Maide Suresi 5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي اَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْاِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

5.

Bu gün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

5- Bugün size temiz yararlı şeyler helâl kılındı; kendilerine kitap ve­rilen (Yahudi ve Hıristiyan)lerin yiyeceği size helâldır; sizin de yiyeceğiniz onlara helâldır.

İnanan iffetli kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerin if­fetli kadınları, -iffetli olduğunuz, zinâ etmediğiniz, gizli dost tutmadığınız halde- (nikâh akdi yapıp) mehirlerini verdiğinizde (size helâldırlar).

Kim (Hakkʹa) imânı inkâr ederse, gerçekten ameli boşa gider ve o âhi­rette de zarara uğrayanlardandır.

İLGİLİ HADÎS

«Ancak müʹmine arkadaş ol ve senin yemeğini de ancak Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan kimse yesin!. » (Ahmed b. Hanbel: 3/28 - Tirmizî - Ebû Dâvud - İbn Hibbân: Ebû Saîd (R. A. )den)

Meâlindeki hadîsteki emir, istihbap anlamına hamledilmiştir ki, ancak bu takdirde âyetle uyum halinde bir hüküm taşır.

SOSYAL YÖNÜ

«Kendilerine kitap veri­lenlerin yiyeceği size helâldir; sizin de yiyeceğiniz onlara helâldir... »

İslâm, cihan dinidir. Kendisinden önceki hak dinlere hem inanmayı emreder, hem onlarla diyalogun kurulmasını ve sürdürülmesini tavsiye eder. Şiddete baş vurmadan rahmet kapısını her millete açık tutar. İmânı bir idrâk, bir selîm zevk ve irfan işi sayar. Bunun için önce insan idrâkine seslenir; ruhunun gıda alacağı İlâhî beyânı bütün tazeliğiyle sunmaya ça­lışır. Sonra da Hz. Muhammedʹin (A. S. ) yüksek şahsiyetinde bütünleşen güzel ahlâk ve fazîleti kafa ve gönüllere bir hayat iksiri olarak takdim eder.

Özellikle az-çok İlâhî beyana erişen Yahudî ve Hıristiyanları insafa dâvet eder. Onlarla başta kendilerinden kız alma olmak üzere siyasî, ti­carî ve diplomatik ilişkilerin sürdürülmesini ister. Bununla toplumlara ha­yat veren İslâm’ın tertemiz havasının o ülkelere sokulmasını amaçlar. Ge­rekirse Müslüman erkeklerin onlardan olan kadınlarla evlenmelerine ce­vâz verir. Çünkü hedef, son dinin kinle düşmanlıkla, hakları çiğnemekle ortaya çıkmadığını; dinler basamaklarının en üst son basamağını teşkil ettiğini, sadece bir kabile veya millete değil, bütün milletlere gönderildiği­ni ve insanlığın müşterek malı bulunduğunu en mâkul yollarla gönüllere işlemek ve böylece bir idrâk uyanıklığı sağlamaktır.

Yine bu amaç dikkate alınarak, gerektiğinde ilişkileri daha da sıklaş­tırmak, bu yoldan Müslümanların örnek yaşayışlarını, insan haklarına gös­terdikleri sınırsız saygı belirtilerini diğer milletlere bütün açıklığıyla sergi­lemektir.

Kitap ehlinin boğazladıkları hayvanların ve İslâmʹa göre helâl sayı­lan yemeklerinin Müslümanlara helâl olduğu, Müslümanların da gerek boğazladıkları hayvanlardan ve gerekse hazırladıkları gıda maddelerinden Kitap ehlinin yemelerinde dinî bir sakınca bulunmadığı dikkate alınırsa, nasıl bir ilişki kurulması arzulandığı rahatlıkla anlaşılır.

Bütün bu olumlu yöndeki adımlar, İslâmʹın barıştırıcı, birleştirici ve yumuşatıcı bir din olduğunun bir başka delilidir. Yürürlükten kaldırılan diğer iki semavî dinin hiç olmazsa Kurʹân’a saygı göstermesine yönelik bir davet söz konusudur. Tevrat ve İncilʹde değiştirilen veya zaman aşı­mıyla unutulan belgeleri hem tashîh ederek, hem ortaya çıkararak büyük bir hizmette bulunan Kurʹân, bu doğrultudaki mesajıyla da onları insafa çağırmaktadır.

