MEÂLİ:
43-44- Hakikat, Zakkum ağacı, günah ve vebâl taşıyanın yiyeceğidir.
45-46- Pota misali, kaynar su gibi karınlarında kaynar.
47- Onu yakalayın da Cehennemʹin ortasına sürükleyin.
48- Sonra da başının üstüne kaynar su azâbı dökün.
49- (Azâbı) tad! (İddiana göre) üstündün, güçlüydün, saygıdeğerdin.
50- Elbette bu, hakkında şüphe edip durduğunuz şeydir.
51- 52- Şüphesiz ki, (Allahʹtan) korkup (küfür, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanlar, güvenli makamdadırlar; Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.
53- Zarif yumuşak ipekten, ince ve kalın atlastan giyinirler ve karşılıklı otururlar.
54- Evet bu böyledir. Ve biz onları iri-siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
55- Orada tam bir güven içinde her türlü meyveden isteyebilirler.
56- İlk ölümden sonra artık orada ölümü tadmazlar. (Allah) onları Cehennem azâbından korumuştur.
57- Rabbından geniş lütuf, bol ihsân olarak bu, büyük kurtuluştur.
58- Biz Oʹnu (Kurʹân’ı) iyi düşünüp anlasınlar diye senin dilinle kolaylaştırdık.
59- O halde bekle, onlar da bekliyorlar.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet gününde ölüm, güzel bir koç suretinde getirilerek Cennetʹte Cehennem arasında bekletilir. Sonra kesilir ve «ey cennet ehli, artık ölümlü olmayan ebedilik», «ey cehennem ehli, ölümlü olmayan sonsuzluk» diye seslenilir.. » (Buharî/tefsîr: 19- Müslim/cennet: 4- Tirmizî/tefsîr: 2/19- Dâremî/ rikak: 90- Ahmed: 2/377, 422, 515 - 3/9)
«Cennetliklere şöyle denilir: Sizin için hep sağlıklı bir hayat var; artık hastalanmıyacaksınız; sizin için hep yaşamak var, artık ölmeyeceksiniz. Sizin için devamlı nîmet var, artık ebediyen umutsuzlanmıyacaksınız. »( Müslim/cennet: 22- Tirmizî/tefsîr: 10/39- Dâremî/rikak: 103- Ahmed: 2/319-3/38)
«Kim Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınırsa, Cennetʹe girer de orada nîmetlenir ve bir daha umutsuz olmaz. Orada devamlı yaşar ve artık bir daha ölmez. Elbisesi eskiyip yıpranmaz; gençliği de yok olmaz, hep devam eder. » (Müsned-İ Ahmed: 5/366)
«Uyku, ölümün kardeşidir. O bakımdan cennet ehli uyumaz. »( Taberânî - İbn Murdeveyh)
İNATÇI KÂFİRLERE HAZIRLANAN AZAP
«Hakikat, Zakkum ağacı, günah ve vebâl taşıyanın yiyeceğidir.. »
İlgili âyetle, dünyada iken imânın altı şartını red ve inkâr edip, kendine haksızlık ettiği halde ölen inatçı kâfire âhiret gününde verilecek altı azaptan söz edilmekte ve böylece cezanın amelin cinsinden olduğuna işâret edilmektedir. Şöyle ki:
1- Zakkum ağacının meyvası, onların yiyeceğidir.
Bu ağaçtan Kur’ân’ın üç yerinde söz edilmekte ve yer aldığı cümleye göre, birtakım bilgiler yansıtmaktadır. Son olarak Saffat Sûresi 62. âyetin tefsirinde buna geniş yer vermiş bulunuyoruz.
