Ahzab Suresi 41-44. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًا وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلًا هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلٰٓئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَرِيمًا

43.

Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin.

Diyanet İşleri

42.

O'nu sabah akşam tespih edin.

43.

O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü'minlere çok merhamet edendir.

44.

Allah'a kavuşacakları gün mü'minlere yönelik esenlik dileği "Selam"dır. Allah, onlara bol bir mükafat hazırlamıştır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

41- Ey imân edenler! Allahʹı çokça anın.

42- Sabah ve akşam Oʹnu tesbîh edin.

43- O Allah ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, O da, me­lekleri de üzerinize rahmet ve gufran indirir. O, müʹminlere oldukça mer­hametlidir.

44- Oʹna kavuşacakları gün sağlık ve esenlik dilekleri, «Selâm»dır. Allah onlara çok şerefli, göz-gönül doldurucu mükâfat hazırlamıştır.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

- «Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberʹi rahmet ve bereketle anar; Ona rahmet ve bereket indirirler» meâlindeki âyet inince, ashab-ı kirâm­dan bir kısmı kendilerinin de böyle bir rahmet ve berekete mazhar olma­larını temenni ettiler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl Li-Nisabûrî)

İLGİLİ HADÎSLER

«Size, o yegâne hükümdarınız (olan Allah) yanında amellerinizin en hayırlısını, en nezih ve kabule lâyık olanını; derecelerinizi en çok yüksel­tenini; en çok altın ve gümüş verilmekten size daha hayırlı olanını; düş­man ile karşılaşıp onların boynunu vurmanızdan daha hayırlı bulunanını ha­ber vereyim mi? »

Bunun üzerine ashab-ı kirâm:

«Evet, ya Resûlellah! » deyince şöyle buyurdu:

«Azîz ve Celîl olan Allahʹı anmak..: » (Tirmizî/zühd: 14, daavat: 4, 20, 113- İbn Mâce/edeb: 53, zühd: 3)

«Allahım, beni sana en çok taʹzimle şükreden; öğüdüne en çok kulak verip uyan; zikrini en çok yapan; tavsiyeni en çok tutan eyle.. » (Tirmizî/daavat: 113- Ahmed: 2/317, 477)

«Ashab-ı Kirâm’dan biri sordu:

- Ya Resûlellah! insanlardan hangisi daha hayırlıdır? Resûlüllâh (A. S. ) ona şu cevabı verdi:

- Ömrü uzun, ameli güzel olan kimse... » (Tirmizî/zühd: 21, 22- Dâremî/rikak: 30- Ahmed: 4/188- 5/40, 43, 44, 47, 48, 49, 50)

Bir başkası sordu:

- Ya Resûlellah! İslâmî hükümler ve tavsiyeler çoğaldı. Bana bir şey ile emret ki, ona yönelip devam edeyim? Resûlüllâh (A. S. ) ona şöyle bu­yurdu:

- Dilin Allahʹı anmakla hep ıslak bulunsun.. (Tirmizî/daâvat: 4- İbn Mâce/edeb: 53).

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, çocuğunu göğsüne basıp emziren esir bir kadın gördü. Ashabına:

- Ne dersiniz, bu kadın gücü yettiği halde çocuğunu ateşe atar mı?

Onlar da:

- Hayır, atmaz, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurdu:

- Allahʹa and olsun ki, Cenâb-ı Hak kullarına bu kadının çocuğuna olan merhametinden çok daha merhametlidir. (Buharî/edeb: 18- Müslim/tevbe: 22- İbn Mâce/zühd: 35)

ZİKRİN ÖNEMİ VE DİNDEKİ YERİ

«Ey imân edenler! Allah’ı çokça anın.. »

Zikir: Sözlük olarak, anmak, övgü mahiyetinde dile getirilen söz mâ­nasına geldiği gibi, şeref manasına da delâlet eder. (z) harfinin ötresiyle düşünmek manasına kullanılır.