Dinlerin tekâmülü tartışma, sürtüşme ve vuruşma için değil; beşer ruhunu yüceltmek, insan ahlâkını güzelleştirmek, insanlığına yakışanı ya­pıp yerine getirmek; dil, ırk ve renkleri ne olursa olsun bütün insanların Adem Peygamberden üreyip çoğaldığını hatırlatmak içindir. Bunun ger­çekleşmesine bütünüyle yönelip çalışmak, barış içinde yaşama arzusunun en açık belirti ve belgesi değil midir?

İşte beşinci âyetle bütün bu hususlar çok anlamlı biçimde özetlene­rek bir komprime halinde insan aklına ve vicdanına sunulmaktadır.

Allahʹa, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmayı hakiki imânın değişmiyen şartları kabul etmek kadar tabii ne olabilir? Bunun ya tamamını, ya da bir kısmını inkâr etmenin büyük bir haksızlık olduğu ortadadır. Çünkü insan ruhunun muhtaç bulunduğu hava ve gıdayı ondan esirgemek, ruhun varlığını reddetmek kadar gülünçtür. Bunda ısrar etmek, İlâhî cezaya yol açar. Kurʹân bunu haber verip gere­ken uyarısını yapıyor.

FIKHÎ YÖNÜ

«Kendilerine (daha önce) kitap verilen (Yahudi ve Hıristiyan)lerin yi­yeceği size helâldır. » meâlindeki âyet üzerinde ilim adamları farklı görüş ve yorumlarda bulunmuşlardır:

a) Peygamber (A. S. ) Efendimiz henüz risâletle görevlendirilmeden önce, soy itibariyle Yahudî ve Hıristiyan olanlarla onların dinine aynı dev­relerde girenlerin boğazladıkları hayvanlar Müslümanlara helâldır. Hz. Muhammed (A. S. ) peygamber olarak gönderildikten sonra Araplardan bu iki dine girenlerin kestiği hayvan Müslümanlara helâl değildir. Çünkü Hı­ristiyanlığa girenler o dinin hiçbir prensibine uymamış, sadece içki içmek­le onları taklîd etmişlerdir.

Nitekim Hz. Ali (R. A. ): «Arap Hıristiyanlarının kestikleri hayvanlar­dan yemeyin. Çünkü onlar içki içmekten başka hiçbir kurala uymamışlar­dır. » demiştir. (Lübabü’t-Te’vîl - Tefsîr-i İbn Cerîr Taberî) İbn Mes’ud (R. A. ) da ayni görüştedir. Şafiî mezhebine göre de Kur’ân indikten sonra Yahudî ve Hıristiyan dinine girenlerin bo­ğazladığı hayvanlar yenilmez. (İbn Cerîr Taberî)

b) İbn Abbas’a (R. A. ) göre, Kur’ân indikten sonra da sözü edilen dinlerden birine giren Arapların boğazladıkları yenilir.

el-Hasan, Atâ’ bin Ebî Rebah, Şaʹbî, İkrime, Katade, Zührî ve Hammad da ayni görüştedirler. Nitekim Ebu Derdâ (R. A. ) ile İbn Zeydʹden, kilise adına boğazlanan hayvandan sorulduğunda, «ondan yiyebilirsiniz» diye fetvâ vermişler ve Allah onların yemeğini helâl kılmış, bu hususta be­lirtilen anlamda bir istisnâya yer vermemiştir, kaydını ileri sürerek delil göstermişlerdir.

Nitekim Hanefî ve Mâlikî mezheplerinin de görüş ve içtihadı bu doğ­rultudadır.

Hanbelî mezhebinden bu konuda farklı iki rivâyet vardır. Ancak sözü edilen mesele hususunda Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde ümmet için ko­laylık vardır.

c) Dinsiz, putperest, ateşperest ve benzeri Kitap ehli sayılmayan mil­letlerin ve şahısların boğazladığı hayvan kesinlikle Müslümanlara haram­dır. Bunda icmâ’ vardır.

Kitap ehli (Yahudî ve Hıristiyanlar) Besmele çekmeden veya Allah ismini anmadan boğazlarlarsa, yenilmesi helâl olur mu?

