MEÂLİ:
43- (Mısır) kralı dedi ki: «Ben rüyamda yedi semiz ineği yedi arık ineğin yediğini ve yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler; eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız, rüyamı yorumlayıp bana bilgi verin. »
44- Onlar, «bunlar birbirine karışmış neyin nesi olduğu bilinmiyen karmaşık rüyalardır. Biz böyle karışık rüyaların yorumunu bilen kimseler değiliz» dediler.
45- Zindandaki o ikisinden kurtulan adam, hayli zaman sonra Yusufʹu hatırladı da, «ben size bunun yorumunu haber vereyim, beni hemen (zindana) gönderin! » dedi.
46- (Adam zindana gönderilince), «Ey Yusuf, ey doğru sözlü arkadaş, bize yedi semiz ineği yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başak, diğeri de bir o kadar kuru başak... şeklindeki bir rüyanın yorumunu yap ki, insanlara döneyim de olur ki (senin değerini) bilip anlarlar» dedi.
47- (Yusuf ona) dedi ki: «Yedi yıl âdetiniz üzere devamlı ekersiniz; yiyeceğiniz için az bir şey ayırmanız dışında biçtiklerinizi başağında bırakın.
48- Sonra onun ardından yedi yıl sıkıntı ve kuraklık meydana gelecek, (Tohumluk için) sakladığınız az şeyin dışında, önce biriktirdiğinizi yeyip götürecek.
49- Sonra onun ardından bir yıl gelecek ki, halk yağmura kavuşacak ve o yıl içinde sıkıp sağacaklar.
50- Kral, «onu bana getirin! » dedi. Elçi Yusufʹa gelince, Yusuf ona, «Efendine dön de o kadınlara ne oldu da ellerini kestiler? diye sor. Şüphesiz ki Rabbim onların hile ve fendini bilendir. »
51- Kral o kadınlara: «Yusufʹu kendinize çekmek istediğinizdeki durum ne idi? » diye sordu. Kadınlar da «Hâşâ, Allah için biz onun aleyhine fenalıktan hiçbir şey bilmiyoruz» diye cevap verdiler. Aziz (vezir)in eşi, «Şimdi hak ortaya çıktı. Onunla ilişki kurmak isteyen ben idim ve şüphesiz Yusuf doğrulardandır» diyerek gerçeği anlattı.
52- Yusuf, «işte amacım, gıyabında ihânet etmediğimi ve Allahʹın hâinlerin hilesini başarıya eriştirmiyeceğini efendimin bilmesini ortaya koymaktı» dedi.
53- Nefsimi de temize çıkarmıyorum; çünkü nefs kötülüğü çokça emredendir; ancak Rabbimizin merhamet ettiği şey (nefisler) müstesnâ. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Biz (gönül yatışkanlığı sağlamak için) şüphelenmekte İbrahimʹden daha haklıyızdır. Hani o, (gönlünü iyice yatıştırmak için) «Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster» demişti. Allah Lûtʹa rahmet eylesin; o sağlam bir sığınağa yerleşmek istiyordu. Yusufʹun zindanda kaldığı kadar ben kalmış olsaydım, gelen elçiye hemen olumlu cevap verip (bir an önce) çıkmak ister, özür dilenmesini pek aramazdım. » (Buharî/enbiya: 11, tefsîr: 2/46- Müslim/iman: 238, fezâil: 152- İbn Mâce/fiten: 23- Ahmed: 2/326)
Açıklama:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu son cümleyle Yusuf Peygamberin ne kadar temkinli, sabırlı ve ince düşünceli olduğunu belirtmek istemiştir. Yoksa kendisindeki sabır, hikmet ve ince düşünce melekesi Yusufʹu çok gerilerde bırakacak kadar ileriydi.
