MEÂLİ:
43-44- Senden önce de ancak kendilerine vahiy ettiğimiz adamları birçok belge, muʹcize ve kitaplarla gönderdik. Eğer (bu konuları) bilmiyorsanız ilim ehlinden sorun. Sonra da kendilerine parça parça (halinde) indirileni insanlara açıklayasın diye Zikri (Kur’ân’ı) indirdik; ola ki düşünürler.
45- Durmadan fena işler düzenleyip tuzak kuranlar, Allahʹın kendilerini yere batırmasından veya bilmedikleri bir yerden azâbın kendilerine gelmesinden güven içinde midirler?
46-47- Veya dönüp dolaşırlarken, kendilerini (İlâhî azâbın) yakalayıvermesinden -ki (Allahʹı) âciz bırakacak değillerdir- veya korku ve endişe üzere eksile eksile bir durumda bulunurlarken, kendilerini tutuvermesinden emniyette midirler? Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.
İNİŞ SEBEBİ
Mekke’nin azgın inkârcıları, sapık müşrikleri, Allah’ın bir insanı elçi göndermekten çok yüce olduğunu belirtip: «Mutlaka bir elçi göndermesi gerekiyorsa, elbette Muhammedʹi değil, bir meleği göndermesi uygun olurdu» diyerek son peygamberin risâletini bütünüyle ret ve inkâr ettiler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl)
Kur’ân, onlara: «Eğer bu gerçeği bilmiyorsanız ilim ehline, Yahudi ve Hıristiyan din âlimlerine sorun. Çünkü her iki kitap da insanlardan olan peygamberlere indirilmiştir ve her iki kitapta da Allah’ın insanlardan seçip görevlendirdiği peygamberlerden söz edilmektedir. » diyerek biraz olsun akıllarını kullanmalarını, kafalarındaki küfür pasını silip gerçeği görmelerini telkîn ediyor.
İLGİLİ HADÎS
«Allah (c. c. ) zalime biraz mühlet verir; derken onu yakalar. Yakalayınca da artık kurtulamaz. » (Buharî/tefsîr: 5/11 - Müslim/birr: 26- Tirmizî/tefsîr: 2/11- İbn Mâce/ fiten: 22)
PEYGAMBERLER ERKEKLERDEN SEÇİLMİŞTİR
«Senden önce de ancak kendilerine vahiy ettiğimiz adamları birçok belge, muʹcize ve kitaplarla gönderdik. »
İlgili âyetle, gönderilen peygamberin «rical» olduğu belirtiliyor. Bilindiği gibi «rical», «recül»ün çoğuludur ve insanlardan sadece erkekler hakkında kullanılan bir isimdir. (Bilgi için bak: Mu’cemü Müfredati Elfazi’l-Kur’ân: recül maddesi)
Bundan da anlaşılıyor ki, kadınlardan peygamber gönderilmemiştir. Sebebi ise açıktır. Şöyle ki: Peygamberlik çok ağır ve o nisbette meşakkatli bir görevdir. İşin içinde işkenceden, ölüm tehdidine; ölümden sürgüne kadar her türlü belâ ve mihnet mevcuttur. Yaratılışları gereği, kadınlar erkekler kadar dayanıklı değildirler. Daha çok duygusaldırlar. Sonra da kadının erkeklerin karşısına çıkıp onları yönlendirmesi, onlarla gizli ve açık toplantı yapması söz konusudur ki, bunun birtakım sakıncaları olabilir, hatta peygamberlik şeref ve vakarına leke sürülmesine yol açabilir.
İNDİRİLEN ZİKİR
«Sonra da kendilerine parça parça (halinde) indirileni insanlara açıklayasın diye Zikri indirdik.. »
Kur’ân’ın birkaç yerinde Peygamberʹe (A. S. ) indirilen kitaptan «zikir» diye söz edilmektedir. Zikir: Hatırlama, kalbe doğma, dil ile anma gibi mânalara delâlet ettiği gibi, kitap, bilgi, öğüt, uyarı gibi manalarda da kullanılmıştır. Ayrıca Allah’ı, 99 isminden biriyle anma, tesbîhte bulunma manalarını da içermektedir.
Kur’ân’a «zikir» denilmesi, önceki semavî kitapları ve peygamberleri anıp hatırlattığına, Allahʹın isimlerine yer verip onları anmamıza vesîle olduğuna, öğüt ve uyarıyla ilgili birçok hükümler taşıdığına yöneliktir.