Bu mesele hakkında da ilim adamlarının farklı görüş ve içtihadı ol­muştur:

a) İbn Ömer’e (R. A. ) göre, bir Yahudî, ya da Hıristiyan Allahʹın ismi­ni anmadan hayvan boğazlarsa helâl olmaz. Rabia’ da ayni görüştedir.

b) Allah’tan başkasının ismini anıp boğazlarlarsa yine haram olur, ye­nilmez. Hz. Ali, Hz. Âişe, İbn Ömer ve Tabiînden Tavus ve el-Hasan’ın gö­rüş ve içtihadı bu anlamdadır.

c) İlim adamlarının çoğuna göre, öyle de olsa Kitap ehlinin boğazla­dığı helâldir. Nitekim İmam Şaʹbî ve Atâʹdan, «Bir Hıristiyanın Mesîh is­mini anarak boğazladığı hayvan bize helâl olur mu? » diye sorulduğunda, «Helâl olur» diye cevap verdikleri sahih rivâyetlerle sabit olmuştur. «Çün­kü Allah onların boğazladığını helâl kılmıştır. » diye ilâve ettikleri de bilin­mektedir. (Lübabü’t-Te’vîl - Kurtubî - İbn Cerîr Taberî)

d) el-Hasan diyor ki: «Bir Yahudî, ya da Hıristiyanın hayvan boğaz­larken Allah’tan başkasının ismini andığını işitirseniz ondan yemeyin. Ama nasıl boğazladıklarını bilmiyorsanız, yemenizde dinî bir sakınca yoktur. Çünkü Allah onların boğazladıklarını helâl kılmıştır. »

e) İmam Mâlik’e göre, Kitap ehli, Allahʹdan başkasının adını anarak boğazlarsa yine de haram olmaz, sadece mekrûh sayılır. (Tefsîr-i Kurtubî: 6/46)

Bu meselede İmâm Mâlik, Şa’bî ve Atâʹın görüş ve içtihadında kolay­lık vardır.

Âyette geçen «taam» tabirinden boğazlanan hayvanlar kasdedildiğini söyleyenler olmakla beraber, bunun İslâmʹa göre helâl sayılan bütün yiyecekleri içine aldığını söyleyenler de var. Ne var ki her iki yoru­ma göre de boğazlanan hayvan söz konusudur. (Tefsîr-i Taberî: İlgili âyetin tefsiri)

MUHSANAT

«İnanan iffetli kadınlarla.. »

«İnanan iffetli kadınlar» diye meâlini yazdığımız muhsanat tabirinden bir de «hür olan iffetli kadınlar» mânasını çıkaranlar olmuştur. O halde bu mesele hakkında da farklı yorumlar vardır:

a) Tabiînden Mücahid’e göre, iffetli hür kadınlar, kasdedilmiştir. O halde inanmış iffetli cariyelerle evlenmek ancak şu iki şartla câizdir: Ev­lenmek isteyen erkek gayr-i ahlâkî bir yola düşmekten endişe duydu­ğunda veya hür iffetli kadınla evlenmek için malî imkânı bulunmadığında...

b) İbn Abbas’a (R. A. ) göre: Muhsanat’tan maksad, hür olsun câriye olsun iffetli, namuslu kadınlardır. O takdirde fâhişe bir kadınla evlenmek ona göre helâl değildir.

Ancak ilim adamlarının çoğu, zinâ eden bir kadın tevbe edip ahlâkını düzeltirse nikâhlanması câizdir, diye fetvâ vermişlerdir. Sahih olan da bu­dur. Nitekim Tarık bin Şihab diyor ki: Bir adam kız kardeşimle evlenmek istedi. Kız kardeşim ona, «Benimle evlenecek olursan halk seni kınar, son­ra rüsvay olursun, çünkü zamanında ben zinâ yaptım» diyerek uyarıda bulunmuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer’e (R. A. ) başvuruldu. Ömer (R. A. ): «Kadın tevbe edip ahlâkını düzeltmiş mi? » diye soruyor. Onlar da, «Evet, düzeltmiştir. Şimdi iffetli bir hayat yaşıyor» diye cevap verince, Ömer (R. A. ) onlara: «O halde o kadınla evlenmenizde bir sakınca yoktur» bu­yuruyor. (Lübabu’t-Te’vîl/Alaeddin Ali: İlgili âyetin tefsirinde)

c) Hem hür, hem câriyeyle evlenmek câizdir. Ancak bazı mezheplere göre, hür kadın üzerine câriyeyle evlenmek câiz değil, bunun aksi câizdir. Âyette sadece iffetli hür kadınlarla evlenmekten söz edilmesi, onlarla ev­lenmeyi teşvîk ve tercîh anlamına gelir.

