içirme fırsatı bul­madan kıyâmet kopar ve and olsun ki, lokmasını ağzına doğru kaldırır da onu yemeğe fırsat bulmadan kıyâmet kopar. » (Buharî/rikak: 40, fiten: 25- Müslim/fiten: 116, 140, zühd: 74- Ahmed: 2/160 - 3/421)

«İki nefha arası kırk.. dır. Sonra Allah gökten bir su indirir de bakla­nın yeşerdiği gibi, insanlar yeşerip oluşurlar. İnsanın her yanı çürür, an­cak kuyruk sokumundaki küçücük bilyamsı kemik çürümez; insan ondan yaratılmıştır ve kıyâmet gününde yine ondan oluşup meydana gelecek­tir. » (Buharî/Tefsîr: 3/39, 1/78, Müslim/Fiten, 141)

İNKÂRDA ISRAR EDENLERİN UYARILMASI

«Kendilerine «önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve âhirette azâbı ve rüsvaylığı gerekti­ren fenalıklardan) korkup sakının ki merhamet olunasınız» denildiği zaman (aldırış bile etmezler). »

Hz. Muhammed’in (A. S. ) risâleti teʹkiden tasdîk edilip bunu isbatlayan belgeler açıklandıktan sonra, akıl ile vicdanı, idrâk ile insafı biraraya getir­meleri için sapık putperestler, inkârcı azgınlar uyarılıyor. Şöyle ki:

1- Önünüzde sizi beklemekte olan kıyâmetten ve oradaki hesap ver­mekten; arkanızdaki vebal, günah, inkâr ve zulümden; geriye kalan dün­yalıktan korkun. Her canlı ister istemez kendisini beklemekte olan âhirete adım adım, nefes nefes yaklaşmakta ve güvenip gurura kapıldığı dünya­lıktan uzaklaşmaktadır. Şüphesiz bu, Allahʹın değişmeyen bir kanunudur ki hükmünü kusursuz yürütmekte ve hiçbir engel tanımamaktadır.

2- Gerçek bu olunca, ne yazık ki Allahʹın varlığına, birliğine; Kur’ânʹın Allah sözü olduğuna; Hz. Muhammedʹin (A. S. ) son peygamber olarak gönderildiğine açıkça delâlet eden ne kadar âyet, belge ve delil getirildiy­se, inkârcı gafillerin, sapık putperestlerin çoğu ondan yüz çevirdiler; akıl­larıyla, vicdanlarıyla değil, hisleriyle, nefisleriyle hareket ettiler.

3- İnsanlık sevgisini, muhtaçlara yardımı, putlara inanıp tapınma uğ­runa reddettiler. Böylece Allahʹtan başkasını ilâh edinip tapmak insan­ların kalplerini öldürdü, ruhlarını hastalandırdı, vicdanlarını kararttı. Bâtıl adına her iyilik, fazîlet ve doğruluğa karşı çıktılar.

İlgili âyetle, bâtıl ilâhlara inanmanın ve tapınmanın insanı nasıl sap­tırıp dejenere ettiği çok duyarlı bir anlatımla işlenmekte ve İlâhî fırçayla bunun portresi çizilmektedir.

VAʹDEDİLEN KIYAMET NE ZAMAN?

«Ve derler ki: «Eğer doğrulardan ise­niz bu vaʹd ne zaman? »

Şüphesiz ki gerek Kur’ân, gerekse Hz. Peygamber (A. S. ), yüce yara­tanın varlığına, birliğine delâlet eden belge ve delilleri getirdikten, insan aklına ışık tuttuktan sonra, hâlâ bâtılı savunanları kıyâmet olayı ve âhiret­teki hesap ve azâp ile uyarıp tehdît etme metodunu uygulamışlardır. Ko­nuyu akılları ve vicdanlarıyla değil, saplandıkları ön yargıyla reddedenler, sadece bununla yetinmeyip sık sık: «Hani o tehdit edip durduğunuz kıyâ­met olayı ne zaman? » diyerek alay ederler ve bu açıdan da kendilerini kur­tulması zor bir çıkmaza sokarlar.