KUR’ÂN’IN İNDİRİLMESİNİN HİKMET VE SEBEPLERİ
Kur’ân: Taşıdığı hükümlerin, öğüt, ibret, vaʹd ve vaîdlerin; kıssa ve tarihî olayların; fizikötesinden verdiği bilgilerin; Allah ve âhiretle ilgili beyânların tümüyle kalplere şifa, kafalara aydınlık verecek ölçü ve muhtevada indirilmiştir. Böylece Kur’ân, kapsadığı çok yönlü hükümler ve bilgilerle insanlara iki hayatın önemini öğretme; doğru yolu gösterme, tehlikeli yola karşı uyarma; ruhla beden, maddeyle mâna, dünya ile âhiret arasında denge ve düzen kurmalarını sağlama hikmetiyle dopdolu bir kudrettedir.
O halde bütün bunlardan maksat, teblîğdir. Kur’ân’ın çok zengin mânevî sofrası açıklanmadığı takdirde amacının dışında bırakılmış olur ki, bunun vebali çok büyüktür. Bu bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şerefli hadîsleriyle 23 yıl aralıksız bu kutsal kitabı açıklamaya devam etmiş, barış ve savaş günü demeden hizmetini kusursuz şekilde sürdürmüştür. O kadar ki, son sözünü söyleme, tebliğinin son halkasını oluşturma bahtiyarlığı içinde gözlerini şu fani hayata yummuştur.
Kur’ân nasıl açıklanır?
a) Gelişen kültür seviyesini, günlük olayları, mevcut şartları; dev adımlarla yoluna devam eden ilim ve teknikteki başarıları; toplumun sosyoekonomik yapısını, aile düzenini, halkın temayüllerini dikkate alarak yola çıkılır. Böylece Kurʹân’ın çok yönlü hüküm ve hikmetleri Hz. Peygamber’in (A. S. ) uyguladığı metot doğrultusunda kademeli biçimde çeşitli vasıtalarla teblîğ edilir.
b) Kurʹân’ın, toplum hayatını yönlendirme kudretini taşıyan bölümleri sevgi ve güven havası içinde genç dimağlara aktarılır. Bunun için çeşitli yayım organlarından istifade edilmeğe çalışılır.
c) Uzman mürşitler ve hocalar tarafından konferanslar, açık oturumlar ve sorulu cevaplı toplantılar düzenlenir. Dini temel esaslarıyla, genel hüküm ve kurallarıyla ele almasını bilmeyen yarım aydınların, dinî kültürü yeterince almamış, Kurʹân’ın sergilediği hüküm ve hikmetleri kavrayamamış bilgisi kıt din adamı geçinen bazı kişilerin bu sahada söz sahibi olmalarına fırsat verilmez.
d) İslâmiyeti basite ircaʹ edip onu şekilcilik kalıbına sokan cahillerin din adına ahkâm kesmelerine, fetvâ vermelerine göz yumulmaz.
e) Uzman ve yetenekli vâizlerin cami ve benzeri yerlerde vaaz etmeleri sağlanır. Cuma günleri Müslüman topluluğuna hitap eden cami hatiplerinin seçilmesine özen gösterilir. En yetenekli kişiler eğitilerek bu kutsal emanet kendilerine tevdi edilir.
Zira 44. âyetle Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ın parça parça; bölüm, bölüm indirilmesinin hikmetini bir cümlede özetliyerek şöyle buyuruyor: «Kendilerine parça parça indirileni insanlara açıklayasın diye Kurʹânʹı indirdik. »
O bakımdan Kurʹân’ın rahmet kapılarını kapatmak, onun teblîğ edilme ve insanlara açıklanma hikmetini göz ardı etmek anlamına gelir. İnkârcı maddecilerin durmadan Kurʹânʹa karşı çıkmaları, çeşitli yollardan ondaki İlâhî hükümlerin geçersizliğini iddia edip gelişmesini engellemeleri, dün olduğu gibi, bugün de sahnededir ve bundan sonra da sahnede olacaktır. Şüphesiz bu hak ile bâtılın sonu gelmiyen bir sürtüşme ve tartışmasıdır ki kıyâmete kadar sürüp gidecektir. Önemli olan, yukarıda sıraladığımız beş kanal üzerinde çalışılması ve İslâmʹın her yönüyle insanlık için rahmet ve huzur olduğunun anlatılmasıdır. Gerçek mü’minler kendilerini teblîğin bu düzeyine getirdikleri takdirde Cenâb-ı Hakk’ın mutlak surette onlara yardım edeceğini yine Kur’ân haber vermektedir.
