Hac Suresi 42-46. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ وَقَوْمُ اِبْرٰهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَشِيدٍ اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ

45.

Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.

Diyanet İşleri

43-44.

(43-44) İbrahim'in kavmi ile Lut'un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Musa da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).

45.

Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!

46.

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

42-43-44- Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd kavmi, İbrâhim kavmi, Lût kavmi, Medyen halkı da yalanlamış­tı; Musa da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet verdim. Sonra da onları yaka­layıverdim. (Bir görsünler) benim durum ve düzeni nasıl değiştirip alt-üst etmemi!

45- Birçok kasaba halkına zulüm edip dururlarken yakalayıp yok et­tik, damları çökmüş, kuyuları kendi haline terkedilmiş ve (ıssız kalmış) yüksekçe sarayları..

46- Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, o sebeple akledip anla­yacak kalpleri, işitecek kulakları olsun. Doğrusu (yalnız) gözler kör olmaz; göğüslerde olan kalpler de kör olur.

İLGİLİ HADÎS

«Doğrusu Allah zâlime mühlet verir, tâ ki onu yakalar; yakalayınca da artık onu salıvermez. » (Buharî/tefsîr: 11- Müslim/birr: 62- Tirmizi/tefsir: 2/11- İbn Mâce/fiten: 22)

KİTLE TAASSUBU

Kitle bir şeye inanıp bağlandı mı artık onları vazgeçirmek çok zor olur. Zamanla önyargı halini alır ve artık akıl, mantık ölçüsü kalmaz da inanıp bağlandıkları şeye karşı gelenlere büyük bir tepki gösterirler. Bâtılın pe­şinde sürüklenen ve o yüzden İnsanî meziyetlerden çoğunu kaybeden ka­vim ve milletler, kendilerine erdemlik ve şahsiyet kazandırmak, hakka ve doğruya yöneltmek isteyen peygamberlere karşı gelip onları yalanlamaya kalkışırlar. Çoğu aşırı tepki gösterip peygamberi kendi öz yurdundan çı­karır. İlgili âyetle yedi kavimden söz edilmekte ve hepsinin de gönderilen peygamberleri yalanlayacak kadar insaf ve idrâklerini kaybettiklerine dik­katler çekilmekte ve böylece Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammedʹi (A. S. ) yalanlamalarının yeni bir şey olmadığına parmak basılmakta, Ondan son­ra da kıyâmete kadar küfrün bu tür hezeyanlarının sürüp devam edeceği­ne işâret edilmektedir.

Böylece Allah’a imân ve iyi ahlâk düzeyinde eğitilmeyen bir kitlenin psikolojik yapısını tasvîrle, izlenecek yol ve uygulanacak metot hakkında bilgi veriliyor. Sonra da Peygamber (A. S. ) ve arkadaşları teselli edilip in­kârcıların sözlü ve fiilî saldırıları belli bir kerteye gelinceye kadar sabret­meleri isteniliyor ve sünnetullah gereği, küfür ve azgınlık, ahlâksızlık ve şirretlik belli bir kerteye gelmedikçe İlahî hükmün inmiyeceği dolaylı şe­kilde anlatılıyor.

ARKEOLOJİK KALINTILAR

«Yeryü­zünde gezip dolaşmadılar mı ki, o sebeple akledip anlayacak kalpleri, işitecek kulakları olsun.. »

Küfür, sapıklık, azgınlık ve zulümleri yüzünden yıkılıp yok olan kasa­ba ve şehirlerin hâlen yer yer dikkatleri çeken kalıntıları, İlâhî hükmün şaşmazlığını yansıtan tarihî belgeler olarak, yolunu kaybeden inkârcılara seslenmektedir. Akıllarını kullanıp ibret gözüyle bu kalıntıları gezip gör­meleri, tarihî olayların neden ve niçini üzerinde durup iyice araştırmaları, yıkılan milletlerin yıkılış sebeplerini tesbite çalışmaları tavsiye edilmek­tedir.

Nitekim günümüzde turizmi geliştirme amacıyla birçok arkeolojik ka­zılar yapılmakta; tarihin karanlık kalan tarafları aydınlığa çıkarılmakta­dır. Ne yazık ki, ortaya çıkarılan bunca tarihî harabeler üzerinde dört ba­şı mamur araştırma yapıldığı veya yapılmakta olduğu söylenemez. Neden bu şehirler ve kasabalar insanlarıyla, sanat eserleriyle, hazine ve servet­leriyle birlikte batmıştır? O insanların başlarına gelen felâketlerin türü neydi? İnançları, sosyal yapılarının özellikleri nelerdi? Neden tarih za­man zaman tekerrür etmiştir? Bu ve benzeri bir çok sorular üzerinde durulmamaktadır. Oysa önemli olan, onlardan kalma bu harabelerin neler­den ibâret olduğu değil, neden yıkılıp yok olduğudur. Gerçi geçmişte or­taya konan medeniyetleri incelemeğe de ihtiyaç vardır, ama tek ihtiyaç veya başta gelen ihtiyaç bu değildir.

İşte Kur’ân-ı Kerîm yüzümüzü tarihî eserlerin bu cihetine çevirip cid­di bir araştırma yapmamızı tavsiye ediyor.

Anlaşıldığı gibi, körlük sadece gözlerle ilgili olmayıp kalplerin de ken­dine has körlüğü vardır. Dünün inkârcısı ne ise, bugünün de inkârcı mad­decisi odur. İkisinin de kalbi kör, idrâki kapalı, sağduyusu mefluçtur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, tarih boyunca gönderilen her peygamberin, inkârcı sapıklar tarafından yalanlandığı, tehdit edildiği ve çirkin suçlama­lara maruz bırakıldığı belirtildi. Böylece Hz. Muhammed (A. S. ) ve Onun yolunda yürüyenler teselli edildi. Ancak küfürde ısrar edip işi zulme ve saldırıya vardıranların günlerinin sayılı olduğuna işâretle, hakkın mutla­ka başarıya eriştirileceğine atıf yapıldı. Sonra da tarihin tekerrür edece­ği konu edilerek ayakta duran tarihî kalıntıların, dinî, ahlâkî ve sosyal yön­den incelenmesinin çok yararlı olacağı hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, vaʹdedilen azâbın çabuk inmesini isteyen inkâr­cıların bu ve benzeri sözlerinin Allahʹı âciz bırakmıyacağı; Oʹnun yanında her şeyin belli bir süresinin bulunduğu, her fert ve milletin yazılı bir ece­linin söz konusu olduğu üzerinde duruluyor. İnkârcılara biraz mühlet ve­rilmesinin sebebine işâretle, Peygamber’in (A. S. ) ancak açık bir uyarıcı olduğu hatırlatılıyor. Azâbı ise ancak Allahʹın indireceğine dikkatler çeki­liyor.