A'raf Suresi 46-51. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمٰيهُمْ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ اَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمٰيهُمْ قَالُوا مَا اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ اَلَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

46.

İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A'raf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, "Selam olsun size!" diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.

Diyanet İşleri

47.

Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, "Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma" derler.

48.

A'raftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: "Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!"

49.

"Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.

50.

Cehennemlikler de cennetliklere, "Ne olur, sudan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın" diye çağrışırlar. Onlar, "Şüphesiz, Allah bunları kafirlere haram kılmıştır" derler.

51.

Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

46- İki taraf arasında bir perde vardır ve A ’ r a f üzerinde bunla­rın hepsini simalarıyla tanıyan adamlar bulunuyor ki Cennet yâranına: «Selâm size! » diye seslenirler. Bunlar Cennet’e girmemişlerdir, ama gir­meyi umuyorlardır.

47- Gözleri Cehennem yâranına doğru çevrilince, «Ey Rabbimiz! bi­zi zâlim bir toplulukla beraber bulundurma» derler.

48- A ’ r a f’dakiler simalarından tanıdıkları adamlara seslenerek, «Ne topluluğunuz ve topladığınız, ne de büyüklenip gururlandığınız şeyler sizi müstağni kılmıştır; size bir yarar da sağlamamıştır (derler).

49- Allahʹın rahmetine eriştirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kim­seler bunlar mıdır? derler. Derken onlara: «Girin Cennet’e, size hiçbir kor­ku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de! » (diye İlâhî buyruk tecelli eder).

50- Cehennem yâranı Cennet yâranına, «o sudan veya Allahʹın size rızık olarak verdiklerinden biraz da bize döküp akıtın! » diye seslenirler. Cennet yârânı onlara: «Doğrusu Allah bu suyu ve bu rızıktan kâfirlere ha­ram kılmıştır» diye cevap verirler.

51- O kâfirler ki, dinlerini oyun ve eğlence edindiler ve dünya ha­yatı onları aldattı da aldattı; onlar bu günle karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi inâtla inkâr ettikleri gibi, bugün de biz onları unuturuz (rah­metimize lâyık görmeyiz).

İNİŞ SEBEBİ

İslam düşmanı Velit b. Muğîre, Ebû Cehl, As b. Vâil ve yandaşlarının, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in sohbetine lâyık görülen, yüce meclisinde ken­dilerine yer verilen fakir ve kölelere böylesine itibar gösterilmesine hiç ta­hammülleri yoktu. O bakımdan zaman zaman, «Allah, Selman, Bilâl, Ammar ve benzerlerini Cennet’e koyacak da bizi Cehennem’e atacak öyle mi? Olur şey değil.. Allah bizim hizmetçilerimizi, çoban ve kölelerimizi biz­den üstün tutmaz» derlerdi. O sebeple yukarıdaki âyetler indi.

İLGİLİ HADÎSLER

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize soruldu:

- Ey Allahʹın Peygamberi! Kimler A’raf ehlidir?

Cevap verdi:

- Babalarına karşı âsi ve günahkâr oldukları halde öldürülen (şe­hit edilen)lerdir. Allah yolunda öldürülmeleri Cehennem’e girmelerine; ba­balarına karşı âsi olmaları Cennet’e girmelerine engel olur. » (Taberânî: Yahya tankıyla rivâyet etmiştir.)

Diğer bir rivâyette naklettiğimiz hadîsin sonunda şu cümleye de yer verilmiştir: «Bunlar, Cennet’e en son girenlerdir. »

Bedir savaşında öldürülen müşriklere seslenen Allah Resûlünün (A. S. ) şöyle buyurduğu sahîh rivâyetle sâbit olmuştur:

«Ey Ebû Cehl, ey Utbe, ey Rabi’a, ey Şeybe! Rabbınızın (ceza olarak) size va’dettiğini hak olarak buldunuz mu? Doğrusu ben Rabbımın bana va’dettiği (zaferi) hak olarak buldum. »

Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ):

- Ya Resûlellah! Leş haline gelmiş kişilere mi hitap ediyorsun? diye sorunca, Resûlüllâh şöyle buyurdu:

- Canımı kudret elinde tutan zata and olsun ki, sîzler benim söy­lediklerimi onlardan daha iyi işitir değilsinizdir; ne var ki onlar cevap ver­meye güç getirememektedirler.. (Lübabüʹt-Teʹvîl, ilgili âyetin tefsiri.)