Cenâb-ı Hakkʹın inkârcı azgınlara, sapık maddecilere mühlet vermesi, ilâhî proğramı gereğidir. Onlar küfürlerini zulümle, azgınlıkla ve ahlâksızlıkla birleştirip belli bir kerteye gelmedikleri sürece, aleyhlerine ilâhî emir inmez. Çünkü O, çok merhametli ve çok şefkatlidir. Kulları yürüdükleri yanlış ve tehlikeli yoldan dönüş yaparlar diye, onları birtakım günah ve isyânlarından dolayı hemen kahretmez..
İNKÂRCI SAPIKLARI İZLEYEN DÖRT BÜYÜK TEHLİKE
«Durmadan fena işler düzenleyip tuzak kuranlar, Allahʹın kendilerini yere batırmasından veya bilmedikleri bir yerden azâbın kendilerine gelmesinden güven içinde midirler? »
Kur’ân, Hakk’ın buyruklarına karşı gelip inkâr ve azgınlık gösteren sapıkları dört büyük tehlikenin adım adım izlediğine dikkatleri çekiyor ve böylece İlâhî rahmet gereği, onları -ölümlerinden önce dönüş yaparlar diye- uyarıyor.
1- Allahʹın onları yere geçirmesi; alaşağı edip zillet ve meskenete uğratması,
2- Farkına varmayacakları bir cihetten azabın gelivermesi; azılı bir düşman saldırısının başgöstermesi, şiddetli bir kasırga ve tayfunun onları çepeçevre kuşatıp yok etmesi,
3- Yeryüzünde güven içinde gezip dolaşırken ilâhî teʹdibin ummadıkları bir zamanda karşılarına çıkması,
4- İnen musîbetin, gelen felâketin kademeli biçimde onları yavaş yavaş törpüleyip tüketmeğe yönelmesi..
Birinci azâp: Eriştikleri makam ve itibarı kaybedip gözlerden ve gönüllerden düşmek suretiyle yerin dibine geçmeleri şeklinde de yorumlanabilir. Zira dünyada insanı sıkıp üzen en kötü azaplardan biri de, elde edilen nîmetlerin, makam ve şöhretlerin bir anda sıfıra müncer olmasıdır. Kişinin kalbinde Allah’a ve Âhiret’e imân cevheri yoksa, dayanma gücünü kaybedip intihara teşebbüs eder veya tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanıp mevcut nîmetleri de kaybetme bedbahtlığına uğrar.
İkinci azâp: Farkına varmadıkları halde, ummadıkları bir yerden bir savaşın, benzeri bir belânın gelip çatması veya tabii büyük bir felâketin başgöstermesi, şiddetli bir depremin vukuʹ bulması şeklinde yorumlanabilir.
Üçüncü azâp: Gezip dolaşırlarken ya sağlıklarını bozan, ya aile yuvalarını alt-üst eden, ya şeref ve haysiyetlerini sıfıra düşüren, ya da bir kargaşalığın ortaya çıkmasıyla toplumu tehdît ve huzursuz eden bir felâketle yorumlanabilir.
Dördüncüsü: Kanser, uyuşturucu ibtilâsı, Aids belâsı ve benzeri toplumu tehdit eden amansız bir derdin onları azar azar kemirip tüketmesi şeklinde yorumlanabilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, peygamberliğin önemi üzerinde duruldu. Her toplum ve milletin, huzurlu, güvenli ve inançlı bir hayat yaşayabilmeleri için peygamber öğüdüne muhtaç bulunduğuna işâret edildi.
Peygamber’in getirdikleri esas ve prensipleri ret ve inkâr etmekle kalmayıp onu büsbütün mefluç hale sokmak için çeşitli yollara başvuran, hile ve tuzak kuranların eninde- sonunda hüsrana uğrayacakları, İlâhî hükmün onlar hakkında ineceği hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, kâinat plânında yer alan eşyanın, bağlı bulundukları kanun ve proğram gereği Hakk’ın emrine başeğdikleri, hepsinin de yaratıldığı amaca yönelmek suretiyle Hakk’a secde ettikleri anlatılır. Göklerdeki meleklerin, yeryüzündeki canlıların ilâhî kudret ve azamet karşısında teslimiyet gösterdiklerine dikkatler çekilerek asıl kendisinden korkulmaya lâyık olanın Cenâb-ı Hak olduğu hatırlatılır ve böylece inkârcı azgınlar bir defa daha uyarılır.