«And olsun ki, yedi semiz ve bir o kadar arık inekten sorulduğunda, Yusufʹun gösterdiği sabır ve fazîlete hayret etmemek elde değil. Allah onu mağfiret buyursun. Eğer onun yerinde ben olsaydım, beni zindandan çıkartmaları şartıyla rüyalarını hemen yorumlardım da özür dilemelerini pek aramazdım. » (Abdurrezzak: İkrime’den - İbn Kesîr: 2/481)
«Eğer zindanda Yusufʹun kaldığı kadar uzun bir süre ben kalmış olsaydım, gelen elçiye hemen olumlu cevap verirdim. » (Tirmizî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
YUSUF PEYGAMBERİN ZİNDANDAN ÇIKMASINI KOLAYLAŞTIRAN SEBEPLER
Cenâb-ı Hak yüce sünnetiyle, eşsiz hikmetiyle Yusuf Peygamberi zindandan kurtarmayı ve onu temize çıkarıp lâyık olduğu yere oturtmayı murat etti. Onun için sebepleri harekete geçirip kolaylaştırdı. Yusuf ile birlikte zindana atılan iki gencin rüyalarını yorumlaması o sebeplerden biri idi. Gömleğinin arkadan yırtılmış olması bir diğer sebep olarak gerçekleşmişti. Zindanda iyice olgunlaşıp geniş tefekkür ve tecrübe sahibi olduktan sonra, devletin en üst kademesinde görevli kişilerin evinde ve hizmetinde bulunmak suretiyle Mısır halkının ihtiyaçlarını, idare edilme yöntemlerini, âdet ve geleneklerini, psikolojik yapılarını yakından öğrenerek olgun bir idareci vasıflarını da daha önce kazanmış bulunuyordu. Bu da sebeplerin bir diğer halkasını oluşturuyordu. Çektiği çileli hayat ise, onu insanlara karşı daha çok merhametli ve şefkatli bir düzeye getirmiş, Mısırʹda devlet çarkının işleyişini yakından izleme fırsatını bularak ağırlığını her yerde hissettirecek yeteneklerini iyice geliştirmişti.
Son olarak hükümdarın gördüğü rüya ve ev hanımının gerçeği itiraf etmesi, sebepler zincirini tamamlamış, Yusuf Peygamber için ikbal günleri başlamıştır.
YUSUF PEYGAMBERİN ZİNDANDAN ÇIKMAKTA ACELE ETMEMESİ
«Kral, onu bana getirin, dedi. Elçi, Yusufʹa gelince, Yusuf ona, «Efendine dön de o kadınlara ne oldu da ellerini kestiler? diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hile ve fendini bilendir. »
Kralın rüyasını yorumlamak için Yusuf’u çağırmaya gönderilen elçi, zindana gelince, Yusuf, bir an önce çıkayım diye hiç de acele etmedi; o bakımdan hemen olumlu cevap vermek istemedi ve âyette belirtildiği gibi, kendini iyice temize çıkarma, kadınların iftirada bulunduklarını kesin bir şekilde isbat etme yolunu seçti. Hadîslerde de belirtildiği gibi, o, cidden peygamberliğe yakışanı yaptı. Önce masum olduğunu kanıtlamayı, ondan sonra zindandan çıkmayı arzuladı. Bunun için acele etmedi, sabır ve temkinli olmayı elden bırakmadı. Hafiflikten, küçük düşürücü söz ve davranışlardan kesinlikle kaçındı. Nitekim bu hususta Sevgili Peygamberimizin (A. S. ) övgü dolu sözleri onun lehinde yeterli belge sayılır.
Neticede olaylar Yusuf Peygamberin arzusu doğrultusunda gelişti, acı ve ıstırapla başlayan bir hayat hep öyle devam etmedi. İman ve sabır gibi iki kuvvetli mânevî destek, zorlukları yenmeğe kâfi geldi..