«Sadakanın en üstünü sudur. Duymadınız mı? Cehennem ehli Cennet ehline seslenip, bize biraz su lutfedin veya Allahʹın size verdiği rızıktan verin, diyecekler. » (İbn Ebî Hâtim: İbn Abbas (R. A. )dan.)

CENNET İLE CEHENNEM

«Cennet yârânları Cehen­nem yaranlarına şöyle seslenirler… »

Bu iki karargahın niteliğini ve niceliğini bilmemiz mümkün değildir. Ancak âyetlerin açık anlatımından bu iki yerin birbirine yakın, yani komşu oldukları; aralarında bir köprü (Sırat) ile irtibatlı bulundukları ve birinin yüce ve sonsuz nîmetlerini, diğerinin elîm azâbını birbirlerine geçirmeye­cek, hissettirmeyecek kadar aralarında sağlam bir perdenin yeraldığı ve bazan bu perdenin aralanıp İlâhî rahmet ve adâletin nasıl tecelli ettiğinin mutlu ve mutsuz sonuçlarının gösterileceği anlaşılmaktadır.

Nitekim Hadîd sûresinde bu hususa temasla buyuruluyor ki:

«Sonra da arala­rına kapısı bulunan bir sûr çekilir; iç tarafında rahmet, dış tarafında o ci­hetten yana azâp vardır. » (Hadîd sûresi: 13)

A’RAF VE ORADA BULUNANLAR

«Aʹraf üzerinde bunların hepsini simalarıyla ta­nıyan adamlar bulunuyor... »

A’raf, Cennet ile Cehennem arasında, her iki tarafa da nazır yüksek­çe bir yerin adıdır. Nitekim bir canlının veya cismin en yüksek noktasına ve bu manayla horozun ibiğine, atın yelesine Arapların A R F dedikleri bilinmektedir.

Ancak bu isim üzerinde ilim adamlarının farklı tesbit ve yorumları ol­muştur:

a) Müfessir Süddî’ye göre, o yüksekçe yerdeki adamlardan bir kıs­mını Cennet ve Cehennemʹdekiler tanıyacakları için onlara «ashab-ı a’raf» denilmiştir.

b) İbn Abbasʹa göre, başkasına nisbetle yüksekçe görünüm arzettiği için bu isim verilmiştir. Aynı zamanda horozun ibiğine benzer bir sûr gö­rünümündedir. İnsanlardan bir kısmı bu sûrda bir süre tutuklanır ki onlar hem Cennet, hem de Cehennem ehli sayılırlar.

c) Huzayfeʹye göre, A’raf ehli, iyilikleriyle kötülükleri eşit gelenlerdir ki, o yüzden bir süre orada bekletilirler. Sonra Cenâb-ı Hak onları kendi fazl ü keremiyle, lütuf ve ihsanıyla Cennet’e koyar.

d) İbn Mes’ud’a göre, kıyâmet günü insanlar hesaba çekilirler, iyiliği ağır gelenler Cennetʹe girer, kötülüğü ağır basanlar ise Cehennem’e atı­lırlar. İyilik ve kötülüğü eşit gelenler ise, Aʹraf’ta bekletilirler. Bunlar Cen­netliklere bakınca, «selâm size» derler. Cehennemliklere bakınca, «Rabbi­miz! Bizi zâlim bir toplulukla beraber Cehennemde bulundurma» derler.

e) Şurahbil b. Sa’d’e göre, babalarından izin almaksızın savaşa katılanlar A’raf ehli sayılırlar.

f) Diğer bazı ilim adamlarına göre, bunlar zinadan doğanlardır.

g) Başka bir kısmına göre, bunlar fetret döneminde (Hz. İsa ile Hz. Muhammed (A. S. ) arasında) gelip geçenlerdir.

h) Bazısına göre ise bunlar müşriklerin ergen olmadan ölen çocuk­larıdır.

i) Tabiînden Mücahid’e göre, bunlar, salih kişiler, dinde bilgili ilim sa­hipleridirler ki, bir süre iki tarafı da görüp seyretsinler diye Cenâb-ı Hak onlara bu imkânı bahşeder.

j) İbn Embarîʹye göre, bunlar peygamberlerdir. Kıyâmet ehlinden ay­rılıp tanınmaları için bir süre o yüksekçe yerde bulunurlar.

k) Ebû Miclezʹe göre, bunlar meleklerdir; her iki taraf ehlini simala­rıyla tanırlar. R i c â I tabiri, Allah’ın askerleri sayıldıklarından melekler hakkında da kullanılmıştır.

