Nisa Suresi 47-48. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظِيمًا

48.

Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Diyanet İşleri

48.

Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

47- Ey kendilerine kitap verilenler! Beraberinizdeki kitabı tasdik et­tiği halde indirdiğimiz bu Kitap (Kurʹân)a, biz henüz birtakım yüzleri be­lirsiz hale getirip enselerine çevirmeden veya Cumartesi (hürmetini çiğ­neyen) kimseleri lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden önce imân edin. Allahʹın emri mutlaka yerine gelir.

48- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bun­dan başka (günahları) dilediği kimseler için bağışlar. Artık kim Allahʹa ortak koşarsa, şüphesiz o, büyük bir günah ile iftirada bulunmuş olur.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Medine Yahudilerinin bilginlerinden bir­kaç kişiyi çağırarak onlara şöyle dedi: «Herhalde getirdiğim bu kitabın hak olduğunu siz de bilirsiniz? » Onlar, «Biz böyle hak bir kitap bilmiyoruz», diye karşılık verip inkâr ve inatlarında ısrar ettiler. Bunun üzerine yukarı­daki âyetler indi. (Lübabü’t-Te’vîl / Alâeddin Ali - Tefsîr-i İbn Cerîr Taberî)

Nitekim bu âyeti duyduktan sonra ister istemez insafa gelip hakkı kabullenen ünlü yahudi bilgini Abdullah bin Selâm, gelip İslâmʹa girdi. Hazret-i Ömer (R. A. ) devrinde de yine Yahudi bilginlerinden Kâb el-Ahbar gelip Müslüman oldu ve: «Ya Rab! bu âyetin haber verdiği bir âkibete uğ­ramaktan korktum, gelip son dine girdim. Beni kabul buyur.. » diye duâ et­tiği sahîh rivâyetlerden anlaşılmaktadır.

48. âyetin, Peygamber Efendimizin amcası Hz. Hamzaʹyı Uhud sava­şında öldüren ve sonra da pişmanlık duyup Müslüman olmak istiyen Vah­şi hakkında indiğini söyliyenler de vardır.

İLGİLİ HADÎSLER

Câbir bin Abdullah (R. A. ) anlatıyor:

- Bedevîlerden biri, Hz. Peygamberʹe (A. S. ) gelerek sordu: «Ey Al­lahʹın Peygamberi! İnsanı Cennet ve Cehennem’e sokan sebepler ve ge­rekler nelerdir? » Efendimiz (A. S. ) ona şu cevabı verdi: «Kim Allahʹa or­tak koşmadığı halde ölürse Cennetʹe girer. Kim de Allah’a ortak koştuğu halde ölürse Cehennem’e girer. » (Müslim: Câbir bin Abdullah (R. A. )dan)

«Zulüm üç türlüdür: Birincisini Allah bağışlamaz. İkincisini Allah ba­ğışlar. Üçüncüsü ise Allah ondan hiçbir şey terketmez. Allahʹın bağışla­madığı zulüm, Allahʹa ortak koşmaktır. Çünkü Allahʹa ortak koşmak büyük bir zulümdür. Allahʹın bağışladığı zulüm, insanların kendi nefslerine yaptık­ları haksızlıklardır; bu, kullarla Allah arasındaki bir haldir. Allahʹın hiçbir şeyini terketmediği zulüm ise insanların birbirlerine yaptığı zulümdür. (Bun­da kul hakkı vardır. Mutlaka her hak sahibine verilecektir). » (Hâfız Ebûbekir el-Bezzar: Enes bin Malik (R. A. )den)

«Her günahın Allah tarafından bağışlanacağı umulur; ancak kâfir olarak ölen adamın günahı ve bir de bir müʹmini kasden haksız yere öl­dürenin günahı bağışlanmaz. » (Nesâî: Safvan bin İsâ’dan)

İTİKADÎ YÖNÜ

«Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz... »

İslâm, Kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanları hem Tevrat’ı, hem İn­cilʹi tasdîk eden Kur’ân’a imân etmeye dâvet ederken, onları şirkten kur­tarmayı amaçlıyor. Yahudilerin kendileri için millî ilâh olarak Yehova’yı seçtikleri, diğer bir tabirle Allahʹın sadece Yahudilerin millî Tanrısı ol­duğu iddiaları ve İsa (a. s. ) ile son peygamber Hz. Muhammedʹi (A. S. ), aynı zamanda son kitap Kur’ân’ı inkâr etmeleri açıktan küfürdür, bir bakıma Allah’a ortak koşmaktır. Bunun için İslâm ilim adamları: «Küfür tek bir millettir, » demişlerdir. Hıristiyanlara gelince, onlar da üç tanrı inan­cıyla ortaya çıktılar, Allahʹa oğul isnadında bulundular ve böylece son peygamberi, İncilʹin açık biçimde haber vermesine rağmen inkâr ettiler.

