MEÂLİ:
4- (Evlendiğiniz) kadınlara mehirlerini güçlük çıkarmadan gönül rızasıyla verin. Eğer onun bir kısmını kendi arzularıyla size bağışlarlarsa, onu rahatlıkla, içinize sinerek yeyin.
İLGİLİ HADÎSLER
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz nikâh akdinde SİGAR yapmayı yasakladı. » (Sahih-i Buharî - Müslim: İbn Ömer (R. A. )dan)
ŞİĞAR: Aralarında bir mehir koymaksızın iki tarafın, kızlarını birbirine nikâhlamak üzere yaptıkları akiddir.
«Şartlardan noksansız yerine getireceğinizin en haklısı, kadınları kendinize helâl kıldığınız mehirdir. » (Sahih-i Buharî - Müslim: Akabe bin Âmir (R. A. )den)
KADIN HAKLARINI KORUMA
Yetim kızlara vasîlik edip mallarını yemek için onlarla evlenen Arapların bu haksız tutumu yerildikten ve gereken hüküm bildirilerek yetimlerin malı ve canı korunduktan sonra Kur’ân kadın haklarına dikkatleri çekip nikâh akdinde onlara tanınan bir haktan söz ediyor: Nikâhlanan kadına -ister yetim, ister câriye, ister hür, ister dul olsun- günün şartlarına ve kadının aile ve sosyal durumuna göre emsali dikkate alınarak kendisine MEHR vermek vâcibdir. Hiç bir erkek kadının bu hakkını vermemezlik edemez. Hattâ karısına bu hususta borçlu bulunan erkek öldüğünde, kadın gönül rızasıyla bağışlamadığı takdirde, hayır konusunda hiçbir vasiyyeti yerine getirilmez. Çünkü İslâm şeriatına göre: Ölen bir kimsenin geriye bıraktığı mal ve servetinden önce tekfîn ve teçhize harcanır, sonra insanlara olan borçları ödenir. Sonra da vasiyyetleri -bıraktığı servetin üçte birini geçmiyorsa- yerine getirilir. O halde borçlar ödenmeden hayırla ilgili vasiyyetler hiçbir zaman yerine getirilmez. Kadının mehri, kocası üzerinde bir borçtur.
O halde kadınlara tanınan bu hakkın âile ve sosyal hayatımızda önemli yeri ve birçok yararları vardır:
a) Erkeklerin kadınlara karşı koruyucu destek olduğunu ve Allahʹın onlara doğuştan sunduğu üstünlüğü en iyi biçimde kullanmaları gerektiğini hatırlatmak,
b) Yeni bir hayata başlayan kadını büsbütün malî dayanaksız bırakmıyarak, onu bu yönden de desteklemek,
c) Nîmetin külfetsiz olmadığını, evlenmenin de bir takım külfetlerinin bulunduğunu bu hakla da anlamak,
d) Mehrin bir bağış değil, dinin belirlediği bir hak olduğuna, bu hususta kadının kocasına karşı bir eziklik veya küçülme, aşağılanma duymasına gerek olmadığına, hakların karşılıklı bir anlam taşıdığına açıklık getirmek,
e) Erkeğin zorlayıcı bir sebep olmadığı halde keyfi boşamasını engellemek..
Bütün bunlar hem kadın haklarını korumayı, hem onların kadınlık vakar ve onurunun zedelenmemesini içerir. Genç kuşağın dinî yönden de eğitilmesinin lüzumu her zaman için geçerlidir. Kadın haklarına saygılı olmayan veya bu konuda yeterli bilgi almayan, âile yuvasından amacın ne olduğunu düşünemeyen erkeklerin mahkeme eşiklerini aşındırmaları sosyal bir hastalık halinde sürüp gitmektedir.
FIKHÎ YÖNÜ
«Kadınlara mehirlerini güçlük çıkarmadan gönül rızasıyla verin. »
M E H R: Evlenirken nikâh akdinde erkek tarafından kadına şer’î bir hak olarak verilen paradır. Mehr-i muaccel, nikâhta hemen verilen para; mehr-i müeccel, boşanma veya ölüm halinde verilmesi kararlaştırılan para..
Mehir, yukarıda da’ açıkladığımız gibi, yeni bir hayata adım atan kadın için malî bir destek, tutunacak bir imkândır. İslâm bu vesileyle de kadın haklarını korumuştur. Konumuzu oluşturan âyet, mehrin vücubuna delâlet eder. Bunda icmâ’ vardır. Ancak Irak fukahasından bir kısmı, efendi kendi kölesiyle câriyesini evlendirecek olursa, o takdirde mehir gerekmez, demişlerdir. Halbuki âyetin zâhiri böyle bir takyit ya da istisnaya uygun değildir. Mutlak bir hüküm ifâde etmektedir.
Mehrin belli bir tavanı yoktur. Ama tabanı müctehit imamlar tarafından tesbit edilmiştir. Nitekim ileride de belirteceğimiz gibi, Hz. Ömer (R. A. ) kadınların sadakı (mehri)ni en çok 12 okiyye olarak belirledi, Resûlüllahʹın bu ölçüde mehir verdiğini hatırlattı. Bunun üzerine İslâm hanımlarından biri kalkıp şöyle itirazda bulundu: «Ya Ömer! Allah’ın bize verdiğini sen kısmak istiyorsun. Kur’ân’da «Boşamak istediğiniz kadına bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın.. » buyurulmuyor mu?. » Bunun üzerine Ömer (R. A. ) İlâhî hükmü hatırladı ve: «Kadın uygun olanı ifade etti. Ömer ise hatâya düştü.. » (Tefsîr-i Kurtubî: C. 5/99) dedi.
Hakları en iyi koruyan ve zayıfların elinden en çok tutan, şüphesiz ki Allah ve Peygamberidir. İslâm, haklı olduğu sürece zayıftan yanadır.
MEHRİ KIZIN VELİSİ VEYA VASİSİ ALABİLİR Mİ?
Arap cahiliyye devrinde olduğu gibi, bugün de İslâm ülkelerinin Kurʹânʹa bilgisiz ve ilgisiz kalınmış kesimlerinde evlenen kadınların mehrini velileri almakta ve böylece her bakımdan desteklenmesi gereken âilenin bu ferdinin ilk adımda hakkı gasbedilmekte, tutunacak küçük bir dal ondan esirgenmektedir. Araplar mehir olarak daha çok deve aldıklarından, kız çocuğu dünyaya gelen âileye, «deveniz çoğaldı!. » denirdi. Günümüzde «Başlık» adı altında alınan para da ölçüyü aşmadığı, İslâm âdetine uyduğu takdirde, mehirden başka bir şey değildir. Çünkü mehir için belli bir tavan yoktur. Kur’ân’da yukarıdaki âyetle, evlenen kızın öz hakkı olan mehrinin hem kocası, hem velisi tarafından alınması haram kılınmıştır. Ancak kadın gönül rızasıyla mehrinin ya tamamını, ya da bir kısmını kocasına veya velisine bağışlarsa, bunda bir sakınca yoktur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kadın ve yetim haklarına temas edildi. Bu husustaki İlâhî hükümler açıklandı. Aşağıdaki âyetle, gerek veli ve âile reisinin, gerekse vasînin, hayatının dayanağı sayılan malını çarçur edecek, gereksiz biçimde harcayacak kişilere vermemesi, âile bütçesini bizzat kendisinin tanzim edip yürütmesi emrediliyor.