RÜYA TABİRİ
Rüya bir bakıma iç dünyamızın aynasıdır. Aynı zamanda dış dünyamızla, hattâ fizikötesiyle irtibatımızı sağlayan bir ruh halidir. Bazı ilim adamları rüyanın gelecekle değil, geçmişle ilgili olduğuna inanırlar. Onlara göre, bir kimsenin rüyasını yorumlayabilmek için onun özel hayatına ait birçok hususları bilmek şarttır. Rüyaların anlamı onu gören kimsenin o âna kadar olan bütün hayatıyla ilgilidir. O bakımdan rüyaların, hattâ simgelerin anlamı bile görene göre değişir. Kur’ân ve Hadîslerde ise, rüyanın hem geçmişle, hem gelecekle ilgili olduğu belirtilir. Örneğin, zindanda Yusuf Peygamberʹin iki arkadaşının gördükleri rüyalar ile Mısır hükümdarının gördüğü rüya, geçmişle değil, bütünüyle gelecekle ilgilidir. Çoğumuzun da rüyalarının bir kısmının gelecekle ilgili olduğunu biliyoruz.
Gerçi gördüğümüz rüyaların önemli bir kısmı üzerinde dış olayların tesiri büyüktür. Ama rüyaların hepsi hakkında böyle diyemeyiz. Bunlar uykuda beynimizin bütün bütün uyumadığını gösterdiği gibi, ruhumuzun da faal duruma geçtiğini, ibrelerinden birkaçının Misal ve Melekût âlemleriyle irtibat sağladığını gösterir. Misal âleminde Adem Peygamber’den kıyâmet kopuncaya kadar olup biten, gelip geçen her şeyin birer misali sıralanmıştır. Bu da İlâhî ilmin mâlûmata tabi olduğunun hikmetiyle içiçedir. Misal âleminde dolaşan ruhun kendisi değil, ibrelerinden birkaçıdır. Çünkü ruh, girdiği bedende takdir edilen süreye kadar beklemek zorundadır. Yükselen ibresinin o âlemde sıralanan konu ve olayların görüntülerini çoğu zaman net biçimde görüp alması mümkün değildir. Onları karmaşık misaller şeklinde, bazan işâretler ve rumuzlar kılıfında görüp alır. O bakımdan rüyaların çoğunun yoruma ihtiyacı vardır. Yusuf Peygamberin yorumladığı rüyalar bunlardan bir kaç tanesidir. Kur’ân-ı Kerîm onun yorum şeklini bize bildirirken aynı zamanda rüya ve yorumu hakkında genel kurallar ve araştırıcılar için temel bilgiler vermektedir.
Anlaşıldığı gibi, rüyada üzüm sıkmak, içki sakiliğine; baş üstündeki ekmek kişinin ömrüne, kuşların o ekmeği yemesi, ömrün tükenmesine ve kuşların bir gün o kimsenin başının etlerini gagalayacaklarına; yedi arık ineğin yedi semiz ineği yemesi, yedi yıl kıtlık olacağına, daha önce de yedi yıl yetiştirdikleri buğdaylarını başakları içinde depo edip saklamalarına delâlet etmektedir.
Diğer bir hususu da belirtmemizde yarar vardır. Şöyle ki: Rüyaların bir kısmı, az yukarıda kısaca değindiğimiz gibi şuuraltı faaliyetlerinin eseridir. Şuur (bilinç) biz uyanıkken, hareketlerimizi düzenler. Şuuraltı ise, çeşitli düşüncelerin, duyguların, izlenimlerin saklanıp depo edildiği yerdir. Uyanıkken şuur, şuuraltının kapılarını kapalı tutar; uyku sırasında şuurun bu kontrolü kalkar, bu defa şuuraltının kapıları açılır. Böylece kapalı kalmış istekler, düşünceler, duygular birer hayal olarak dışarı çıkar. Bu gibi rüyaların yoruma pek ihtiyacı yoktur. Ama gelecekle ilgili olanların mutlaka taşıdığı birtakım bilgiler ve haberler vardır ki onları anlayabilmek için bu konuda uzman olan ilim adamlarına yorumlatmak gerekir.