KİTAP EHLİNDEN İFFETLİ KADINLAR

«Sizden önce kendileri­ne kitap verilenlerin iffetli kadınları.... »

Bu hususta da farklı ictihad ve yorumlar ortaya konmuştur:

a) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, Kitap ehlinden iffetli hür kadınlar kasdedilmiştir. Âyetin zahirinden bu anlaşılmaktadır. O bakımdan Kitap ehlin­den olan iffetli câriyelerle evlenmek ona göre câiz değildir. Şaʹbî, Nahaî ve Dahhak gibi ilim adamları da ayni görüştedirler.

Nitekim Şafiî mezhebine göre de hüküm böyledir.

b) el-Hasan ve onun paralelinde olanlara göre, âyet hem hür hem câriyeyi kapsamaktadır. O halde Kitap ehlinden iffetli hür ve câriye kadın­larla evlenmekte dinî bir sakınca yoktur.

Nitekim İmam Ebû Hanîfe de aynı içtihada sahiptir. Bize kadar gelen sahih rivâyetlerden öğreniyoruz ki: Hz. Osman (R. A. ), Hıristiyan olan Firafise kızı Nâile ile evlenmiştir. Ashabdan Talha bin Ubeydullah (R. A. ) da bir Yahudî kadınla evlenmiştir.

Ancak İbn Ömerʹe (R. A. ) göre, hür veya câriye Müslüman iffetli ka­dınlar varken onlarla evlenmek mekrûhtur. Hz. Osman ile Hz. Talha’nın içtihadına göre, mekrûh değildir. Şüphesiz ki bu bir ictihad farkıdır, biri diğerini nakzetmez.

Âyette yer alan «Ucûr»dan maksat, sözü edilen kadınlarla, mehirlerini vermek suretiyle evlenmenin helâl olduğunu belirtmektir.

ERKEKLERİN DE İFFETLİ OLMASI

«İffetli olduğunuz, zina etmediğiniz, gizli dost edinmediğiniz halde »

İffetli, fazîletli, güzel ahlâklı olmak şüphesiz ki imânın en uygun mey­vesi, İslâm’ın değişmiyen yoludur. Kur’ân ve Sünnet imânla güzel haslet­leri oluşturmak ve bütünleştirmek için kudsî âlemden birçok esas ve pren­siplerle inmiştir. Diyebiliriz ki, bu dinin bütün esas ve prensiplerinde, dün­ya ve âhiretle ilgili hükümlerinde mutlâka güzel ahlâkın, fazîlet ve hayırhahlığın, iffet ve namusun payı çok büyüktür.

Kadının ne kadar iffetli, namuslu, dürüst ve ahlâklı olması emredil­mişse, aynı ölçü ve anlamda erkeğin de böyle olması kesinlikle emredil­miş ve üzerinde ısrarla durulmuştur. Kurʹânʹda: «Ey imân edenler! », «Ey insanlar! » denilince mutlaka her iki cinse seslenilmiştir.

Mâide 5. âyetin son bölümünde özellikle bu husus üzerinde durulmuş ve inanmış erkeklere gereken uyarı yapılmıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle müʹminlere temiz ve yararlı şeylerin helâl kılın­dığı açıklandı. Kitap ehliyle nasıl ve hangi yollardan ilişki kurulması be­lirtildi. İffetli kadınlarla evlenme teşvîk edilerek bu hususta da Kitap ehliy­le bir yakınlık kurmanın câiz olduğuna dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, müslimle gayr-i müslim arasındaki alâmet-i fa­rikanın namaz olduğuna işâret edilerek, başın bedendeki yeri ve önemi ne ise, namazın da dindeki yeri ve önemi odur, hususu zımnen işleniyor ve bu önemli ibâdetin ancak abdestli bir vaziyette yerine getirilebileceği açıklanıyor. Sonra da bazı hallerde teyemmüm edilmesine ruhsat verildi­ğine temas edilerek Allah’ın müʹminlere olan nîmetleri hatırlatılıyor. Pey­gambere verilen söze sadık kalınıp vefa edilmesinin lüzumu belirtiliyor.