Kehf Suresi 32-44. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔا وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ قَالَ مَا اَظُنُّ اَنْ تَبِيدَ هٰذِهِٓ اَبَدًا وَمَا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبِّي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ اَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًا لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبِّي وَلَا اُشْرِكُ بِرَبِّي اَحَدًا وَلَوْلَا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاءَ اللّٰهُ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًا فَعَسٰى رَبِّي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَاءِ فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا اَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا وَاُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَا اَنْفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَالَيْتَنِي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبِّي اَحَدًا وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًا هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا

37.

Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.

Diyanet İşleri

33.

Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

34.

Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: "Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm."

35.

Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum."

36.

"Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum."

37.

Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah'ı inkar mı ediyorsun?"

38.

"Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."

39-40.

(39-40) "Bağına girdiğinde 'Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır' deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak haline geliverir."

41.

"Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile."

42.

Derken bütün serveti helak edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş haldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım.."

43.

Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.

44.

İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah'a mahsustur. O'nun mükafatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

32- Onlara iki adamı misâl olarak ver: Birine iki üzümbağı vermiş ve ikisinin de etrafını hurmalarla çevirmişiz ve aralarında ekin meydana getirmişiz.

33- O iki bağ da yemişlerini verdi, hiçbir şey eksik bırakmadı ve ikisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

34- O adamın ayrıca geliri de var. O sebeple arkadaşıyla yüzyüze konuşurken ona dedi ki: Doğrusu ben hem malca senden zenginim, hem de aile fertleri bakımından senden daha aziz ve şerefliyim.

35- 36- Kendine yazık ederek bahçesine girdi ve «bu bahçenin hiç­bir zaman bozulup yok olacağını sanmıyorum; Kıyâmetʹin kopacağını da zannetmiyorum. Ama eğer Rabbime döndürülürsem, bunun yerine daha hayırlısını bulurum» diyordu.

37- Arkadaşı onunla konuşurken cevap verip dedi ki: «Seni önce topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp sonra da seni düzenleyip bir adam şekline sokan (Rabbini) mi inkâr ettin? »

38- «Ama ben (derim ki) O Allah, benim Rabbimdir, hiçbir şeyi Rabbıma ortak koşmam.

39- Bahçene girdiğin zaman beni malca ve evlâdca kendinden az görsen bile, maşaallah, kuvvet ancak Allah iledir, demeli değil miydin?

40- 41- Olabilir ki Rabbim bana senin bahçenden daha hayırlısını ve­rir ve seninkinin üzerine gökten bir âfet indirir de kaygan-verimsiz bir yere dönebilir veya suyu çekiliverir de artık bir daha onu arayıp bulamazsın. »

42- Beklenen oldu, meyvasını (felâket) her taraftan çevirdi. Sabah­layıp durumu görünce, ona harcadığına karşı ellerini oğuşturarak (hayıflanıyordu). Bahçesi ise, çardakları çökmüş bir görünümdeydi. «Ah keşke Rabbıma hiçbir şeyi ortak koşmasaydım! » diyordu.

43- Ona Allah’tan başka yardım edecek bir çevre ve topluluğu da yoktu; kendi kendine yardım edecek durumda da değildi.

44- İşte burada sâhiplik, kuvvet ve yardım Hak olan Allah’a aittir. O sevabca da, cezâca da (en âdil) en hayırlıdır.

İNİŞ SEBEBİ

Mekke’nin Beni Mahzûn kabilesinden biri mü’min, diğeri kâfir iki kar­deş hakkında indiği rivâyet edilir.

