Yusuf Suresi 30-42. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَاَتُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا اِنَّا لَنَرٰيهَا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَرًا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِنَ الصَّاغِرِينَ قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي اِلَيْهِ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِلِينَ فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى حِينٍ وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي اِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ يَاصَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّٓا اِيَّاهُ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ يَاصَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَاَنْسٰيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ

41.

Şehirde birtakım kadınlar, "Aziz'in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

Diyanet İşleri

31.

Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf'a, "Çık karşılarına" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. "Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir" dediler.

32.

Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: "İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak."

33.

Yusuf, "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum" dedi.

34.

Rabbi, onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

35.

Sonra onlar, Yusuf'un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.

36.

Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz" dedi.

37.

Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."

38.

"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."

39.

"Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı?"

40.

"Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."

41.

"Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir."

42.

Yusuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, "Efendinin yanında beni an", dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

30- Şehirde (olayı duyan soylu) kadınlar, «Aziz (vezir)in karısı deli­kanlısıyla ilişki kurmak için onu kendine dâvet ediyormuş; ona olan aşkı yüreğinin derinliğine işlemiş. Doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde gö­rüyoruz» diye (dedikodu yapmışlardı).

31- Kadınların dedikodu mahiyetindeki fısıldaşmalarını işitince on­ları dâvet edip kendileri için dayalı-döşeli yer hazırladı. Sonra da (gelen) kadınlardan herbirinin (eline) bir bıçak verdi ve (Yusufʹa seslenerek) «çık karşılarına! » dedi. Onlar Yusufʹu görünce, onu kendi gözlerinde iyice bü­yüttüler de (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve «hâşâ, Allahʹı tenzih ederiz, bu bir insan değil, ancak güzel-çekici bir melektir» dediler.

32- Azizin karısı onlara: «İşte beni, hakkında kınadığınız delikanlı bu! Yemin ederim ki, ben ilişki kurmak için bunu kendime çağırdım, fakat o iffet gösterip çekindi. Ama benim kendisine emrettiğimi yapmıyacak olursa, herhalde zindana atılacak, aşağılanıp perişanlığa sürüklenenlerden olacak» dedi.

33- (Bunun üzerine Yusuf) dedi ki: «Rabbim! zindan bana bunların dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir ve eğer sen, bu kadınların hile ve fen­dini benden çevirmezsen, olur da onlara meyleder de câhillerden olabili­rim. »

34- Rabbisi onun duâ ve isteğini kabul buyurdu da kadınların hile ve fendini ondan çevirdi. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.

35- Kadının âilesi (Yusuf’un iffet ve nezahetine delâlet eden) birçok delil ve belgeleri gördükten sonra, yine de onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.

36- Yusuf’la beraber zindana iki genç daha girmişti. Onlardan biri, «Rüyamda şarap (için üzüm) sıktığımı gördüm» dedi. Diğeri ise, «Ben de kendimi, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor şeklinde gördüm» dedi. «Bize bunun yorumunu haber ver; çünkü biz seni iyi kişi­lerden biri olarak görüyoruz» (dediler. )

37- (Yusuf onlara) dedi ki: «Sizin yiyeceğiniz yemek size henüz gel­meden rüyanızın yorumunu yapıp size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği hususlardandır. Şüphesiz ki ben, Allahʹa imân etmeyen ve Âhi­reti inkâr edip duran bir topluluğun dinini bıraktım.

38- Atalarım İbrâhim, İshâk ve Yâkub’un dinine uydum. Allahʹa her­hangi bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz. Bu da Allah’ın bize ve insan­lara iyilik ve ihsânıdır. Ne var ki insanların çoğu şükretmezler.

39- 40- Ey zindan arkadaşlarım! (Ayrı ayrı isimler altında bir sürü) dağınık, tutarsız tanrılar mı hayırlıdır, yoksa Bir ve Kahhar olan Allah mı? Allahʹı bırakıp taptığınız şeyler, sizin ve atalarınızın isimler uydurdukları birtakım (putlardır) ki, Allah onların (haklılığı) hakkında hiçbir belge ve kanıt indirmemiştir. Hüküm Allahʹa aittir; O, ancak kendisine tapmanızı emretmiştir. İşte en sağlam ve doğru din de budur! Ama ne var ki insan­ların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.