Terim olarak: Allah’ı hatırlayıp ya kalp, ya da dil ile anmak anlamın­da yaygındır.

Zikrin dindeki yeri, hem çok geniş, hem de çok önemlidir. Zira içinde zikir bulunmayan bir ibâdet yoktur. O bakımdan diyebiliriz ki, zikir ibâde­tin tuzu ve mayasıdır.

Nitekim İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

- Cenâb-ı Hak kullarına ne kadar bir vecibeyi emretmişse, mutlaka ona bir sınır da koymuş ve özür sahiplerine gerektiğinde o vecibeyi bir sü­re bırakma ruhsatı da tanımıştır. Ancak zikir bu genellemenin dışındadır; ona ne bir sınır koymuş, ne de özür sâhiplerine o hususta ruhsat verilmiş­tir. Meğer ki kişi cinnet getirmiş ola..

İşte Cenâb-ı Hakk’ın, «çokça zikredin» emri bunu yansıtmakta, insan hayatının her bölümünün zikirle süslü olmasını istemekte ve zikrin insanı en iyiye, en doğruya yönlendirici rol oynayacağını ilhâm etmektedir.

Nitekim Âl-i İmrân Sûresi 191. âyette bu inceliğe değinilerek şöyle buyurulmaktadır: «O akıl sahipleri ki, ayakta, otururken ve yatarken Allah’ı anarlar.. » Bu durumda Allah da, melekleri de o kullarını rahmet ve gufran­la, feyiz ve bereketle anarlar. Öyle ki, Allah, insanı küfür ve şüphe karan­lığından uzaklaştırıp imân ve irfan aydınlığına kavuşturur; zikrin nuruyla onun içini ve dışını mânevî ışığa kavuşturur.

MÜ’MİNLERİN ÖLÜRKEN VE ALLAHʹA KAVUŞURKEN GÖRECEĞİ İLTİFAT

«Oʹna kavuşacakları gün sağlık ve esenlik dilekleri «selâm»dır. Allah onlara çok şerefli, göz gönül doldurucu mükâfat hazırlamıştır. »

Ashab-ı Kirâmʹdan Beraʹ b. Âzib (R. A. ) diyor ki: «Âyette geçen (selâm) dan maksat, meleklerin mü’minlerin ruhunu alırken (selâm size olsun) de­meleridir.

İbn Mesʹûd (R. A. ) da diyor ki: «Ölüm meleği müʹminin ruhunu almaya geldiğinde, ona: (Rabbin sana selâm ediyor) der. »

İlim adamlarından bir kısmına göre: Müʹminler kabirlerinden kalkıp mahşer alanına sevk edilecekleri zaman melekler onlara güven telkîn et­mek amacıyla selâm verirler.

İster ölüm anında, ister ruhunu teslim ederken, isterse kabirden kaldı­rılırken meleğin müʹmine selâm vermesi, mutluluk ve kurtuluşun işâreti, İlâhî selâmete kavuşmanın beşareti sayılır. Nitekim âyetin son kısmında buna işâretle, «Allah onlara çok şerefli, göz gönül doldurucu mükâfat ha­zırlamıştır» müjdesi yer almakta ve selâmın neye kapı açacağına atıf ya­pılmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ı anmanın önemi ve yararı üzerinde durul­du. Bu düzeyde hayatını yönlendiren mü’minlerin ölüm anında veya kabir­lerinden kalktıklarında meleklerin selâmına mazhar olacakları haber ve­rildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in insanlardan yana beş özellikle gönderildiği konu edilmekte ve bu açıdan mü’minler müjde­lenmektedir. Arkasından mü’minlerin birbirlerine dost ve destek olmaları­na işâret edilmekte, kâfir ve münafıklara uymamaları tenbîh edilerek yol gösterilmekte ve öylece Allah’a güvenip dayanmaları istenmektedir.