MEÂLİ:
41- İnsanların elleriyle işledikleri (bilgisizce) işlerden, fenalıklardan dolayı karada ve denizde fesât ortaya çıktı. Allah da, belki (pişmanlık duyup) dönerler diye işlediklerinin bir kısmının (cezâsını) onlara (Dünyaʹda) tattıracak.
42- De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da önce gelip geçenlerin sonunun ne olduğunu bir görün! Onların çoğu Allahʹa eş-ortak koşanlardı.
KARADA VE DENİZDE FESADIN ORTAYA ÇIKMASI
«İnsanların elleriyle işledikleri (bilgisizce) işlerden, fenalıklardan dolayı karada ve denizde fesat ortaya çıktı.. »
Bu âyet üzerinde farklı yorumlar yapılmıştır. Kanaatımca, geçmiş çağların birtakım olaylarıyla yorumlandığı gibi, çağımızın da getirdiği olaylara ve yeniliklere göre yorumlanmasında bir sakınca yoktur. Çünkü Kurʹân bütün çağları ve milletleri muhatap edinerek indirilmiştir. O halde her çağa ışık tutacak, yön verecek ve yönlendirecek kudreti ve mükemmelliği kendinde taşımaktadır.
Yukarıdaki âyeti bu açıdan ele alıp yorumladığımız takdirde karşımıza şu tablo çıkar:
a) Milletlerin kendi haklarına razı olmayıp sınırlarını genişletmek, başkalarını sömürmek için karada ve denizde çıkardıkları kanlı savaşlar,
b) Deniz sahili ülkelerde hayat ve besin kaynağı olan denizi kirletip istifade edilmez duruma getirmek; karada ise havayı kirletmek, ormanları kesip veya yakıp yok etmek; yeşil alanları, ziraate elverişli toprakları yağma edip üzerinde çeşitli tesisler kurmak ve bir beton yığını haline getirmek,
c) Kara ve denizde bilgisizce avlanıp, insanların yarar ve mutluluğu için yaratılan hayvanların neslini tüketmek veya iyice azaltmak sözü edilen tabloda yer alan elim olaylardan birkaçıdır.
Cenâb-ı Hak bu ölçüsüzlüğün ve bilgisizce müdahalenin iki ayrı cezasına dikkatleri çekiyor. Biri dünyada, diğeri ise âhirette gerçekleşir. Dünyadaki ceza, tabiatın dengesini bozup kendimizi zehirlememiz, birtakım felâketlere hazır duruma getirmemiz ve yararlı kaynakları heba etmek suretiyle kendimizi veya gelecek nesilleri açlığa ve sefalete sürüklememizdir. Âhiretteki ceza ise çok daha acı ve şiddetli olacaktır.
Son olarak buna nükleer olayları ilâve edersek, Kurʹânʹın beyânıyla insanın kendi eliyle işlediği fesadın nasıl bir dengesizlik doğuracağını anlatmaya gerek görmüyoruz.
Çağlar boyunca insanoğlu bir yandan dünyayı bayındır hale sokmaya çalışırken, bir yandan da tabiatın dengesini yer yer bozmaktan geri kalmamış ve bir önceki kuşağın işlediği bu cinayet ve tahribatın cezasını bir sonraki kuşaklar çekmiştir. İlmin ve tekniğin ilerlemesiyle bu tahribat daha da çoğalmıştır ve çoğalmaya devam da etmektedir.
YERYÜZÜNÜ İBRETLİ ADIMLARLA GEZMEK, SEBEPLERİ İNCELEYEN BİR GÖZLE TARAMAK
«De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da önce gelip geçenlerin sonunun ne olduğunu bir görün! Onların çoğu Allahʹa eş-ortak koşarlardı. »
Karada ve denizlerde fesat çıkaran, sorumsuzca davranıp İlâhî düzeni tahribe çalışan ve üstelik aşırı nankörlük içinde Cenâb-ı Hakkʹa karşı gelen milletlerin eninde sonunda yıkılıp yok edildikleri İlâhî sünnet gereğidir. Gezip onların kalıntılarını görmek, yıkılan medeniyetlerini incelemek ve yıkılış sebeplerini bulup tesbit etmek emredilirken, tarihin bir gün yine tekerrür edeceği dolaylı şekilde hatırlatılıyor. Sonra da araştırıcılara bu konuda ipucu verilerek şöyle buyuruluyor: «Onların çoğu Allah’a eş-ortak koşarlardı. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
İnkâr ve azgınlıkları, nankörlük ve ahlâksızlıkları sebebiyle yıkılıp yok edilen milletlerden geriye kalan harabelerin gezilip görülmesi ve böylece yıkılış sebeplerinin tesbiti emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmet olayı henüz meydana gelmeden Tevhîd İnancı’na dönülmesi ve ona göre Cenâb-ı Hakkʹa ibâdet edilmesi emrediliyor. Buna uymayıp inkârda ısrar edenlerin kendilerine haksızlık edecekleri hatırlatılarak kurtuluş yolu gösteriliyor. Sonra da Allah’ın birliğine ve kudretinin sınırsızlığına delâlet eden belgeler sıralanarak akla malzeme veriliyor.