41- Ey zindan arkadaşlarım! Size gelince, biriniz efendisine şarap sunacak. Diğeriniz ise asılacak da kuşlar başının etini yiyecek. İşte hak­kında fetvâ (yorum) istediğiniz şey olup bitmiştir; (İlâhî kaza ve hüküm yerini mutlaka bulacaktır). »

42- Yusuf, ikisinden kurtulacağını sandığı (ya da kesinlikle bildiği) kişiye: «Efendinin yanında beni an! » dedi. Ama şeytan ona efendisine an­mayı unutturdu da Yusuf bu sebeple birkaç yıl daha zindanda kaldı.

İLGİLİ HADÎSLER

Miʹrac gecesi Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, üçüncü semaya yükseldi­ğinde Yusuf Peygamber ile karşılaştığını belirtirken şöyle buyurmuştur: «Bir de ne göreyim, güzelliğin yarısı ona verilmiştir! » (Ebû Ya’lâ - Müslim - Ebû Nuaym - Keşfu’l-Hafa ve Müzîlü’l-İlbas: 1/143)

Açıklama:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in Yusuf Peygamber’in ruhuyla karşılaştı­ğı ve fiziksel güzelliğin her bakımdan ruhta tecelli ettiğine şâhit olduğu be­lirtilmektedir. Böylece su, konulduğu kabın şeklini aldığı gibi, ruh ta gir­diği bedenin şeklini almakta ve bir daha o sureti kaybetmemektedir.

«Yusuf ile anasına güzelliğin yarısı verilmiştir! » (Ebû Ya’lâ - Müslim - Ebû Nuaym - Keşfu’l-Hafa ve Müzîlü’l-İlbas: 1/143)

«Doğrusu Yusuf ile anasına dünya ehlinin güzelliğinin üçte biri veril­miştir. » (İshak b. Rahuye: İbn Mes’ud’dan - İbn Cerîr: el-Hasan’dan murselen rivâyet etmiştir. Senedi sahihtir.)

«Yedi kimse var ki, Allahʹın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulun­madığı bir günde Allah onları kendi gölgesinde gölgelendirir:

1. Adâletle iş gören hükümdar,

2. Allahʹa ibâdet ve kulluk düzeyinde yetişip gelişen genç,

3. Dışarı çıkınca, tekrar dönünceye kadar kalbi camiye bağlı kalan adam,

4. Allah için sevişip bir araya gelen ve yine (o sevgi üzere) ayrılan iki adam,

5. Sağ eliyle verdiği sadakayı, sol elinden gizleyerek veren kimse,

6. Kendini, soylu güzel bir kadının nefsini tatmin için dâvet ettiğin­de, «Ben, Allahʹtan korkarım» diyen adam,

7. Kimselerin bulunmadığı bir yerde Allahʹı anıp gözleri yaşla dolan kimse.. » (Buharî/menakıb: 29, imân: 3- Müslim/zekât: 29- Ebû Dâvud/cihad: 97- Nesâi/zekât: 2, bey’at: 25- İbn Mâce/fiten: 9- Ahmed: 2/161, 191, 227, -4/ 100, 163- 5/109, 110, 111, 152, 158, 169- 6/395)

DEDİKODUYU ÖNLEYİP. AİLENİN ŞEREFİNİ KORUMAK

«Kadının ailesi (Yusufʹun iffet ve nezahetine delâlet eden) birçok delil ve belgeleri gördükten sonra, yine de onu bir süre zindana atmayı uygun buldular. »

Vezirin veya valinin hanımı, olayın aristokratlar arasında duyulmasına üzüldü ve fakat kalbini bir türlü Yusuf’tan koparamıyarak zor durumda kal­dı; sonunda soylu geçinen hanımları evine davet edip Yusufʹun ne kadar dayanılmaz olduğunu göstererek onları da aynı fitneye düşürmeyi plân­ladı. Gelen hanımlara yemek ve meyvalar ikrâm edildi. Hanımlar ellerinde bıçak meyva yerlerken, ev sahibesi olan hanım, Yusuf’u çağırdı. İçeri gi­rince kadınlar bir anda şaşırıp onun güzellik, zerafet, edep ve yüksek ter­biyesi karşısında küçüldüler: Bu bir insan değil, çok güzel bir melektir, di­yerek bu hayret ve şaşkınlık içinde meyvaları rastgele keserken ellerini yaraladılar. Hepsinin de kalbi ve gözü Yusufʹa bağlanıp kaldı ve böylece vezirin veya valinin hanımına hak verdiler.

Plân başarılı olmuş, evin hanımı kısmen de olsun kendini dedikodunun dışında tutmayı becermişti. Ne var ki, bir şeyin şuyuu vukuundan beterdir. Sonunda halka karşı aileyi temize çıkarmak için Yusuf’u zindana attırmayı uygun buldular.

