Kaf Suresi 36-45. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَاِلَيْنَا الْمَصِيرُ يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ

36.

Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

Diyanet İşleri

37.

Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.

38.

Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.

39.

O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

40.

Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O'nu tespih et.

41.

(Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver.

42.

O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.

43.

Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.

44.

O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu, (hesap için) bir toplamadır, bize göre kolaydır.

45.

Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O halde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an ile öğüt ver.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

36- Bu küfre sapanlardan önce nice kuşakları yok ettik ki onlar, bunlardan daha güçlü, daha çetin, vurup kırıcı, tutup yıkıcı idiler. Şehir­lerde delikler, geçitler, sığınaklar meydana getirmişlerdi. Var mı bir kaçıp kurtulacak yer?

37- Şüphesiz ki bunda kalbi olana veya hazır bulunduğu halde ku­lak verip dinleyene hatırlatma ve öğüt vardır.

38- And olsun ki gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri altı devirde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.

39- O holde onların (o inkârcı sapıkların) dediklerine karşı sabırlı ol ve Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbim hamd ile tesbîh et.

40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından Oʹnu tesbîh et.

41- Çağrıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.

42- O gün, o haykırışı hakkıyla işitirler. İşte o gün (kabirlerden) çıkış günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz diriltiriz, öldürürüz ve dönüş ancak bizedir.

44- O gün ki, yer onlardan yarılıp ayrılır da (onlar da dirilip çıkarlar ve) sürʹatle koşarlar. İşte bize göre çok kolay bir toplanmayı sağlamadır bu..

45- Biz, onların neler söylediklerini biliriz. Sen, onlar üzerinde zor­balık yapan bir diktatör değilsin. Tehdidimden korkanlara Kurʹân ile öğüt ver.

İNİŞ SEBEBİ

Yahudîler, insan eliyle değiştirilen ve içine insan sözü karıştırılarak aslından uzaklaştırılan, aynı zamanda orijnali kaybolan Tevratʹtaki «Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Pazar günü (buna) başladı ve cuma gü­nü bitirdi. Yedinci gün olan cumartesi istirahata çekildi» şeklindeki tahrif edilmiş âyete dayanarak, cumartesi Allahʹın dinlenme günüdür diye id­diada bulunuyorlardı. O sebeple 38. âyet indi. (Esbâb-ı Nüzûl/Nisâbûrî: 266- Lübabu’t-teʹvîl: 4/179)

İLGİLİ HADÎSLER

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her namazın ardından tesbîh edilmesini emretti. » (Buharî- Ebû Dâvud/salât: 90)

«Kim her farz namazın arkasından 33 defa tesbîh (Sübhanellah), 33 defa tahmîd (elhamdu lillah) ve 33 defa tekbîr (Allahu Ekber)de bulunursa; -ki bu 99 eder- sonra da yüzü tamamlamak üzere «Lâ ilâhe illâllahu vahdehü lâ şerike lehü, lehü’l-mülkü ve lehüʹl-hamdu ve hüve alâ külli şeyʹin kadîr» derse, günahları deniz köpüğü kadar bile olsa (kul ve millet hakkı müstesnâ olmak üzere) bağışlanır. » (Buharî/ezan: 155, fezâil-i ashab: 9, nefakat: 6, 7, daâvat: 10, 17, tef­sîr: 50- Müslim/zikir: 80, 81- Ebû Dâvud/edeb: 100- Tirmizî/mevâkiyt: 185, daâvat: 27)

Müslümanlardan fakir bir grup, Peygamber (A. S. ) Efendimize geldiler ve şöyle dediler:

- Ya Resûlellah! Zenginler derecelerle, kalıcı nimetlerle önde yürü­düler (veya gittiler).

Peygamber (A. S. ) onlara sordu:

- O dereceler ve önde gitmeler nelerdir?

Cevap verdiler:

- Zenginler bizim gibi namaz kılarlar, bizim gibi cihâd ederler: (faz­la olarak da) mallarından arta kalanı (Allah yolunda) harcarlar. Bizim ise mal ve servetimiz yoktur.

