MEÂLİ:
37- Ve ona (Muhammedʹe) Rabbinden bir başka âyet (herkesi inandırıcı muʹcize) indirilseydi ya, derler. De ki: Allahʹın bir âyet (muʹcize) indirmeye mutlaka gücü yeter. Ne var ki onların çoğu (bu yüce kudreti ve İlâhî sünneti) bilmezler.
38- Yeryüzünde yürüyüp hareket eden her hayvan, kanatlarıyla uçan her kuş, sizin gibi birer ümmettirler. Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık ve ihmal de etmedik. Sonunda (hepsi de) Rablerine haşrolunurlar.
39- Âyetlerimizi yalanlıyanlar ise, karanlıklar içinde bir sürü sağırlar ve dilsizlerdir. Allah dilediğini doğru yoldan saptırır; dilediğini de dosdoğru yol üzerinde bulundurur.
İLGİLİ HADÎSLER
«Eğer köpekler de ümmetlerden bir ümmet olmasaydı, öldürülmelerini emrederdim. » (Ebû Dâvud/edahî: 22 - Tirmizî/sayd: 16, 17 - Nesâî/sayd: 10 - İbn Mâce/sayd: 2 - Dâremî/sayd: 3 - Ahmed: 4/85 - 5/54, 56, 57)
«Allah ilk önce kalemʹi yarattı ve ona «yaz! » dedi. Kalem «ne yazayım? » diye sordu. Allah, «Kıyâmete kadar olmuş, olacak her şeyi yaz» diye buyurdu. Kalemʹin mürekkebi kurudu, sahifeler dürülüp kaldırıldı. » (Buharî/talâk: 11, hudud: 22 - Ebû Dâvud/hudud: 17 - Tirmizî/hudud: 1 Nesâî/talâk: 21 - İbn Mâce/talâk: 15 - Ahmed: 1/116, 118, 140, 155, 158 - 6/100, 101)
«Kıyâmet günü mutlaka hakları asıl sâhiplerine ödiyeceksiniz; hattâ boynuzsuz koyunun hakkı boynuzlu koyundan (kısas yapılarak) alınacaktır. » (Müslim/birr: 60 - Tirmizî/kıyâmet: 2 - Ahmed: 2/235, 301, 323, 372, 411)
«(Miʹrac Gecesi) Cebrâil benimle yükseldi, derken öyle bir düzeye geldim ki, kalemlerin gıcırtı seslerini duydum. » (Buharî/sâlât: 1, enbiyâ: 5 - Müslim/imân: 263 - Ahmed: 5/144)
Bu hadîsin izahı, Enʹâm Sûresi 17. âyetin tefsirinde yapılmıştır.
SUSTURUCU VE İNANDIRICI BİR MUʹCİZE
«Ve Oʹna (Muhammedʹe), Rabbinden bir başka âyet indirilseydi ya, derler. »
İnkârcılar, maddeciler; herkesi susturacak ve her görenin inanmasını sağlıyacak nitelik ve özellikte bir muʹcize istiyorlardı. Oysa, hakiki imân, muʹcizeden ziyâde, anlayış, kavrayış, akl-i selîm, sağduyu, irâde ve idrâk meselesidir. İnsan, akıl ve zekâ denilen mânevî gücünü kâinat kitabına çevirip, İlâhî kudretin yüceliğine delâlet eden satırları, kelimeleri bir bir incelediğinde Yaratanına daha çok yaklaşmış olur. Varlık âleminde sergilenen eşsiz ve benzersiz âyet ve belgelerin karşısında durup düşündüğünde imânı artar ve olgunlaşır.
İşte kendini, kendi irâde ve aklıyla bu düzeye getirebilen bir mü’minin başka bir muʹcizeye ihtiyacı kalmaz. Çünkü kâinat ve ondan bir parça sayılan insan mu’cizelerle dolup taşmaktadır. İnsan beyninin hafıza merkezinde milyarlarca eşyanın şekli, rengi ve özelliği, sesi ve hareketinin tüm ayrıntılarıyla muhafaza edilmesi, kâfi bir muʹcize değil midir? Kör ve sağır maddenin bu kadar mükemmel bir cihaz yaratması mümkün müdür?