BUĞDAYIN BAŞAĞINDA KORUNMASI
«(Yusuf ona) dedi ki: Yedi yıl âdetiniz üzere devamlı ekersiniz; yiyeceğiniz için az bir şey ayırmanız dışında biçtiklerinizi başağında bırakınız. »
Kurʹân ilgili âyetle, kolay ve az masraflı, uzun yıllar buğdayın saklanıp korunma yollarından birini açıklayarak bize ön bilgi veriyor. Bunun için silo, depo önermiyor. Çünkü bit ve parazitlerden koruyucu ilaçların keşfedilmediği bir çağda buğdayın uzun yıllar ambar ve depolarda korunması herhalde mümkün olmasa gerek. Ama başağında bırakılan buğdayın o vaziyette havadar kapalı bir yerde korunmasının mümkün olduğu anlaşılıyor. Nitekim bazı evlerde başaklardaki taneler alınmadan buğdaylar saplarıyla birlikte süs eşyası yapılarak duvarlara asılır ve bir kaç yıl bozulmadan durumunu aynen muhafaza eder. Nitekim çiçeklerden bir çoğunun da durumu buna yakındır, tohumlarının kendi yuvalarında uzun süre korunduğunu biliyoruz. Zira yuvanın silisli olan üst tabakası oldukça dayanıklıdır. Kurʹânʹdaki açıklamadan, buğdayın da kendi tabii yuvasında, diğer bir tabirle yatağında beş, altı yıl dayanabileceği anlaşılıyor.
Depo, ambar ve benzeri yerlerde ise, buğdayın korunması için asit düzeyinin sağlanmasına ve gerektiği gibi fermantasyona elverişli karbonhidrata ihtiyaç vardır. O gün için bunların sağlanması ve uygulanması söz konusu olamazdı. O nedenle Yusuf Peygamber en kolay saklama ve koruma usûlünü aldığı ilhâma dayanarak tavsiye etmiştir.
BAZI İHTİYAÇ MADDELERİNİN DEPOLANIP KALDIRILMASI
Kur’ân’da ilgili âyetle ihtikârdan çok farklı bir anlam taşıyan bazı gıda maddelerini piyasaya sürmeyip depolamaktan, onun yarar ve cevazından söz edilmektedir. İhtikâr ortalıktaki darlıktan, arz ve talep dengesinin bozulmasıyla bir maddeye karşı talebin artmasından yararlanarak ve piyasada sıkıntı yaratıp fazla kâr sağlama amacını güderek ihtiyaç maddelerini toplayıp stoklamak ve iyice talep artıp sıkıntı başlayınca fahiş fiatla el altından satmak anlamına gelir. Kur’ânʹda bahsedilen stoklama ise, bu amaca yönelik değil, ileride doğacak sıkıntıyı hafifletmeye yönelik bir tedbirdir. Devlet eliyle ihtiyaç fazlası gıda maddelerini toplayıp depolamak, bir bakıma fırsatçı muhtekirlere imkân vermemektir; bir bakıma da fakirleri, ihtiyaç sahiplerini korumak ve sıkıntıları gidermektir.
Nitekim ilim adamları Kurʹânʹda yer verilen bu tür stoklamanın üç yönlü yararı üzerinde durmuşlardır:
a) İhtiyaç fazlası gıda maddelerini değerlendirmek,
b) İhtiyaç zamanında vatandaşları sıkıntıdan kurtarmak,
c) Fırsatçıların, vurguncu muhtekirlerin vatandaşları sömürmelerini önlemek..