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) şöyle buyurdu:

- Size, sizi sizden öndekilere eriştirecek, sizden sonrakilerin önüne geçirecek ve hiç kimsenin sizin yerine getirdiğinizin benzerini getiremiyecek; ancak benzerini işleyenin sizinle eşit sayılacağı bir amelden haber vereyim mi? Her namazın ardından on tesbîh, on tahmîd, on da tekbîr ge­tiriniz (veya getirirsiniz). » (Buharî/ezan: 155, daâvat: 17- Müslim/mesâcid: 142, zekât: 53- Ebû Dâvud/vitir: 24- İbn Mâce/ikamet: 32- Dâremi/salât: 90- Ahmed: 2/238 - 5/ 167, 168)

ALLAHʹA YORGUNLUK, İSTİRAHAT NİSBET EDİLEMEZ

«And olsun ki gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri altı devirde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı. »

Gökleri ve yeri altı uzun devirde yaratıp düzen ve dengede tutan O Yüce Kudretʹe yorgunluk nisbet edilemez. Zira kudreti sonsuz ve sınır­sızdır. Yorgunluk, bıkkınlık, usanç ve dinlenme gibi ârızî haller, sonradan yaratılanlara mahsustur.

Böylece Cenâb-ı Hak, Tevrat’ta bu konuda İlâhî kelâma karışıp onu tahrife uğratan sözü tashîh etmekte ve bize en doğru bilgiyi vermektedir.

Aynı zamanda inkârcı sapıklar uyarılmakta, daha önce küfür ve zu­lümleri yüzünden İlâhî gazaba uğrayan kavimlerin hazîn âkıbeti misal ve­rilmektedir. Ayrıca İlâhî metot gereği, duygu ve düşünceler yönlendirilmek istenmekte ve akla ışık tutularak göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin altı uzun devirde yaratıldığı temel bilgi mahiyetinde verilmektedir.

ORTAM VE ŞARTLARA GÖRE ZAMAN KAZANMA METODU

«O halde onların (o inkârcı sapıkların) dedikle­rine karşı sabırlı ol.. »

On üç yıllık Mekke dönemi, İslâmʹın gönüllere enjekte edilmesine, «Tevhîd İnancı»nın İlâhî damgasının kalp ve kafalara işlenmesine yöne­lik zaman kazanma süresidir. Pasif savunma, olayları sabırla göğüsleme, şirretlik ve zorbalıklara katlanma bu metodun tema ve mayasını oluşturur. Büyük ve kalıcı bir inkılâbı gerçekleştirebilmenin eşiğinde olan İslâm, dev­letini kurmadan, savunma ve vurucu gücünü gerçekleştirmeden ve kalp­lerde ilim, irfan meşalesini yakmadan aktif savunmaya geçmemiş; geçen her günü kendi lehine çevirmeyi plânlamış; müşriklerle bir vuruşmaya ke­sinlikle yol açmamıştır. Bütün bunların aksine bir yol izlemenin, İslâmʹın canlanıp gelişmesini engelleyeceği hiçbir zaman dikkatten uzak bulundurulmamıştır.

Şüphesiz bu İlâhî metot, Müslümanların azınlıkta kaldığı, güçsüz bu­lunduğu her yerde ve çağda geçerlidir. Cenâb-ı Hakk’ın, Peygamberine ve dolayısıyla mü’minlere böyle dönemlerde sabırlı olmayı tavsiye etmesi, el­betteki çok anlamlıdır ve gelecekte başarılı olmanın hikmetini yansıtmak­tadır.