Bu tarz inançların hepsi şirk sayılır. Kur’ân, Kitap ehlinin bu çok sa­kat ve yanlış tutumlarını eleştirip dönüş yapmadıkları takdirde kıyâmet gününde de yüzlerinin enselerine döndürülerek, doğru yoldan sapmanın nasıl bir azâp hazırladığını bir tablo halinde gözlerinin önüne seriyor ve Allahʹın, şirki, yani kendisine ortak koşmaklığı kıyamet gününde bağışlamıyacağını, çünkü bunun açık bir küfür olduğunu, diğer günahlarla ölçülemeyeceğini açıklıyor. Ancak dünyada tevbe edip dönüş yapanlar müs­tesna...

Şüphesiz ki burada katıksız bir TEVHÎD’e dâvet var. Aynı kaynaktan süzülüp gelen dinlerin tekâmül ede ede İslâmiyetle son bulup doruğuna ulaştığı, doruktan aşağıda durup inat ve inkâr etmenin mantıkî hiçbir ya­nı bulunmadığı belirtiliyor. Sosyal yapılarda, milletlerin hayatında, beşerî kanunlarda tekâmülü, hiçbir itirazda bulunmadan kabul ettiğimiz halde, dinlerin tekâmül ettiğini neden anlayıp kavrayamıyoruz? Din aşırı taas­sup içinde geriye dönüp bağlanmayı mı emrediyor? O takdirde bütün in­sanların Âdem Peygambere indirilen birkaç sahifeden başka hiçbir se­mavî kitap kabul etmemeleri gerekmez mi? Halbuki Âdem Peygambere indirilen o birkaç sahife sadece o günün ihtiyaçlarına cevap verecek öl­çüde bulunuyordu. Ne gelişmiş bir sosyal yapı, ne gelişmiş âile yuvaları, ne yazılan kitaplar, ne de kurulan tesisler vardı.

Kur’ân bilhassa bu husus üzerinde duruyor ve dinlerle peygamberler zincirinde böyle bir tekâmülü kabul etmiyenleri -Tevhîd İnancını bozduk­ları için- elim bir azâp ile müjdeliyor. Çünkü Kur’ân kendisinden önce in­dirilen bütün kitapları, gönderilen bütün peygamberleri tasdik edip saygı ile anıyor; Tevhîd İnancı bozulmasın diye dinler arasındaki bağların kopa­rılmasına müsaade etmiyor, tez-antitez karşılaşması doğrultusunda haki­kat anlaşılıp kabul edilinceye kadar ölçülü bir diyalogun sürdürülmesini öneriyor.

ALLAHʹIN EMRİ MUTLAKA YERİNE GELECEKTİR

«Bir takım yüzleri belirsiz hale getirip ensele­rine çevirmeden... »

Bu, dünyada Allahʹın açmış olduğu doğru yoldan sapmaları ve sap­tırmalarıyla, kalb gözlerinin kapanıp hakkı göremez olmalarıyla yorum­lanabilir. İlâhî çağrıya olumlu cevap vermiyenlerin sonunun sapıklık ve küfür olduğu muhakkaktır. Allah’ın bu hükmü de mutlaka yerine gelir. Çünkü İlâhî ilim bu konuda mâlûmata tabi’dir ve asla yanılmaz.

Kıyâmette ise, haktan sapıp yanlış yola girdiklerine ve bu yolda inat ve inkârla yürüdüklerine karşılık «cezâ amelin cinsindendir» kaidesince yüzleri silik hale getirilip enselerine döndürülecek, yanlış yolda direnme­nin böylece karşılığı âdil ölçülerle gerçekleşmiş olacaktır.

Çünkü t a m s maddesi veya tabiri, biri hakikî diğeri mecazî olmak üzere iki mâna taşır. Hakikî mâna, yüzlerin silinip belirsiz hale gelmesi, yüz ve ensenin aynı biçime dönmesidir. Mecazî mânası, yüz hatlarının giderilmesiyle fizyonomide değişiklik meydana gelmesi, böylece tanınmaz bir görünüme bürünmesidir. Bu, kıyâmet günü gerçekleşecektir. Diğer bir mânayla, doğru yola girmemek, bu hususta İlâhî dâvete gönül kulağını tıkamaktır ki, bu dünyada meydana gelen manevî bir t a m s ʹtır. Böylece İlâhî emir ve hüküm, kulların tutum ve amellerine, inanç ve irâdelerine göre tecelli eder. Çünkü Allah hiç kimseye zulmetmez.