Kendini bu düzeye getirmiyen inkârcılara istedikleri mu’cizeyi getirmenin ne yararı olabilir? İnkâr karanlıklarında irâdesini kaybeden beyni yıkanmışların ne görecek gözleri, ne işitecek kulakları kalmıştır.
Hem onların istediği bir muʹcize indiği takdirde, inansalar bile böyle bir imânın ne değeri olabilir? Çünkü akıl ve irâde, idrâk ve iz’an ürünü değildir. Allah katında en makbul imân, sözü edilen yeteneklerin ürünü olanıdır. İnen mu’cizeye inanmadıkları, yani yine tatmin olmadıkları takdirde, onlara en şiddetli azâbı hazırlar ki, buna dayanmak çok zordur.
Görülüyor ki, onların istediği nitelikte bir mu’cize indirmek ve sonra da inanmadıkları takdirde onları şiddetli bir azâba uğratmak, İlâhî rahmet ve sünnete ters düşmektedir. Bu bakımdan arzuları yerine getirilmemiştir.
HAYVANLAR DA SİZİN GİBİ BİRER ÜMMETTİRLER
«Yeryüzünde yürüyüp hareket eden her hayvan, kanatlarıyla uçan her kuş, sizin gibi birer ümmettirler. »
Allahʹın varlığına, birliğine inanmak için delil, büyük mu’cizelerden sayılan insanın kendi yaratılışıdır. İnkârcılara bu yetmiyorsa, güneş sistemi, dünyanın bu sistem içinde plânlı, hesaplı, ölçülü ve düzenli hareketleri hatırlatılıyor. Bu da yetmiyorsa, yerde hareket halinde olan ve havada uçan hayvanlara dikkat edilmesi, tavsiye ediliyor.
Canlılardan her türün belli bir amaca yönelik yaratıldığı muhakkak. Boşuna ve gereksiz hiçbir şeyin yaratılmadığı da bilimsel araştırmalarla kesinlik kazanmıştır. Her canlı, türünün özelliğine ve kalıtım yoluyla gelen niteliklere göre, kendi hayatını devam ettirmekte, milyonlarca yıl önce ilk yaratılan babalarının yaptığını -hiç şaşırmadan, yanılmadan- Allah’ın sunduğu içgüdüyle sürdürmektedir. Aklı eren veya aklını kullanabilen kişiler için bunlar birer inandırıcı âyetler değil midir? Zoolojiyle uğraşan ilim adamlarının bugüne kadar yaptıkları tesbitler, akıllara durgunluk verecek hikmet ve esrarı beraberinde taşımaktadır.
Ya havada uçan kuşlar? Uçabilmeleri için kemiklerinin iliksiz olması, yağmurlu havalarda ıslanmamaları için vücutlarının ince bir yağ salgılamasıyla tüylerinin kaygan hale gelmesi Allahʹın yüce kudretini yansıtan muʹcizeler değil midir?
Evet, onlar da bizim gibi birer ümmet.. Yaradanı bilmekte, Onun sünnetine uymakta, Oʹnu tesbih etmekte, içgüdüsüyle ibâdetini yerine getirmekte, birbiriyle anlaşıp üremekte, âile yuvası oluşturmakta, neslini korumakta, rızkını elde etmeğe çalışmakta, büyüyüp ölmektedirler.
Küfür karanlığında, madde ve şehvet çukurunda bir ömür tüketen körler ve dilsizler bütün bu harikaları düşünecek, anlayacak, âlemlerin Rabbini tanıyacak ruha sahip değillerdir. Allah ise, varlık âlemine yerleştirdiği sünnetine uyanları doğru yola eriştirir, uymayanları sapıttırır.
KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK
«Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. »
Burada KİTAP denilince, genel anlamda anlaşılan iki kapak arasındaki kitap hatıra gelmemelidir. Daha çok iki önemli husus üzerinde durmamızı gerektirmektedir: Birincisi «UMMÜʹL-KİTAP = LEVH-İ MAHFUZ, diğeri Allah kelâmı KUR’ÂN-I KERÎM. Üçüncü bir ihtimalle de, KÂİNAT KİTABI akla gelebilir. Çünkü varlık âleminin kendisi baştan sonuna kadar İlâhî kudret kalemiyle çizilip hazırlanmış, yazılıp düzenlenmiş muhteşem bir kitaptır.