Ancak Ebû Miclez’in bu görüşüne pek itibar eden olmamıştır. Çünkü Arap dilinde ricâl kelimesi mutlaka insandan olan erkekler hakkında kullanılır. (Fazla bilgi için bak: İbn Cerîr, Kurtubî, Âlûsî, İbn Kesîr, Mefatihü’l-gayb tefsirlerinde ilgili âyetlerin açıklamasına.)

Bütün bu rivâyetlerin ve yorumların sağlam dayanağı yoktur. Hadîs­ler ise, tek kanaldan (haber-i vâhid olarak) geldiği ve bir kısmı zayıf kabul edildiği için farklı yorumlara imkân vermiştir.

İbn Abbas (R. A. )nın görüşü ise ağırlık kazanmıştır.

ZALİM BİR TOPLULUĞUN VASIFLARI

«Ey Rabbimiz! Bizi zâlim bir toplulukla beraber bulundurma, derler. »

Aʹraf’ta bulunanların cehennemlikleri, «zâlim bir topluluk» diyerek ta­şıdıkları ve dünyada edindikleri en kötü vasıflarıyla anacakları belirtili­yor. Bundan önceki âyette ise, «Allah’ın lâneti zâlimlere olsun», denilerek zulüm ve azgınlıklar içinde bir ömür tüketenlere dikkatler çekildi.

Zulüm beraberinde birçok kötü vasıfları da taşır; o bakımdan Kur’ân’­da Cehennemliklere zâlimler denilince, icmal yapılarak diğer kötü vasıf­larının da bulunduğuna işâret edilir. Başka âyetlerle o kötü vasıfları açık­lanarak tafsile doğru gidilir. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1- Ruh ve vicdanlarını inkâr, inat ve haksızlıkla kirletip kendilerine haksızlık edenler.

2- Dini, İlâhî emirleri ciddiye almayıp onu gericiliğin, kör taassubun sebebi sayıp Allahʹın hakkına tecavüz edenler.

3- Dinde maksatlı olarak şu veya bu milletin hesabına yeni şeyler uydurup onu aslından uzaklaştırmaya çalışarak dinî esasları çok dindar görünerek yıkanlar.

4- Dinin hayat damarlarını bile bile kesip onu şekle bağlı kuru bir ibâdet kalıbına sokarak dinî ahlâkı yıkanlar.

5- Dinî kendi kişisel mantığına göre yorumlayıp Allah ve Peygam­berine iftirada bulunup din adına dini tahrîp edenler.

6- Dini bazı dindarların söz ve davranışlarıyla değerlendirip asıl kay­nağına inmeyerek onu küçümseyen ve kötüleyenler.

7- Maddeyi esas kabul edip her olayı ekonomik açıdan değerlendi­rerek din ve Allah duygu ve düşüncesini afyon sayanlar.

8- Âhiret’e inanmayıp dünyada her şeyin zıddına dönüşeceğini var­sayıp her türlü sorumluluk duygusunu, vicdan muhasebesini, merhamet ve şefkati temelinden yıkanlar ve insanı bir robot gibi görüp sonunda pa­razitlere dönüşeceğini, ikinci bir hayatın söz konusu olmadığını iddia eden­ler.

9- İlâhî dinlerin tekâmüle, gelişmeye, ilmî hamlelere, fikir hürriyeti­ne ters düştüğünü iddia edip dinin lüzumsuzluğuna, hattâ zararlı olduğu­na inananlar.

İşte Kur’ân asıl zalim, zararlı, yıkıcı, bölücü, ahlâk bozucu, insanı ama­cından saptırıcı, ruhundaki Allah ve din duygusunu körelticilerin bunlar olduğunu açıklayarak A’rafʹta yer alanların seslenişindeki hakikatı gözle­rimizin önüne seriyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Cennetliklerle Cehennemlikler arasında cereyan edecek iki önemli safha üzerinde durularak insan duygu ve düşüncesine seslenildi. Sonra da her iki tarafı görme düzeyinde bulunan A’raf ehlin­den söz edildi.

Aşağıdaki âyetlerle insanları ebedî hüsran ve azâptan kurtaracak ve milletlere doğruyu gösterecek bir kitap gönderildiğine dikkatler çekilerek inkârcıların her şeyden önce Kur’ân’ı iyice incelemelerine işâret ediliyor ve Kur’ân’ın inkârcı sapıklar için haber verdiği o elim gün gelmeden dö­nüş yapmalarının mümkün olduğu belirtiliyor. O gün gelince de pişman­lığın, dönüş yapmanın hiç bir anlamı olmayacağı hatırlatılıyor.