Bilindiği gibi, mevcut düzeni kuran O Yüce Kudret, her şeye bir baş­langıç ve bir de sonuç belirlediği gibi, kıyâmet olayı için de bir çizgi, bir sonuç belirlemiştir. Çünkü mevcut düzen insana hem Yüce Yaratanʹı, hem hayatın anlamını, hem yaşamanın nasıl bir nîmet olduğunu öğretmektedir. O halde dünya âhiret hayatına hazırlık dönemidir. Ancak oradaki hayat şartları çok daha değişiktir. Dünyadaki bedenimizle orada yaşamak müm­kün değildir. O bakımdan insanın ölmesi gerekiyor. Âhiretteki hayat şart­larına göre yeni bir bedenin oluşmasının şart olduğu kendiliğinden anla­şılmış oluyor. Ölüm bunun ilk kapısı; Berzah, bekleme dönemi; âhiret sah­neye çıkma zamanıdır.

Ne var ki, hayat durmasın, İlmî araştırmalar hızını kaybetmesin, atâ­let ve aşırı inkâr yaygınlaşmasın diye kıyâmet olayının ne zaman meyda­na geleceği gizli tutulmuştur. O kadar ki Melek Cebrâilʹin «Kıyâmet ne za­man kopacaktır? » sorusuna, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona: «Ondan so­rulan, sorandan daha bilgili değildir» buyurarak kıyâmetin ne zaman kopa­cağını bilmediğini belirtmiştir.

Ancak kıyâmet olayından önce birtakım alâmetlerin ortaya çıkacağı­nı haber vermiş ve ümmetinin her zaman için hazırlıklı olmasını istemiştir.

KIYAMET OLAYI MÜTHİŞ BİR SAYHA İLE GERÇEKLEŞECEK

«Onlar çekişip tartışırken ansızın kendilerini yakalayıverecek bir haykırış beklerler. »

Cenâb-ı Hak bu müthiş haykırışı «sayha-i vahide» diye açıklamakta­dır. Sayha: Sesi fazlaca yükseltmek anlamına geldiği gibi, sağlam bir ku­maşın yırtılmasından, büyükçe bir ağacın boylu boyunca yarılmasından çı­kan sese ve gürültüye de denilir.

Melek İsrâfil’in Sûr’a birinci defa üflemesiyle mevcut düzen kısa bir zaman parçası içinde bozulup alt-üst olur ve bu sırada çok korkunç bir ses duyulur.

Kıyâmet olayının ne kadar âni meydana geleceğini Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yukarıda meâlini verdiğimiz hadîslerinden anlıyoruz. Öyle ki ne bir kimse bir tavsiyede ve vasiyette bulunabilir; ne de evinin dışında olan evdeki çocuklarına dönebilir. Her canlı bulunduğu yerde ölür.

O halde İsrâfil’in, mahiyet ve keyfiyetini bilmediğimiz Sûr’a üflemesi, mevcut sistemi bozar ve sonra yeni bir sistem ve düzen meydana gelir.

İKİNCİ NEFHA

«Sûr’a üfürülünce bir de ba­karsın kabirlerinden çıkıp Rablarına doğru akın akın koşarlar. »

Aradan kırk yıl, ya da kırk gün veya kırk saat geçtikten sonra İsrâfil ikinci defa Sûr’a üfürür. Yağan hayat suyuyla vücut bulan insanlara ruh­ları gelip girer ve topraktan kalkış başlar. Herkes Rabbinin buyruğuna bo­yun eğerek akın akın mahşer alanına koşar.

Hadîslerden de anladığımıza göre, ikinci nefha daha çok ruhlara, ken­dilerine ait olan bedenlere girmelerini bildiren bir emir anlamınadır. Tabii oluşan bedenler bütünüyle âhiret âleminin hayat şartlarına göre düzen­lenmiştir.

