MEÂLİ:
5- Dikkat et ki, onlar Oʹndan gizlenmek için göğüslerini katlayıp (iki) büklüm olurlar. Haberiniz olsun ki, elbiselerine büründüklerinde Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz ki Allah göğüslerde dönüp dolaşanı bilendir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Bu âyet Mekke müşriklerinden Ahnes b. Şerik hakkında inmiştir. Ahnes, dış görünümü itibariyle tatlı dilli, hoş bakışlı idi. Peygamber (A. S. ) Efendimizle karşılaştığı zaman içindeki düşmanlığı gizler ve Peygamberʹi (A. S. ) sever ve saygı duyar gibi bir tavır takınırdı. O nedenle yukarıdaki âyet indi. » (Esbab-ı Nüzul - Kurtubî - Lübabu’t-te’vîl - Mefatihü’l-Gayb)
Abdullah b. Şeddad (R. A. ) da diyor ki: «Bu âyet, Peygamber (A. S. ) Efendimize uğrayan münafıklar hakkında inmiştir. Münafıklar, Peygamberi (A. S. ) görünce iki büklüm olurlar, başlarını yere indirirler; bir kısmı da Peygamber (A. S. ) kendilerini görmesin diye elbiseleriyle yüzlerini örterlerdi. » (Lübabu’t-te’vil - İbn Kesîr - Kurtubî)
Münafıklardan bir grup da: «Biz evimize girip kapılarımızı kapadıktan, perdelerimizi çektikten ve elbiselerimize büründükten sonra göğüslerimizi Muhammedʹe olan kin ve düşmanlığımızla büktüğümüzde kimin bizden haberi olabilir? » diye fısıldaşıyorlardı. İlgili âyet onlar hakkında inmiştir. (Mefatihü’l - Gayb - Lübabu’t-teʹvîl)
MÜNAFIKLARA UYARI
«Dikkat et ki, onlar Oʹndan gizlenmek için göğüslerini katlayıp (iki) büklüm olurlar. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi sıradan bir insan gibi kabul edip arkasından olmadık sözleri söyleyen ve içlerindeki kin ve düşmanlığı kelime kalıbına döküp aşağılığın en kötüsünü tezgâhlıyan münafıkları uyarmak gerekiyordu. Zira onların ikiyüzlü halleri, dönek karakterleri, İslâmʹın gelişmesini engelliyor ve Hz. Peygamber’in (A. S. ) kafa ve kalbinde taşıdığı İlâhî feyiz, rahmet ve inâyetin sırrı ve hikmeti bir bakıma meçhul kalıyordu. Gizli-açık her şeyi bilen Cenâb-ı Hak, ikiyüzlü alçakların iç yüzlerini ortaya koyarak müminleri rahat ve huzura; İslâm’a girmek isteyenleri iyi niyet ve kararlı olmaya kavuşturdu. Hz. Muhammed’e (A. S. ) ve Kur’ânʹa hasım olanları da insafa dâvet ederek, kapalı kapılar arkasında birtakım entrikalar çevirmelerinin kendilerine hem dünyada, hem de âhirette bir yarar ve şeref sağlamayacağına işârette bulundu.
Nitekim bu âyetin inmesi üzerine, Peygambere (A. S. ) olan kin ve nefretlerini çok gizli tutan ve açık vermemeye özen gösteren münafıklar birbirlerinden şüphelenmeye ve kuşkulanmaya başladılar. Böylece aralarındaki güven sarsıldı, birlik ve dirlikleri bozuldu. Diğer birini ise, derinden derine şöyle düşünmeye sevketti: «Muhammed (A. S. ) bizim çok gizli konuşmalarımızı ve içimizden geçirdiklerimizi Allah’tan alıp öğrenmiyorsa, nereden alıyor?! Haydi fısıltılarımızı duyup ona iletenler oluyor diye varsayalım, ya içimizden geçenleri kim duyuyor ve haber veriyor?! »
Böylece münafıklar daha temkinli davranmaya özen göstererek ortalığı karıştırmaktan, fitne ve fesat tohumlarını saçmaktan biraz olsun vazgeçtiler. En azından kafalarında birtakım sorular belirdi, Muhammed (A. S. )ın vahiy aldığı doğru olabilir şeklinde bazı değişmeler ve dönüşler içlerini kemirmeye başladı.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle ikiyüzlü döneklerin, İslâm’a kin ve düşmanlık besleyen münafıkların bazı gizli halleri teşhîr edilerek mü’minlere bilgi, onlara ise uyarı verildi.
Aşağıdaki âyetlerle inkârcılarla ikiyüzlüleri daha geniş ve etraflı düşünmeye sevketmek için Allahʹın yeryüzünü canlılara nasıl hazırlayıp rızıklarını belirlediği anlatılıyor. Her canlının eyleştiği yeri ve besleneceği gıdasını Allahʹın bildiğine ve hiçbir şeyin Oʹndan gizli olmadığına atıflar yapılıyor. Sonra yerin ve göklerin insan için yaratıldığına işâretle dünya hayatının bir hazırlık dönemi bulunduğu açıklanıyor. Sonra da akla ve araştırıcı olan ilim adamlarına temel bilgi verilerek yerin ve göklerin altı dönemde veya devirde yaratıldığı bildiriliyor. Kalbleri küfürle kararıp gerçeği anlayamayanların öldükten sonra dirilmeyi bir türlü havsalalarına sığdıramadıklarına temasla, inkârın, hakikatleri göremiyecek kadar kalp gözünü kör ettiğine işârette bulunuluyor. Sonra da inkârcı sapıkların korktukları şeyden yakalarını kurtaramıyacakları hatırlatılıyor.
Böylece önce insanın duygu ve düşüncesine hitap edilerek ufku biraz genişletiliyor; arkasından aklını ve vicdanını kullanabilmesi için birtakım ana fikirler, ip uçları veriliyor; sonra da gereken uyarı yapılarak kişiler kendi niyet ve amelleriyle başbaşa bırakılıyor.