ZİNDANI TERCÎH

«Bunun üzerine Yusuf dedi ki: Rabbim! Zindan bana bunların dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir.. »

Namus ve şerefin, sadakat ve bağlılığın, edep ve terbiyenin Allah kor­kusuyla birleşip bütünleştiği yerde, kimsenin onu bozmaya, saptırmaya herhalde gücü yetmez. Ne para, ne makam, ne de güzel kadının öylesinin nazarında değer bulması söz konusu değildir. Nitekim bu irfana erişen Yusuf Peygamber, Allah’ın haram kıldığı, nefsin eğilim gösterdiği bir suç ve günahı işlemektense, günahsız olarak zindana girmeyi seçmiş ve bir an bile tereddüt etmemiştir.

Her vesileyle kendisine haram olan kadınlara meyletmekten ve ca­hiller gibi olmaktan, sapıklar gibi davranmaktan Allahʹa sığınmış ve Oʹnun yardımını dilemiştir.

NEFSİ ESİR TUTMAK, RUHA SALTANAT KAPISINI AÇAR

Yusuf Peygamber gençliğine rağmen kendisini fitneye düşürecek şey­lerden sakınmak sûretiyle nefsini alt etmesini bilmiş ve sadece yenmekle de yetinmeyip zindanı tercîh ederek onu mahkûm etmiş ve bu mazhari­yet içinde ruhunu esaretten kurtarmıştır. Şüphesiz ki ruhun hürriyete ka­vuşturulması, hem dünyada, hem de âhirette mutlu yaşamanın yolu ve ha­bercisi sayılır.

ZİNDANDAN KURTULMASINI SAĞLAYAN SEBEPLERİN OLUŞMASI

Kulun iradesi Allah’ın irâdesine tabi olup, tam bir tevekkül, teslimiyet ve mahviyet havası içinde İlâhî imdadın kendisine uzanacağına inanarak başına gelen felâketlere sabrederse, Cenâb-ı Hak, kurtuluştan yana se­bepleri oluşturmaya başlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, masum olan Yusuf’u bir süre zindanda tutup ruhen daha çok gelişip yücelmesini, olgunlaşıp bir­takım tecrübeler edinmesini dilemiş ve ortamı hazırlayınca da oradan çık­masını sağlamıştır. Yusuf ile beraber zindana atılan iki kişinin rüya gör­mesi, Yusuf Peygamberin isabetli şekilde yorumlaması, bir süre sonra hü­kümdarın çok düşündürücü bir rüya görmesi ve yorumlayacak bir kimse araması hep bu ortamı oluşturan sebeplerdir.

YUSUF PEYGAMBERİN ZİNDANDA İRŞAT GÖREVİNİ SÜRDÜRMESİ

«Ey zindan arkadaş­larım! (ayrı ayrı isimler altında bir sürü) dağınık, tutarsız tanrılar mı hayır­lıdır, yoksa Bir ve Kahhar olan Allah mı?... »

Yusuf Peygamber’in günlük yaşayışı, ölçülü davranışları, edep ve ter­biye yansıtan sözleri, her şeyin üstünde Allah’a olan teslimiyeti, zindanda­ki arkadaşları üzerinde çok olumlu tesirler meydana getirmişti. O yüzden arkadaşlarının ona karşı güven ve hayranlık duydukları, ilgili âyetlerin an­latımından sezilmektedir. Gördükleri rüyayı ona anlatıp yorumlamasını is­teyen iki kişiyi bu arada irşat etmeyi ihmal etmemiş; putperest olan kendi milletini terkettiğini; ataları İbrâhim ve İshâk’ın dinine uyduğunu, Allahʹa hiçbir şeyi ortak koşmanın kendilerine aslâ yakışmıyacağını belirtirken, bü­tün bu güzel inanç ve ahlâkın Allah’ın büyük bir lutuf ve ihsanı olduğunu anlatmış ve arkasından şunları eklemiştir:

Bir olan, gücü ve kudreti her şeye yeten, saltanatıyla kâinatı tasarru­fu altına alan Allah mı hayırlıdır, yoksa ayrı ayrı isimler altında dağınık, düzensiz irili ufaklı bir sürü putlar mı? O putları siz insanlar ellerinizle yon­tup şekillendirmişsinizdir. Allahʹın sizden yana bu hususta cevaz verecek bir delil, belge ve buyruğu var mıdır? Unutmayın ki, hüküm Allah’a aittir. O, kendisinden başkasına kullukta bulunup ibâdet etmenizi emretmemiştir. İşte en sağlam din ve dindarlık budur. Ne yazık ki insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.