Bir başka rivâyete göre, âyetler, el-Fezarî kabilesinden Uyeyne b. Hısn ile Ashab-ı Kirâm’dan Selmân el-Fârisî ve arkadaşları hakkında in­miştir. (Lübabu’t-te’vîl: 3/197 - Tefsîr-i Kurtubî: 10/399)

İmam Kurtubî’ye göre, ilgili âyetler, Peygamber (A. S. ) Efendimiz ile Mekke halkı hakkında inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 10/399)

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah bir kuluna aile, mal ve evlât ile nîmet verir, o kul da «maşaallah! kuvvet ve kudret ancak Allah iledir» derse, ölüm dışında ona bir afet dokunmaz. » (İbn Mâce/edeb: 55- Ahmed: 2/403)

«Seni Cennet hâzinelerinden bir hâzineye irşat edeyim mi? Kuvvet ve kudret ancak Allah iledir (sözü, bu hâzinenin kendisidir). » (Buharî/mağazî: 38, daavat: 51, 68, kader: 7- Müslim/zikir: 44, 45. 46- Ebû Dâvud/vitir: 26- Tirmizî/daavat: 57- İbn Mâce/edeb: 59- Ahmed: 2/298, 309- 4/400, 402, 403- 5/145, 150, 152)

«Lâ havle velâ kuvvete illâ billah, cennet hâzinelerinden bir hazine­dir. » (Ahmed: 5/156)

MÜSTESNÂ BİR MİSAL

Kur’ân-ı Kerîm bu âyetlerle hicretin pek yakın olduğuna, mal ve ev­lâdın çokluğuyla böbürlenip Peygamberʹi (A. S. ) ve arkadaşlarını küçük gören Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinin sonlarının yaklaştığına, saa­det güneşinin Arap Yarımadası’nı aydınlatıp her yanı cennete çevirece­ğine; Mekkeliʹlerin azizlendikleri, şeref duydukları nîmetlerin yakında el­lerinden çekilip alınacağına işâret etmekte; bütün kuvvet ve kudreti, ba­şarı ve zaferi Allahʹa ait görenlerin sonunda başarılı olacaklarını haber vermektedir.

Tasvîr mükemmel, tablo muhteşem, uyan çok tesirli, haber oldukça hazırlanmayı ilhâm edicidir. Nitekim çok geçmeden Kurʹân’ın işaret ettiği olaylar gerçekleşti ve küfür alaşağı edilerek putperestliğin kökü kazındı.

MAŞAALLAH DEMENİN HİKMETİ

Hakkʹa dosdoğru imân edenlerin gönülden teslimiyetlerini belgeleyen sözlerden biri de «maşaallah»tır. Bunu «Allahʹın dilediği olur» şeklinde ter­ceme edebiliriz. Bu, kuvvet ve kudreti, meşiet ve tasarrufu bütünüyle Al­lah’a ait kılmayı öğütler. Temelinde imân ve irfan vardır. Onun için bu gü­zel söz, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in iradesinin özünü, davranışının yö­nünü, niyetinin amacını belirlemiştir. Aynı zamanda asırlardır gerçek mü’minlerin zikri, çocukların koruyucu meleği, evlerin ve sarayların kapı nu­marası olmuştur.

Ne yazık ki, İslâm kültürü, eğitim ve öğretim dışı bırakılınca, Cenâb-ı Hakkʹa olan bu güzel teslimiyet ve mahviyet, sadece bazı yörelerde birer ağız alışkanlığı halinde kalmış ve bazan da alay konusu edilerek, «Rençberin karnını yarsanız içinden kırk tane inşaallah ve maşaallah çıkar» de­nilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm bu çok anlamlı sözü kalplere enjekte ederken onu hik­metiyle, manasıyla, amaç ve gayesiyle belirlemekte ve kulun Allahʹa tes­limiyetinin güzel ve açık belgelerinden biri olduğuna işâret etmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Mekkeli müşriklerin mal ve evlât ile böbürlenip Allahʹa dosdoğru imân eden fakir müʹminleri küçük gören ve onlarla alay eden tavırlarına uygun bir misal verildi ve haktan yana olanların yakında İlâhî inâyete mazhar olup küfrün kökünü kazıyacaklarına atıf yapılarak in­kârcılar bir defa daha uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, duygu ve düşünceleri yönlendirmek için dünya hayatına bir misal veriliyor; mal ve evlâdın geçici anlamda dünya hayatı­nın süsleri kılındığı, asıl kalıcı olanın imân temeli üzerinde yükselen sâlih ameller olduğu hatırlatılarak fani şeylere bağlanıp kalmanın insanı ebedî saadete götüremiyeceğine işâret ediliyor.