Ahzab Suresi 45-48. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَبِيرًا وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا

46.

(45-46) Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

Diyanet İşleri

47.

Mü'minlere kendileri için Allah'tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.

48.

Kafirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

45-46- Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı; Allahʹın izniyle Oʹnun (yoluna) çağrıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gön­derdik.

47- Müʹminleri, Allahʹtan kendilerine büyük sevaplar ve üstünlükler­le müjdele.

48- Sakın kâfirlere ve münâfıklara uyma; eziyetlerine aldırış etme. Allahʹa güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.

İLGİLİ HADÎS

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki i

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Ali b. Ebî Tâlib (R. A. ) ile Muâz b. Cebel’i (R. A. ) Yemenʹe emir ve kadı olarak gönderdiğinde onlara yapmış ol­duğu tavsiyeler arasında şu hususu da özellikle belirtti: «Yemenʹe gidiniz; müjdeleyiniz, nefret ve bıkkınlık vermeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayı­nız. Çünkü bana şu âyet indirilmiş bulunuyor: (Ey Peygamber! şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı; Allahʹın izniyle Oʹnun yoluna çağrıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik)» (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 3/497)

PEYGAMBER (A. S. ) EFENDİMİZʹİN BEŞ VASFI

«Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı, çağrıcı ve aydınlatıcı... olarak gönderdik.. » Yukarıdaki âyette anılan beş sıfat, hem Cenâb-ı Hakkʹın insanlara olan geniş iltifat ve rahmetini, hem peygamberlik görevinin ana çizgileri­ni, hem de halkı irşat etmenin metod ve yöntemini yansıtmaktadır. Şöyle ki:

1- Şâhit

Bu, Hz. Peygamberʹin (A. S. ) aldığı İlâhî buyrukları Allahʹın kullarına teblîğ edip onların bunu nasıl karşıladıklarına ve önce gelip geçen pey­gamberlerin de kendi kavim ve ümmetlerine teblîğ ve irşatta bulunduk­larına dair Hz. Muhammed’in (A. S. ) şâhit gösterilmesi ve âhirette bunun için şehadette bulunması anlamına gelir.

O halde insanlara İlâhî buyrukları teblîğ eden mürşitlerin de az-çok bu tebliğleriyle görevlerini yerine getirdikleri ve irşat etmeye çalıştıkları insanların onlara karşı tutum ve davranışlarının ne olduğu da şahitlenecek ve böylece Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin izinde yürüyenlere de şahitlik makamı lâyık görülecektir.

2- Mübeşşir

Bu daha çok inanan kişileri ilâhî rahmet, gufran, mutluluk, sonsuz saa­det ile müjdeleme anlamına gelir.

O halde Peygamber yolunda olan mürşitlerin teblîğ ve irşat görevlerini sürdürürken «tebşîr» yani müjdeleme çizgisinden başlamaları, insanlara zaman zaman ümit ışığı tutmaları; her vesileyle ibâdete, zikre, itaâte he­veslendirmeleri gerekmektedir. Zira dini bir korku ve tehdît aracı olarak değil, rahmet, sevgi ve umut ışığı olarak tanımakta sayısız yararlar bulun­duğunu unutmamak lâzımdır.

3- Nezîr

Bu, Hakkʹa baş kaldırıp İlâhî buyrukları tanımayanları; ömür sermaye­sini havaî yollarda kullanıp tüketmeye çalışanları; inkâr, sapıklık, azgın­lık ve dengesizlik içinde bulunanları ilâhî adâletin tecelli edeceğiyle uyar­mak; nankörlük içinde hayatını berbat edenleri âhiret azâbıyla korkutmak, fakat bunun için sistemli, kademeli bir yönlendirme ve eğitme metodu uy­gulamak suretiyle netice almaya gayret etmek anlamına gelmektedir.

4- Dâî

Bu, Allahʹın varlığını ve birliğini kabule, yani Tevhîd İnancıʹna yönel­meye, yaratıldığı amaca ve hikmete ters düşmemeye dâvet etmek anlamı­na delâlet eden bir sıfattır.