İŞÇİNİN GÜVENİLİRLİĞİ
Kur’ân’da Yusuf Peygamber’in kıssasının önemli ve ibretli safhaları kademe kademe anlatılırken, çalıştığı ve ekmek yediği yere, kuruma ve iş yerine ihanetin hiç kimseyi başarıya eriştirmiyeceği, feyiz ve rahmete kapı açmayacağı çok duyarlı ve anlamlı bir ifadeyle belirtilmekte ve sadakatin, güvenilirliğin müstesna tablosunu çizip sunan Yusuf Peygamber örnek olarak gösterilmektedir. Şüphesiz ki bu, işçiyle işveren arasındaki ihtilafları, dengesizlikleri ve gereksiz tartışmaları önlemeye yönelik bir uyarı taşır. İşveren, işçinin emeğinin karşılığını noksansız ödediği, işçi de aldığı ücret karşılığında emek verip doğru iş yaptığı takdirde Hakkʹın rızasını tahsîl etmek yoluna girmiş olurlar ve öyle bir iş yerinde Allah’ın feyiz ve rahmeti, bereket ve inayeti hep kendini hissettirir.
Nitekim Yusuf Peygamber’in kölelik veya hizmetçilik yıllarında ekmeklerini yeyip, iyilik ve ihsanlarını gördüğü aileye sadakatsizlik etmemek, ihanette bulunmamak için çok duyarlı davrandığını, o yüzden zindana girmeyi tercîh ettiğini, Kur’ân öğüt alınacak bir davranış ve düşünce modeli olarak zikretmektedir. Onun bu doğruluk ve ahde vefalığına, sadakat ve bağlılığına mükâfat olarak, Cenâb-ı Hak onu Mısırlıʹların göz bebeği yapmış, onu ülkenin azizi kılmıştır. Şüphesiz ki, Hz. Yusufʹun bu insancıl duygusunu, fazîlet anlayışını nakleden Kurʹân, şu âyetle onun eriştiği mutlu sonucu ve sağladığı başarıyı haber vermektedir.
NEFSİ TEMİZE ÇIKARMAYA GAYRET ETMEMEK
«Nefsimi de temize çıkarmıyorum; çünkü nefis kötülüğü çokça emredendir. Ancak Rabbımın merhamet ettiği şey (nefisler) müstesnâ.. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. »
Bu sözün vezirin karısına mı, yoksa Yusuf Peygambere mi ait olduğu üzerinde durulmuştur. İkisinin de böyle bir itirafta bulunması makuldur; ancak Yusuf Peygamberin alçak gönüllülük göstererek insan nefsinin fıtrî yapı ve ölçüsünü, karakter ve eğilimlerini belirtmesi açısından konuya bakılırsa, daha sıhhatli bir sonuca varılmış olur. Şöyle ki: Başta vezirin karısı olmak üzere, Yusufʹu gören, sadakat ve iffetinin lekesizliğini anlayan yüksek sosyetenin, kadınlık vakar ve edebini, hicap duygusunu bir tarafa itip doğruyu söyleyecek kadar asalet örneği ortaya koymaları, şüphesiz ki Yusuf Peygamberi fazlasıyla etkileyip duygulandırmış olacak ki, o da onları teselli etmek için şu sözleri söyleme fazîletini göstermiştir: «Nefsimi de temize çıkarmıyorum; çünkü nefis kötülüğü çokça emredendir.... »
Bu bizim yorumumuz. Allah ise, daha iyisini bilir..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Yusuf Peygamberin ruhundaki asalet, kalbindeki köklü iman ve irfan, düşüncesindeki sadelik ve berraklık, duygularına hâkim olan takvâ ve Allah’a tevekkülün, ona parlak bir gelecek hazırladığı anlatıldı. Allahʹın ondan yana olan plân ve proğramının kusursuz şekilde hedefine ulaştığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Yusuf’un (A. S. ) bilgi ve irfanını, sadakat ve fazîletini keşfeden kralın özel ilgisi konu ediliyor. Sonra da Yusuf Peygamberin, kralın asıl maksadını anlayınca, kendisinin Mısır mâliyesinin başına getirilmesini, böylece ülkenin ekonomik yapısını yönlendirmeyi, sosyal adâleti sağlamayı arzuladığına dikkat çekilerek, ona istediğinden çok fazla yetki verildiği kapalı bir anlatımla belirtiliyor ve böylece Allah’ın onu hem dünyada, hem de âhirette mükâfatlandırdığı hatırlatılıyor.