MEÂLİ:
47- De ki: sizden bir ücret istediysem, o size olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O, her şeye şâhiddir.
48- De ki: şüphesiz ki Rabbim, hakkı (bâtılın beynine) fırlatıp çarpar. O, gaybleri en iyi bilendir.
49- De ki: Hak geldi; bâtıl ise ne (bir şey) başlatıp meydana getirebilir, ne de (onu) geri çevirebilir.
50- De ki: eğer ben sapıtırsam kendi aleyhime sapıtmış olurum. Doğru yolu bulursam, bu, Rabbımın bana vahyetmesiyledir. Şüphesiz ki O, işitendir, yakındır.
HAKKʹA ÇAĞRI GÖREVİ SÜRDÜRÜLÜRKEN ÜCRET ALINMAMASI
«De ki: Sizden bir ücret istediysem, o size olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir.. »
İslâm, bütün insanlığın son dini, son umududur. İnsan hayatında en büyük değişikliği yapan ve öylece kalıcı büyük bir inkılap meydana getiren Allahʹın son mesajıdır. Ferdin, âilenin günlük hayatıyla içiçe olduğu kadar, toplumların ve milletlerin hayatıyla yakından ilgilidir. O bakımdan sahası bütün dünya, davası bütün bir insanlığın kurtulması, yönelişi her yanıyla rahmet, seslenişi her bakımdan hidâyettir. Büyük himmetleri gerektirmekte, üstün gayretlerin aralıksız sahnede olmasının lüzumunu ortaya koymaktadır. Mü’minden her zaman ferağat-i nefs ve fedakârlık beklemekte; tahkikî imânla İlâhî nurun kalp ve kafaları aydınlatmasına çalışılmasını yine mü’minlerden beklemektedir.
Bunun içindir ki tarih boyunca her peygamber teblîğ ve irşat görevini sürdürürken hizmetine karşılık İlâhî hoşnutluktan başka hiçbir şey talep etmemiştir. O kadar ki, elinde, evinde ne varsa onları da bu uğurda harcamaktan derin zevk duymuştur. Zira aksine bir tutum, davanın yüceliğine, kutsallığına gölge düşürür; gelişmesine engel teşkil eder, tesirini azaltır.
Konumuzu oluşturan âyetle, Hz. Muhammedʹe (A. S. ) böyle demesinin emredilmesi iki ayrı hizmete yönelik bulunuyor: Birincisi, az yukarıda belirttiğimiz husustur. Diğeri, Hz. Muhammed’den (A. S. ) sonra ortaya çıkacak olan din âlimlerine ve mürşitlerine sağlam bir ölçü vermekle yakından ilgilidir. Günümüzde Kurʹânʹı bir geçim vasıtası yapanların ve hafızlığı, mevlithanlığı sanat haline getirip halktan ücret alanların kulakları çınlasın. Şüphesiz bu ve benzeri tutum ve davranışlar toplum içinde din adamının değerini düşürmekte, tesirini azaltmaktadır. Bütün bunların ücretsiz yerine getirilmesinde ise sayılmayacak faydalar söz konusudur.
HAKKʹIN BÂTILIN BEYNİNE ÇARPILMASI
«De ki: Şüphesiz Rabbim hakkı (bâtılın beynine) fırlatıp çarpar. O, gaybleri en iyi bilendir. »
Peygamberin (A. S. ) ve Onun yolunda olan mürşitlerin ücretsiz hizmette bulunmaları emredildikten sonra, bunun asıl hikmet ve felsefesi açıklanıyor. Şöyle ki:
Dini yaymaya ferağatle azmedenler olur; dine hizmet geçim vasıtası olmaktan uzak tutulursa, hak mutlaka güçlenir, tesiri artar ve ilâhî inâyete mazhar kılınarak bâtılın beynini parçalar. Kişilerin niyetini, hizmetinden amacın ne olduğunu, gaybı çok iyi bilen Cenâb-ı Hak takdîr edip ona göre karşılık hazırlar ve ona göre yardımda bulunur.
HAKKIN GELMESİ
«De ki: Hak geldi; bâtıl ise ne (bir şey) başlatıp meydana getirebilir, ne de (onu) geri çevirebilir. »
Hakkın hak olduğunu, karşıtı olan bâtılla daha iyi tanıyıp bilebiliriz ve her şey zıddıyla inkişaf ettiği gibi, hak da bâtıl ile mücadelesini sürdürdüğü ölçüde inkişaf kaydeder.
Böylece hakkın karşısında, güçlü veya güçsüz bâtıl eksik olmamış ve ikisi arasındaki mücadele de sona ermemiştir. Şüphesiz hak gelmeyince bâtıl gitmez. Tıpkı güneş doğmayınca karanlığın ortadan kalkmıyacağı gibi.. O halde Kur’ân ilgili âyetle mü’minlere bir ölçü ve metot vermektedir. Şöyle ki: Önce hakkı bilmek, inanıp ona sahip çıkmak ve sonra da bâtılın karşısına çıkıp mücadele etmek gerektir.
Nitekim küfür ve bâtıl diyarında İslâmiyet ortaya çıkınca, bâtıl yavaş yavaş silinip uzaklaşmış oldu ve geriye insanlıktan yana kayda değer hiçbir fazîlet ışığı bırakmadı. İslâm ise, yukarıda belirtilen metoda göre hareket ettiği sürece bâtılın üstünlük sağlayıcı bir güçle gelmesi düşünülemez. (Geniş bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 81- Enbiyâ Sûresi: 18. âyetin tefsiri)
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, hakka dâvette, teblîğ ve irşatta ferağat-i nefs göstermenin lüzumu üzerinde durularak, bu alanda hizmet veren âlim ve mürşitlerin mümkün olduğu sürece ücret talep etmemeleri tavsiye edildi. Sonra da mü’minler hakkı ayakta tutup onu bilerek savundukları ve güçlendirdikleri takdirde, bâtılın başaşağı geleceği haber verilerek sağlam bir metoda işaret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, inkâr ve azgınlığı sürdürerek hayatını berbat eden nankörlerin âhirette uğratılacakları elim azâptan bir iki safha nakledilerek uyarıda bulunuluyor; ölmeden önce her türlü inkâr ve şüphe fırtınasından kurtulmaya çalışmanın selâmete kapı açacağı hatırlatılıyor.