Ancak uygulanacak metodun çok dikkatle üzerinde durulmalı ve Hakkʹa çağrılacak insanların bilgi, kültür seviyesi; sosyal ve ekonomik yapısı; han­gi ekole bağlı bulunduğu önceden tesbit edilmelidir. Şöyle ki:

a) İlim adamlarını, her olay ve her şeyde Allah’ın kudret damgasının yer aldığını, gelişigüzel hiç bir olay ve sistemin vücut bulmadığını misaller vermek suretiyle Hakkʹa çağırmak,

b) İnkârcı sapıkları, akıl ve vicdanlarını harekete geçirecek misallerle dâvet etmek ve kâinatta hâkim mutlak bir düzenin bulunduğunu anlatmak suretiyle düşünce ufuklarını genişletmek,

c) Halk tabakasını güzel öğütlerle, vicdanlarını serinletecek, gönülle­rinde ümit ışığı doğuracak çekici sözlerle dâvet etmek.. (Bu konuda geniş bilgi için bak: Nahl Sûresi 125. âyetin tefsiri)

Ancak bütün bu çağrıları İlâhî buyruk çerçevesinde yürütmeye çalış­mak şarttır; aksi halde anlamını kaybeder, amacından saptırılmış olur. Ko­numuzu oluşturan âyette geçen «bi-iznihi» sözü bu hikmeti ve inceliği yan­sıtmaktadır.

5- Aydınlatıcı kandil olmak

Bu, dinin esas ve prensiplerini, gerçeği bulan ve sonuç sağlayan ilim­le birleştirip, güzel çekici öğütlerle süsleyerek sunmayı yansıtmaktadır. Hz. Muhammed’in (A. S. ) elindeki İlâhî kitap, dilinde tecelli eden hadîsler, kal­binden kaynayıp fışkıran irfan pınarı bu üç ana temayı birleştirip bütünlük içinde işlemektedir. O bakımdan Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz kalp ve kafaları aydınlatan bir kandil olarak tanıtılmaktadır. Şüphesiz bu kandilin yakıtı İlâhî vahiydir; fitili Hz. Muhammedʹin (A. S. ) kalbidir; muhafazası ise Oʹnun irfanıdır.

HZ. MUHAMMED (A. S. ) SÖZÜ EDİLEN BEŞ SIFATLA ŞU İKİ HİZMETİ SÜRDÜRMÜŞTÜR

«Müʹminleri, Allahʹtan kendilerine büyük sevaplar ve üstünlüklerle müjdele.. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in beş ana vasfı açıklandıktan sonra bu vasıfların gereği olarak daha çok şu iki hizmeti sürdürmekle yükümlü tu­tulduğu anlaşılıyor:

1- Dosdoğru imân edenleri büyük bir ümit havasıyla ilâhî cömertli­ğin sonsuzluğuna ve sınırsızlığına irşâd edip ebedî mutlulukla müjdelemek,

2- İnkârcı sapıkları, azgın müşrikleri ve ikiyüzlü dönekleri uyarıp mutlak tehlikeye uzanan yolda yürümelerinin sakıncalarını haber vermek..

Bu kutsal hizmeti yerine getirirken, inkârcıların heveslerine uymamak, din adına taviz vermemek, muhataplardan gelen eza ve cefaya göğüs ge­rip hizmeti aksatmamak ve her hususta Allah’a güvenip dayanmak şarttır. Zira Cenâb-ı Hak her türlü hayrın ve fazîletin kaynağıdır. Oʹna gönülden güvenip bağlanmak bu kaynağı harekete geçirir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz hayatı boyunca bu çizgiden sapmamış ve tek güven kaynağı Ce­nâb-ı Hak olmuştur. Şüphesiz vekîl olarak Allah yeter. Plân ve proğram, güç ve enerji hep O’ndandır. Koruyup başarılı kılan, doğru yola eriştiren hep Oʹdur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) insanlardan yana beş sıfatla donatılarak gönderildiği açıklandı ve hizmetinin daha çok ana te­masını iki maddenin oluşturduğu belirtilerek müʹminler aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetle, inanmış bir neslin yetişmesinde önemli rolü olan ka­dın haklarından söz edilerek, kadın kendisiyle cinsel temasta bulunulma­dan boşandığı takdirde iddete (şer’î bekleme süresine) gerek olmadığı bil­diriliyor ve boşamanın nezaket ölçülerine göre olması tavsiye edilerek ka­dından yana cömert ve hoşgörülü davranmamız isteniliyor.