Zakkum, bilindiği gibi, sonbaharda kapsül şeklinde zehirli meyva veren bir ağaçtır. Cehennem’de buna benzer bir ağacın yetişmesi, bizim bilmediğimiz kanun ve ortamda gerçekleşmektedir. Eğer denizde balık ve benzeri canlılar olmasaydı, biz suyun derinliğinde herhangi bir canlının yaşayabileceğine ihtimal dahi vermezdik. Ama balığın ağzından giren suyun, solungaçların bulunduğu boşluğa geldiğini, ordan da solungaç kapaklarından dışarı çıktığını; suyun içinde erimiş halde bulunan oksijenin damarlara değerek kana geçtiğini görüp tesbit edince, balığın ve diğer canlıların suda nasıl yaşadığını anlıyor ve yüzgeç kesesinde bir miktar havanın bulunması, özel kaslarla bu keseyi büzüp genişletmesiyle suda denge sağladığını kabul ediyoruz. Cehennemʹde yetişen Zakkum ağacının bulunduğu ortam ve şartlarını, özellik ve inceliğini bilmediğimiz için susuyoruz ve Allah buyurduğu için inanıp kabul ediyoruz. (Bilgi için bak: Saffat Sûresi: 62, Vâkı’a Sûresi: 52, âyetlerin tefsiri)
2- Pota misali kaynar su midesinde kaynar.
Bu, oradaki Zakkum ağacının meyvasının sindirim sistemini alt-üst edeceğini; taşıdığı zehirli madde ile müthiş rahatsızlık vereceğini belirtmeye yönelik bir anlatım tarzıdır. Aynı zamanda sözü edilen ağaç hakkında bize kısa bilgi ve ipucu vermeyi amaçlamaktadır.
3- İnkârcı zâlimler, günahkâr fâcirler sürüklenerek Cehennem’e atılırlar.
Bu, kişinin dünyada iken nefsinin, duygusunun ve şehvetinin peşine takılıp İblîsʹi takip etmesine denk bir cezâdır.
4- Cehennem’de başlarının üstüne kaynar su dökülür.
Bu, aklını ve idrâkini doğru yolda haktan yana kullanmamanın en uygun cezâsıdır.
5- Dünyada kendini aziz görüp güçlü kabul eden inkârcı, İlâhî adâlet ve kudretin karşısında ne kadar zayıf ve önemsiz kaldığını görür de başı eğilir ve ona: «Hazırlanan azaptan tat» denilir.
6- Hayatı boyunca inanmadığı, inanmak istemediği âhiret gününü ve oradaki İlâhî adâleti görünce kahrolur ve Hakk’ın sesi karşısında, nasıl büyük fırsatları kaçırdığını anlayarak vicdanen muzdarip bir hal alır da kurtuluş çaresi kalmadığını anlar.
ALLAHʹTAN KORKUP DÜZENLİ YAŞAMAK
«Şüphesiz ki, (Allahʹtan) korkup (küfür, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanlar güvenli makamdadırlar.. »
İnkârcı zâlimlerin amellerine uygun verilecek cezâ türü altı madde halinde açıklandıktan sonra, Allah’a inanıp Oʹndan saygı ile korkan ve kötülüklerden sakınanlar için imânın altı esasına göre mükâfatların, yüksek nimetlerin hazırlandığı haber verilmektedir. Şöyle ki:
1- Güvenilir bir makamda yerlerini alırlar.
Orada itişme, tartışma, haklara tecavüz, bencillik, ihtiras ve ihânetin yeri yoktur. Herkese fazlasıyla tatmin olacak kadar verilecektir. Aynı zamanda insanın içindeki kötü duygular o âlemde tamamen silinecek, iyi düşünce ve niyetten başka bir şey kalmıyacaktır.
2- Zarif yumuşak ipekten, ince ve kalın atlastan elbiseler ve karşılıklı tatlı sohbetler birbirini izleyecektir.
Cennet’teki ipek ve atlas kumaşlar, dünyadakinden çok farklıdır ve kıyas kabul etmiyecek zerafettedir. Ancak Cenâb-ı Hak bizim anlamamızı kolaylaştırmak için, dünya ipeğini ve atlasını misâl vermektedir.