Mecazî mânalarından biri de, Yahudi ve Hıristiyanların kuvvet ve sal­tanatlarının Arap Yarımadasında sona ereceği ve gerisin geriye çekilip oradan silinmeleridir. Müfessir Fahrüddîn Râzî bu mâna üzerinde de dur­muş ve geniş bilgi vermiştir. Nitekim tarih bunu doğrulamıştır.

LANETLENEN CUMARTESİ YÂRANI

Dâvud Peygamber devrinde Akabeʹde balıkçılıkla geçinen İsrailoğullarının, dinleri gereği cumartesi günleri tatil yapmaları, ibâdetle meşgul olup başka bir iş yapmamaları gerekiyordu. Kıyıya doğru akın eden balıkları görünce bu hürmeti çiğnediler, İlâhî yasağa uymadılar, böylece cumartesi günleri de balık avlamaya devam ettiler. O yüzden İlâhî lânete lâyık görül­düler. Maddeye karşı aşırı meyillerinden maymun tabiatlı olmuşlardı. (Bak: Bakara Sûresi 65. ve A’raf Sûresi 163. âyetlerin tefsiri.)

Bugün hâlâ mevcut Tevrat nüshalarında cumartesiyle ilgili şu belge­lere raslamaktayız: Ve Rab Musaʹya söyleyip dedi: İsrâil Oğullarına söy­le ve onlara de: Mukaddes toplantılar olarak ilân edeceğiniz RABBİN bayramları, benim bayramlarım şunlardır: Altı gün iş işlenecek, fakat ye­dinci günde tam rahat Sebti, mukaddes toplantıdır; hiç bir türlü iş işlemiyeceksiniz; bütün meskenlerinizde RABBE Sebttir (yani cumartesi bay­ramıdır ve o günde Rabbe yapılacak ibâdettir. ) (Tevrat/Levililer: 23/1, 4)

Bu Konuda Önemli Rivâyetler:

Yahudi bilginlerinden Kâb el-Ahbar diyor ki:

Deveme binip Medineʹye geldiğimde bir adamın şu âyeti duyarlı bir edâ ile okuduğunu gördüm: «Ey kendilerine kitap verilenler! Beraberiniz­deki kitabı tasdîk ettiği halde indirdiğimiz bu Kitab (Kurʹân)a, biz henüz bir takım yüzleri belirsiz hale getirip enselerine çevirmeden veya Cumar­tesi (hürmetini çiğneyen) kimseleri lânetlendiğimiz gibi onları lânetlemeden önce imân edin.. »

Bunu dinlediğim zaman bende derin bir tesir meydana getirdi. Vakit kaybetmeden gidip guslettikten sonra İslâma girdim. » (İbn Ebî Hâtim - İbn Asâkir - Tefsîr-i İbn Cerîr Taberî)

İbn Ömer (R. A. ) anlatıyor:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz devrinde büyük günah üzere ölen kim­selerin cehennemlik olduğuna şehadet ederdik. Bu âyet inince, artık böyle bir şehadette bulunmaktan vazgeçtik. » (Tefsîr-i İbn Kesîr)

Hz. Ali (R. A. ) diyor ki:

«Kurʹân’da bana bu âyetten daha çok sevimlisi yoktur. » Yani en çok bu âyeti severim. (Tirmizî: Hadisün hasenün garibün)

İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:

Bir gün Hz. Ömerʹe sordum, dedim ki:

- Ey Müʹminlerin Emîri! adam iyi amellerden hiçbir şey bırakmaz da yapar, ancak Allah’a ortak koşarsa, onun için ne dersin?

Ömer (R. A. ) bana şu cevabı verdi:

- O Cehennemʹdedir.

Ben tekrar sordum, dedim ki:

- Allah’a ortak koşmakla birlikte nasıl hiçbir amelin yarar sağlamıyacağını umuyorsam, öylece Tevhîd’le birlikte hiçbir günahın zarar ver­miyeceğini umuyorum.

Hz. Ömer (R. A. ) bu sorumu cevapsız bıraktı. (İbn Kesir-Lübabu’t te’vil)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle Kitap ehlinin, kendi soylarından bekledikleri bir mesîh ve azizin geleceğine büyük umut bağladıkları, son gelen Peygambe­rin kendi soylarından olmadığı için önce bir şaşkınlık geçirdikleri, sonra da inkâra saptıkları açıklandı. Bunun da doğrudan veya dolaylı şirk oldu­ğu ve Allah’ın kendisine şirk koşulmasını âhirette affetmiyeceği hatırla­tıldı.

Aşağıdaki âyetlerle şirk içinde bocalayıp bununla beraber kendini te­mize çıkarmak isteyenlerin tutumu kınanıyor; Allah’a karşı yalan uydur­malarından dolayı lânetlendikleri haber veriliyor.