MEÂLİ:
47- Allah tarafından geri çevirilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce Rabbınızın dâvetine olumlu cevâp verin. O gün sizin için ne bir sığınak, ne de inkâra çare vardır.
48- Öyle iken yüzçevirirlerse, biz seni onlar üzerine koruyucu, gözetici (bir bekçi) olarak göndermedik. Sana gereken, sadece tebliğdir. Şüphesiz ki biz, insana kendi katımızdan bir rahmet tattırsak onunla sevinir. Kendi ellerinin hazırlayıp öne sürdükleri şey sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, o takdirde insan çok nankör olur.
DÜNYAYA GETİRİLİŞİMİZİN HİKMETİ
İlgili âyetlerle, dünyaya getirilişimizin hikmeti açıklanmakta; yüce yaratanı bilip, tanımamız; O’na ibâdet edip çağrısına kulak vermemiz ve hayatın mana ve hikmetini kavramamız bu hikmete dayalı olarak tavsiye edilmektedir. Kırk yedinci âyetle de, geriye döndürülmesi mümkün olmayan Âhiret günü gelmeden hilkatin hikmetine; Allahʹın mutlak huzur, güven ve mutluluk vaʹd eden dâvetine kulak vermemiz emrediliyor.
Şüphesiz ki bu tavsiye ve emir, İlâhî rahmetten kaynaklanmakta ve bütünüyle yol gösterip saadet havasını estirmektedir. Artık bu rahmete kalbini ve kafasını açanlar mutlu olur ve kendi lehlerine bir gelecek hazırlarlar; uymayanlar ise, kendi aleyhlerine acıklı bir sonuç hazırlanmasına sebep olurlar. Cenâb-ı Hak bu gerçeği en anlamlı bir ifadeyle şöyle hatırlatmaktadır: «Allah tarafından geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce Rabbınızın dâvetine olumlu cevap verin.. »
PEYGAMBER (A. S. ) KORUYUP GÖZETLEYİCİ DEĞİLDİR
«Öyle iken yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine koruyucu, gözetici (bir bekçi) olarak göndermedik. »
Peygamber (A. S. ) ve Onun yolunda yürüyen mürşitler ve din âlimlerinin görevi, Allah’ın buyruklarını olduğu gibi teblîğ edip doğru yolu göstermek, tehlikeli yolun neticesine karşı uyarmaktır. Yoksa onlar, insanların sapıtmasına engel koyan, doğru yoldan çıkanların elinden tutup sapmalarını önleyen koruyucu ve gözetici bekçiler değillerdir. Çünkü doğru yola eriştirmek, gözetip korumak Allahʹa aittir.
Mekke’nin ileri gelen müşriklerinin İslâmiyeti din olarak seçmemelerine çok üzülen Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’e zaman zaman asıl görevinin sınırı hatırlatılarak teselli bulması ve Ondan sonra gelecek olan mürşitlerin de kendi ölçü, yetki ve sınırlarını aşmamaları arzulanmış ve kırk sekizinci âyetle konuya açıklık getirilmiştir.
HERKES KENDİ KADERİNİ ÇİZER
«Şüphesiz ki biz, insana kendi katımızdan bir rahmet tattırsak onunla sevinir. Kendi ellerinin hazırlayıp öne sürdükleri şey sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, o takdirde insan çok nankör olur. »
Şartlar, ortamlar, yetenekler, yardımcı unsurlar, İlâhî âyet ve belgeler hep insanın lehine yönelmiştir. Buna rağmen eğri yolu seçen kendi aleyhine bir sonuç hazırlamış olur. Böylece kişi kendi kaderini çizip belirler.
İlgili âyetlerle, hem insan karakterinin bir yüzüne dikkatler çekilmekte, hem de kader konusuna kısaca değinilerek müʹminler aydınlatılmaktadır. Öyle ki, Allah hiç kimseye haksızlık etmez. Kişi kendini İlâhî azap sınırına sürükleyip getirmedikçe, ona dünyada ceza vermez. Böylece Allahtan hep rahmet, lütuf ve ihsan gelmektedir. Kendini Oʹnun rahmet ve lûtfuna lâyık görüp düzeltenlere daha bol ve kalıcı mükâfatlar hazırlanır. Bunun aksine kalbini o rahmete kapalı tutup hakka sırt çeviren kimseler, kendi irâdeleriyle kendilerini kötülüğe ve musîbete lâyık görürler. Aynı zamanda kusuru Cenâb-ı Hakk’a nisbet ederek nankörlüklerini artırırlar da büsbütün bedbaht olurlar.
Unutmamak gerekir ki, insanoğlu, doğuştan taşıdığı bazı özelliklerle hayata gözlerini açar. Peygamber, kitap, mürşit ve din âlimleri ondaki özellikleri, diğer bir anlatımla, ondaki fıtrî cevheri asıl amacına çevirip geliştirirler. İnkârcı nankörler ise, o cevheri küfrün ve ahlâksızlığın kiriyle karartıp belirsiz hale sokarlar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ölmeden önce pişmanlık duyup dönüş yapmanın mutluluk vaʹdettiği konu edilerek, haksızlık yapanlar uyarıldı. Bu arada Peygamber’in koruyan bir gözetleyici olmadığı açıklanarak, peygamber ve mürşitlerin görevlerinin sınırı belirlendi.
Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakkʹın mutlak tasarruf sâhibi olduğu açıklanıyor ve İlâhî emirlerin insanlara üç yoldan biriyle ulaştırıldığı belirtilerek vahiy konusunda aydınlatıcı bilgi veriliyor. Sonra da Hz. Muhammed’in (A. S. ) kendiliğinden değil, aldığı vahiy ile hareket ettiğine ve ancak doğru yolu gösterdiğine değinilerek, o büyük peygamberi yanlış anlamamamız için şüpheleri giderici bilgi veriliyor.