3- İri siyah gözlü hûrîlerle evlenilir.
Hûr kavramı, az beyaz içinde karası çok olan iri gözlü erkek ve kadınlara delâlet eden bir çoğul sıfattır. Tekili erkek için «ahver», dişi için «havrâ» gelir. Kurʹân’da geçen «hûr» çoğunluğunun, müfessirler, hadîsleri de delil göstererek sadece dişiler hakkında kullanıldığını belirtmişlerdir.
Cennet’te erkeğe verilecek kuvvet ve iktidar, birçok eşlerle birleşmeye yetecek ve her birini tatmin edecek düzeyde olacağından, «neden cennetlik kadınlar için de hûrî yaratılmamıştır? » diye bir soruya gerek kalmamakta ve her şeyi dengeli, düzenli ve ölçülü yaratan Cenâb-ı Hak, sözü edilen konuyu da mükemmel bir denge ve düzende yaratıp hazırlanmıştır.
4- Orada melekler hizmete hazır beklerler. İstenilen her meyva ve yiyeceği anında takdim gücüne sahiptirler. Cennet meyvaları ve yiyecekleri posasızdır. O bakımdan tarifi mümkün olmayacak letafet ve özelliktedir. Bunun için rahatsızlık vermeleri hiçbir surette söz konusu değildir.
5- Cennet’te ölüm yoktur, yani o hayat tamamıyla ölümsüzlük kavramıyla içiçedir. Müʹminler bir defa ölürler, o da dünyada..
6- Cennete girenler, Cehennem azabından ebediyyen korunmuş olurlar. Öyle ki bir daha Cennetʹten çıkmazlar ve bir daha hesaba tabi tutulmazlar. Şüphesiz bu yüksek mükâfat, Allah’a dosdoğru imân edenlere lâyıktır ve zaten onlar için var kılınmıştır.
KUR’ÂNʹIN ANLAŞILMASI KOLAYLAŞTIRILMIŞTIR
«Biz Onu (Kurʹânʹı) iyi düşünüp anlasınlar diye senin dilinle kolaylaştırdık. »
Âhiret’ten ve fizik ötesinden haber veren; Cenâb-ı Hakk’ın kemal sıfatlarını, sınırsız kudret ve azametini yansıtan Kurʹân, o âlemlerdeki düzeni, hayat şartlarını, nîmet ve azapları ve diğer konuları dünya hayatındakilere benzeterek anlatmaktadır. Zira başka türlü anlamamız mümkün değildir.
Aynı zamanda yüce hikmetlerle donatılan İlâhî kelâm, Hz. Muhammed’in (A. S. ) diliyle kolaylaştırılmış; O, binlerce hadîsleriyle Kurʹân’ı tefsîr edip açıklamıştır.
Her şeye rağmen Mekkeli müşrikler inanmak istemediler ve her geçen gün kin ve düşmanlıklarını artırdılar; yakın gelecekte Oʹnu da, yaymak istediği dini de ortadan kaldıracaklarını umarak fırsat beklemeye koyuldular. Mü’minler de ilâhî yardımın yakın olduğuna inanarak, mutlu günleri sabırla beklediler. Sonunda hak üstün gelip başarı sağladı, bâtıl baş aşağı gelip hezimete uğradı. Cenâb-ı Hakk’ın va’di böylece gerçekleşti.
Duhân Sûresi’ne, «Kitab-ı Mübîn»e yemin edilerek başlandı ve bu kitabın çok mübarek bir gecede indirildiği belirtilerek konuya geçiş yapıldı. Zafer ve başarının, Allahʹa dayanıp güvenen ve sabretmesini bilen mü’minlerden yana tecelli edeceğine işâret edilerek sûre noktalandı.
Bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakkʹa sonsuz hamd-u senâlar; sünnetiyle yolumuzu aydınlatıp Kurʹân’ı anlamamızı kolaylaştıran Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize salât-ü selâmlar olsun.