İnkârcı sapıklar o gün büyük bir şaşkınlık içinde: «Eyvah bize! Kim bizi uyuduğumuz yerden kaldırdı!? » derler. » Çünkü ikinci hayata kesinlikle inanmıyorlar ve inananlarla alay ediyorlardı. Melekler onların bu şaşkınca sorusuna şu cevabı verirler: «Bu, Rahman (olan Allahʹın) vaʹdettiği ve pey­gamberlerin doğru söylediği gündür. »

ÜÇÜNCÜ NEFHA VE TOPLANMA

«Sadece bir haykırış. Bir de bakarsın hepsi huzurumuzda hazır bekliyorlar. »

Cenâb-ı Hakk’ın belirlediği alanda hesaba çekilmek üzere üçüncü nef­ha, (sesleniş) insanları o huzurda hazır duruma getirir. İkinci nefha ile bu sesleniş arasında ne kadar süre geçeceği açıklanmamıştır. Ancak birinci nefha ile ikinci nefha arası, Resûlüllah’ın ifadesiyle «kırk... » yani ya kırk yıl, ya kırk gün, ya da kırk saat olduğuna bakılırsa, ikinci nefha ile üçüncü nefha arasında fazla bir sürenin olmayacağı kolaylıkla anlaşılır.

Görüldüğü gibi, Cenâb-ı Hakkʹın her işi plânlı, proğramlı ve düzenli­dir. Kıyâmet olayı, canlıların ölmesi, kabirlerinden dirilip kaldırılma ve mah­şer alanına sevkedilmesi safhası hep bir plân dahilinde yürütülecek ve dü­zenli bir hesaba çekilme gerçekleşecektir.

ÂHİRET GÜNÜNDE DE HİÇ KİMSEYE HAKSIZLIK EDİLMİYECEKTİR

«Bugün hiç kim­seye zulmedilmez ve ancak yapageldiğiniz şeylerin karşılığını görürsünüz. »

Cenâb-ı Hak zulmü hem kendine, hem de insanlar arasında haram kıl­mıştır. Her işi adâletledir, her hükmü hakkaniyetledir. O, insanı maddeyle ruhun birleşmesiyle oluşturup var kılmış ve onu yararlanabileceği bir dün­yaya getirip bir süre yaşaması için gereken imkânları hazırlamıştır. Hayatın anlam ve hikmetini, dünyanın âhirete geçiş ve hazırlık dö­nemi bulunduğunu öğreterek onu hür irâdesiyle başbaşa bırakmıştır. Ay­nı zamanda aklına ışık tutan, kendisine hakkı tanıtan, doğru yolu gösteren kitap ve peygamber de göndererek ona yeterince yardımcı olmuştur.

Böylece insan inancı doğrultusunda, akaitçilerin de dediği gibi, «cüz’-i irâdesi»yle kendi kaderini çizer. Bu manayla kıyâmet gününde herkes iş­lediği iyilik ve kötülüğün karşılığını görecek ve öylece hiç kimseye haksız­lık edilmiyecektir. Elli dördüncü âyetle bu inceliğe işâret edilerek ölmeden önce, o güne sâlih amellerle gitmenin yolunu seçmemiz istenmekte ve İlâ­hî rahmetin insanlardan yana olduğuna işârette bulunulmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı müşriklerin İlâhî âyetlerden yüz çevir­dikleri konu edildi. Mekkeli putperestlerin Allah ve Âhiret konusunda cid­di bir bilgilerinin olmadığına değinilerek müʹminler aydınlatıldı. Sonra da inkârcıların duygu ve düşüncelerini yönlendirmek için kıyâmetten birkaç önemli safha üzerinde duruldu ve herkesin kendi kaderini yine kendi irâ­desiyle çizdiğine işârette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, iman doğrultusunda sâlih amellerde bulunarak hayatını amacına uygun değerlendiren mü’minlere Cennetʹte hazırlanan ferahlatıcı nîmetlere dikkatler çekilmekte ve böylece mü’minlerin imân ve irfanını artırmaya, inkârcıları özendirmeye yönelik bir anlatım tarzı kulla­nılmaktadır. Arkasından suçlu günahkârların âhirette uğrayacakları azap­tan birkaç safha haber verilerek yönlendirici bir metot uygulanmaktadır.

Hz. Muhammed’in (A. S. ) şâir olmadığı, ancak Allah sözünü aldığı gibi teblîğ ile görevli peygamber olduğu belirtilerek bu konudaki şüpheler red­dedilmektedir.