LEVH-İ MAHFUZ = Korunan Yazılı Levha, Kalem-i Aʹlâ = En Yüce Kalem’in «yaz! » emriyle kıyâmete kadar olmuş olacak her şeyi bu levhaya yazıp sonuca bağlamasıyla gerçekleşmiştir. Böylece mürekkebi kurumuş ve yazılan Levha kaldırılmıştır. (En’âm sûresi: 17. âyetin tefsirinde gerekli açıklama yapılmıştır)
«Allah ilk önce kalemi yarattı ve ona, yaz! dedi. Kalem, ne yazayım? diye sordu. Allah, Kıyâmete kadar olmuş, olacak her şeyi yaz! diye buyurdu…» (Kaynağı az yukarıda gösterildi.) meâlindeki hadîs ile, «Bilmezmisin ki Allah mutlaka gökte ve yerde olanları bilir. Şüphesiz ki, bunların hepsi kitapʹda (yazılı)dır ve bunlar elbette Allahʹa pek kolaydır. » (Hac sûresi: 70) âyeti ve «Ömrü uzayanın ömrünün uzaması ve ömrü kısalanın ömrünün kısalması, mutlaka Kitapʹta (yazılı)dır. Şüphesiz ki bu da Allah’a göre çok kolaydır. » (Fâtır sûresi: 11) âyeti, LEVH-İ MAHFUZ denilen Kitab’a işârettir.
Allah’ın ezelî ve ebedî ilmi her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Varlık âleminde olmuş, olacak her şey eksiksiz oraya kaydedilmiştir. Bu, İlâhî ilmin malûmata = bilginin bilinene tabi’ olması anlamında yorumlanır. O nedenle herkes yaptığından sorumludur.
Kurʹân-ı Kerîm ise, yeryüzünde yaşıyan insanların dünya ve âhiretlerini mutlu edecek hükümleri, emir ve tavsiyeleri, esas ve prensipleri kendinde toplayan bir Kitap’tır. Bu nedenle onda hiçbir eksiklik bırakılmamıştır. Ne var ki her devirde yeni yeni açıklamalar istiyen, her çağa hitap ettiği için bulunduğu çağa ait kapısının açılmasını fısıldıyan bir kitaptır. Bu kitabın büyük ilim adamlarına, ciddi araştırıcılara, samimi müʹminlere kapısı her zaman açıktır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle, inkârcıların ölçüsüz muʹcize isteklerine dokunuldu, İlâhî kudrete inanmıyanlar, varlık âlemindeki milyonlarca muʹcizeyi göremediklerine göre, isteklerine uygun indirilecek bir muʹcizeye de inanmıyacakları hatırlatıldı. Sonra yeryüzünde hareket halinde olan hayvanlarla havada uçan kuşlara dikkatler çekildi, her türün ayrı bir ümmet olduğu belirtilirken, İlâhî kuvvet ve kudretin her hayvanın varlığında ışıl ışıl kendini hissettirdiğine işâret edilerek mu’cizelerin her gün yüzlerce misâlinin gözlerimizin önünde dönüp dolaştığı haber verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, küfredenlerin Allah’ı, âhireti, Peygamber ve Kitabʹı inkâr da etseler, doğuştan içlerinde din ve Allah duygusunun mevcut olduğu açıklanıyor. Bir felâket anında dinsizlerin ve inkârcıların ister istemez Allah’ı hatırlayıp kurtuluş dileğinde bulunacakları, düşündürücü bir delil olarak gösteriliyor. Böylece insan aklını ve mantığını harekete geçirmenin yol ve yöntemi üzerinde duruluyor.
Bütün günah ve isyanlara rağmen refah ve mutluluk insanların üzerine dökülüp geliyorsa, bunun sonunun acı bir felâket olacağı haber veriliyor. Ola ki, inkârcılar tuttukları yanlış yoldan dönerler.