Ahzab Suresi 4-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓـِٔي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا اَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

4.

Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.

Diyanet İşleri

5.

Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

4- Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamış; zihârda bulunduğu­nuz eşlerinizi de anneleriniz (gibi) kılmamıştır. Evlâtlıklarınızı da öz oğul­larınız yapmamıştır. Bunlar ağızlarınızda dolaşan (hüküm ifade etmiyen) sözlerinizdir. Allah hakkı söyler ve doğru yolu gösterir.

5- Evlâtlıkları babalarına nisbetle çağırın. Bu, Allah yanında daha âdil, daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar, dinde kar­deşleriniz ve yakın dostlarınızdır. Bu hususta işlediğiniz hatâdan dolayı size bir vebâl yoktur. Ama kalplerinizin kasdettiği şeylerde vebâl vardır. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz namaz kıldırırken hafif bir ayak hareketi gösterip elini ileriye doğru uzatıp çekti. Bunun üzerine arkasında namaz kılmakta olan münafıklar: «Görmüyor musunuz, Muhammedʹin biri bizimle, biri de onlarla (cinler veya meleklerle) ilgili bulunan iki kalbi vardır» diye fısıldaştılar. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Ahmed b. Hanbel: İbn Abbas (R. A. )dan)

Küçük yaşta Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in himayesine alınıp O’nun terbiyesinde yetişip büyüyen Zeyd b. Hâris’e için «Muhammed’in (A. S. ) oğlu» deniliyordu. Bunun üzerine dördüncü âyet indi. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/466)

İLGİLİ HADÎSLER

«Kim bildiği halde kendini babasından başkasına nisbet ederse, cen­net ona harâm olur. » (Buharî/menakıb: 5, ferâiz: 29- Müslim/imân: 112, 114, 115, ıtık: 21, vasaya: 5, velâ’: 3- Daremî/siyer: 82, ferâiz: 2- Ahmed: 2/118, 5/38, 46)

«Kim babasından başkasının evlâdı olduğunu iddia eder veya efen­disinden başkasına kendini nisbet ederse, Allahʹın kıyâmete kadar peşpeşe devam eden lâneti onadır. » (Buharî/menakıb: 5, ferâiz: 29- Müslim/imân: 112, 114, 115, ıtık: 21, vasaya: 5, velâ’: 3- Daremî/siyer: 82, ferâiz: 2- Ahmed: 2/118. 5/38, 46)

Buharîʹnin tesbitine göre: Abdullah b. Ömer (R. A. ) şöyle demiştir:

«Doğrusu Hârise oğlu Zeyd, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin azatlı kö­lesi idi; ama (Udʹuhum li-abâihim.. ) âyeti ininceye kadar biz onu, (Muham­medʹin oğlu Zeyd) diye çağırırdık. » (Buharî)

BİR ADAMIN İÇİNDE İKİ KALP YARATILMAMASI

«Allah bir adamın içinde iki kalp ya­ratmamış.. »

İlim adamları ve ünlü tefsîrciler bu âyetin delâlet ettiği mana ve hü­küm üzerinde farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Onları kısaca şöyle sıra­layabiliriz:

a) Bir adamın kalbinde hem Allah’a imân, hem de inkâr birleşemez.

b) Bir adamın kalbinde hem Allah ve Peygamber sevgisi, hem de Al­lah ve din düşmanlarının sevgisi biraraya gelemez.

c) Bazı istisnalarla her kişinin içinde bir kalp yaratılmıştır; iki kalp değil.

Bu yorumlardan birinci ve İkincisi âyetin delâlet ve hikmetine daha uygun kabul edilmiştir.

ZİHÂR VE TAŞIDIĞI HÜKÜM

«Zihârda bulunduğunuz eşlerinizi de anneleriniz (gibi) kılmamıştır.. »

Câhiliye devrinde adam kendi karısına kızıp «sen bana anamın sırtı gibisin» der ve bu yüzden karısı bir bakıma anası gibi olur, bir daha ara­larında karı-koca ilişkisi kalmaz ve kadın o sebeple perişan olurdu.

Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyetle bu çirkin âdeti kaldırıp daha İnsanî ve âdil hükümler koydu. O türlü bir söz sarfetmekten dolayı erkeğin kendi eşine dönmesinde bir sakınca olmadığını, ancak bunun için keffaret ver­mesi gerektiğini belirterek kadının vakar ve kişiliğinin zedelenmesini veya çiğnenip ilgisizliğe itilmesini önledi.