Bütün bunlar, mü’minlerin görevini hatırlatmaktadır. Allah’a ve O’nun dinine hizmet için zaman ve zemin aramak, vakit kaybetmekten başka bir şeye yaramaz. Mü’minler her hâl-ü kârda irşat ve teblîğ görevini, -günün şartlarını, usûl ve erkânını dikkâte alarak- yürütmekle emrolunmuşlardır. Onun için cami, pazar, okul, hastane, hapishane diye bir ayrım söz konu­su değildir. Allahʹın emirlerini Oʹnun kullarına ulaştırmakta şu kadar insan, bu kadar cemaat diye bir sınır da konulmamıştır. Bir insanı doğru yola irşat edip Allahʹın hidâyetine mazhar olmasına sebep olmak, güzel amel­lerin en güzelidir. Aynı zamanda bir aileye İslâm’ın nurundan bir ışık tut­maktır ki, bunun ileride birçok feyizli sonuçları gerçekleşebilir.

Anlaşıldığı gibi, Yusuf Peygamber zindanda iki kişiyi irşat ile meşgul olurken, bunu ne küçümsemiş, ne azımsamış, ne de ihmal etmeyi düşün­müştür. Kendi derdine düşüp de yüce ve çok şerefli bir hizmeti unutma­mış veya ihmal etmemiştir. Yerine göre konuşmuş, kişilerin bilgi ve kül­tür seviyesine göre bir yol izlemiştir. Rüyalarını yorumlarken onların yat­kın halini anlamakta gecikmemiş ve o açıdan giriş yaparak Tevhît inancıʹnı kalp ve kafalarına işlemeye çalışmıştır.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz daha zor şartlar ve imkânsızlıklar içinde birkaç köle ve fakiri İslâmiyete ısındırmanın yollarını araştırmış, gece-gün­düz demeden engelleri aşmak için insan üstü denebilecek kadar gayret ve mesai sarfetmiştir. Bütün bunları yaparken, günün şartlarını, mevcut orta­mı, elindeki vasıtanın azlığını, davanın alabildiğine büyüklüğünü dikkatten uzak tutmamıştır.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin az imkânlarla insan hayalini aşacak öl­çü ve anlamda büyük ve kalıcı bir inkılap yaptığını; dinleri, dilleri, renkle­ri, karakterleri, âdet ve gelenekleri ayrı olan yüzlerce kavim ve kabileleri, millet ve toplulukları, aile ve aşiretleri LÂ İLÂHE İLLÂLLAH, MUHAMMEDʹÜN RESÛLÜLLÂH sancağı altında toplayarak bir olan Allah’a inan­malarını ve yalnız Oʹna ibâdet etmelerini, kendi aralarında kardeş olup bir­lik ve dirlik sağlamalarını gerçekleştirmiştir. Dünya tarihinde bunun bir benzeri feyizli, hayırlı ve kalıcı ikinci bir inkılâp yoktur.

O bakımdan Kur’ân-ı Kerîmʹde, Yusuf Peygamberʹin namus ve iffet duygusu, edep ve terbiye ölçüsü anlatılırken hapishanede irşat görevini ihmal etmediğine atıf yapmakta ve bununla, Resûlüllah’ın (A. S. ) Mekkeʹ­deki son yıllarının bir zindan hayatından daha kötü şartlar altında bulun­duğuna işâretle, az da olsa bir kıyas yapmamız ilhâm edilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Yusuf Peygamber’in zinayla zindan arasında bir tercîh yapmaya zorlandığı ve onun zindanı tercîh ederek kalbine ve ruhu­na günah kiri bulaştırmadığı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın Yusuf Peygamberden yana olan plân ve proğramının kusursuz uygulandığı ve sonunda Mısır hükümdarının gör­düğü önemli bir rüyayı sadra şifa verecek şekilde yorumlamasıyla zindan hayatının sona erdiği konu ediliyor. Arkasından Allah’ın hâinlerin hile ve düzenlerini başarılı kılmayacağı belirtilerek, doğrunun, namuslunun ve Hak’tan yana olanın eninde, sonunda İlâhî inâyete mazhar kılınacağına işâ­ret edilerek Mekkeʹde köpüren zulüm ve azgınlığın yakın gelecekte gücü­nü kaybedeceği, Allah yolunda hizmet verip bin bir mihnete katlananların Allahʹın yardımına erişip, küfrü bulunduğu azgınlık kalesinden alaşağı ede­cekleri kapalı şekilde anlatılıyor.