Zihâr, böylece İslâm’da fıkhî bir terim olarak yer aldı ve şu anlamda kullanılarak yaygınlaştırıldı: «Adamın kendi karısını, nikâhı kendisine ebe­diyen haram olan bir kadına (annesine veya kızkardeşine.. ) veya o kadının bakılması câiz olmayan bir organına benzetmesidir. »

Zihârın hükmü:

Zihârda bulunan kimsenin, keffaret verinceye kadar eşiyle cinsel te­masta bulunması veya cinsel temasa yol açan davranışlarla yaklaşması haramdır. Keffaret vermeden temasta bulunursa, büyük günah işlemiş olur. Bu durumda hem tevbe ve istiğfarda bulunması, hem de belirlenen keffare­ti vermesi gerekir.

Zihârdan dolayı keffaret üç kademeden biriyle gerçekleşir:

1- Malî imkânı ve gücü bulunduğu takdirde bir köle azat eder..

2- Buna malî imkânı yetmezse, iki ay üstüste oruç tutar.

3- Buna yaşı ve sağlığı müsait olmadığında altmış fakiri doyurur.

Görüldüğü gibi, İslâm Dini, cahiliyet âdetini değiştirirken iki zayıf un­suru birden korumayı plânlamıştır: Kadının vakar ve kişiliğini çiğnenmek­ten koruyup kurtarmak ve toplum içindeki fakirleri himâye ederek yardım sağlamak.

BAŞKASINA AİT ÇOCUĞU EVLÂT EDİNMEK DOĞRU MUDUR?

«Evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır. Bunlar ağızlarınızda dolaşan (hüküm ifade etmi­yen) sözlerinizdir.»

Yine Cahiliye devrinde yetimleri, kimsesizleri, esir çocukları evlâtlık edinirler ve birbirlerine vâris olurlardı. O yüzden gerçek vâris olan hısım­lar mirastan mahrum edilirdi. Bu sebeple de yakınlar arasında soğuk bir hava eser ve ciddi bir kaynaşma olmazdı. İslâm Dini gelince kademeli şe­kilde ve pedagojik bir metod uygulayarak cahiliye devrinin kötü âdetlerini yavaş yavaş kaldırdı; yerine, fert, aile, toplum, genel ahlâk ve faziletten yana yeni hükümler koydu.

Onlardan biri de şüphesiz «evlâtlık edinme» âdetidir. Araplar buna «tebennî» derlerdi. İlgili âyetle himayeye alınan yetimlerin ve kimsesiz ço­cukların baba ve annelerinin kimler olduğunun kendilerine bildirilmesi em­rediliyor. Dil alışkanlığı dışında onlara «oğlum», «kızım» denilmesi câiz görülmüyor.

İslâmiyet neden bu âdeti yasaklamıştır?

Yukarıda kısmen değindiğimiz gibi, bunun birtakım sebep ve hikmet­leri söz konusudur:

a) Gerçek mirasçıların hakkını başkalarına vermemek,

b) Hısımlık haklarını en âdil düzeyde tutmak,

c) Neslin karışmasını, hısımların tanınmaz hale gelmesini önlemek,

d) Her insanı öz babasına ve anasına nisbet edip onun kişiliğine ve soyuna saygı göstermek,

e) Baba ve anası belirsiz olanlara «piç», «veled-i zina», «neseb-i gayri sahîh» gibi isimler takmamak, onlara «kardeşim, dostum» gibi onur verici sıfatlar kullanmak..

Ana-babası bilindiği halde bunu çocuktan gizler de kendini ona öz babası, eşini de öz anası olarak tanıtırsa, adam bu tutumuyla ileride tela­fisi çok zor problemlerin doğmasına sebep olur. Zira evlâtlık edindiği er­kek çocuk, bir gün gelir de farkına varmadan kendi kızkardeşiyle veya nikâhı kendisine müebbeden haram olan bir kadınla evlenebilir.

Bunun için Cenâb-ı Hak mü’minleri bu konuda hem uyararak, hem de aydınlatarak şöyle buyurmaktadır: «Evlâtlıklarınızı babalarına nisbetle ça­ğırın. Bu, Allah yanında daha âdil, daha doğrudur. Eğer babalarını bilmi­yorsanız, artık onlar dinde kardeşleriniz ve yakın dostlarınızdır. Bu husus­ta işlediğiniz hatâdan dolayı size bir vebal yoktur. Ama kalplerinizin kasdettiği şeylerde vebal vardır. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet eden­dir. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, zihâr ve evlâtlık edinme gibi âile hukukunu ya­kından ilgilendiren konulara yer verilerek İlâhî hükümler açıklandı.

Aşağıdaki âyetle, Peygamberʹin (A. S. ) müʹminlere çok yakın olduğu, kalbinin onlardan yana merhamet ve şefkatla dolup taştığı belirtiliyor. Son­ra da Peygamber (A. S. )ın zevcelerinin mü’minlerin anaları sayıldıklarına dikkatler çekilerek aradaki münasebetin ölçüsü belirleniyor ve arkasından miras hukukunda hısımların haklarının korunması üzerinde duruluyor.