MİʹRAC OLAYINDAN ÖNCE NAMAZ

«Ve güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbim hamd ile tesbîh et. Gecenin bir bö­lümünde ve secdelerin ardından Oʹnu tesbîh et. »

Mi’rac olayından önce güneş doğmadan ve bir de batmadan önce, ya­ni sabah ve ikindi vakitlerinde veya sabah ile ikindi vaktinden biraz sonra ikişer rekât namaz kılmak vâcib idi. Geceleyin kalkıp ibâdet etmek de hem Hz. Peygamber’e (A. S. ), hem de ümmetine vâcipti. Bu hal bir yıl devam etmiştir ki, Hz. İbrahim’in (A. S. ) Hanîf Dinine göre bir uygulama idi. Sonra gece namazı ümmet hakkında nesih edilip vücubu kaldırılmış; günde iki vakit ikişer rek’at namaz kılmak da Mi’rac gecesinde farz kılınan beş va­kit namazla kaldırılmıştır. Ancak gece namazının, Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­mize has olmak üzere vücubu devam etmiştir. (Bilgi için bak: Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/229)

BEŞ VAKİT NAMAZ İCMÂLEN BELİRTİLİYOR

İbn Abbasʹa göre: Otuz dokuzuncu âyetle, güneş batmadan önceki tesbîh, öğle ve ikindi namazlarına, gece tesbîhi, akşam ve yatsı namaz­larına; güneş doğmadan önceki tesbîh ise, sabah namazına delâlet et­mektedir.

Böylece bu âyetin ya Miʹrac olayına tekaddüm eden günlerde, ya da o olaydan hemen sonra indiği söylenebilir.

GECENİN BİR BÖLÜMÜNDE VE SECDELERİN ARDINDAN TESBÎH ETMEK

Bu konu dört ayrı anlamda yorumlanmıştır:

1- Geceleyin kalkıp Cenâb-ı Hakkʹı tesbîh ve tenzîh etmek,

2- Akşam ve yatsı dahil bütün gece namazlarını yerine getirmek,

3- Sabahleyin iki rekât namaz kılmak,

4- Yatsı namazını kılmak.

Secdelerin ardından tesbîh etmek ise, ilim adamlarından bir kısmına göre: Akşam farzından sonra ve sabah farzından önce iki rekât namaz kılmaktır. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Kim akşam farzından sonra konuşmadan iki rekât namaz kılarsa, onun bu namazı «illiyyîn» (en yüce derece ve makamlar)da yazılır», buyurmuştur. (Tefsir-i Kurtubî: 17/25, 26- Abdurrezzak/el-câmi’de Mekhûl’den mürselen rivâyet etmiştir. Süyûtî ise Câmiussağir’de bunun zayıf olduğunu kaydet­miştir.)

YAKIN BİR YERDEN ÇAĞRILMA GÜNÜ

«Çağrıcı­nın yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver. O gün, o haykırışı hakkıyla işitirler. İşte o gün (kabirlerden) çıkış günüdür. »

Birinci düzen bozulup alt-üst olduktan ve ikinci hayata uygun düzen kurulduktan sonra Melek İsrafilʹin, ölülerin dirilip kalkması için ikinci de­fa sûra üflemesi, yakın bir çağrı olarak vasıflandırılmaktadır. Zira dirilme olayı ancak âhiret âleminde kurulacak ikinci düzende gerçekleşiyor ve melekler, insanlar ve cinler birbirlerini görme imkânını buluyor. Aynı za­manda Melek İsrâfil’in, mahşer alanına yakın bir yerde bulunacağı söz ko­nusudur. Çünkü bozulan ilk düzenden sonra yörüngesinden çıkıp alt-üst olan yerkürenin şekli tamamen değişecek, hayat ortamı silinecek ve mah­şer alanının bulunduğu sisteme gelip dayanacak. Böylece varlık âlemin­deki melekler, insanlar ve cinler biraraya gelmiş olacak.

Melek İsrâfîl’in nefhasını net ve açık şekilde duyan ruhlar, hazırlan­mış bulunan bedenlerine gelip yerleşecek; toprak süratle yarılıp insanlar kalkacak. Şüphesiz bütün bu plânlı olaylar Allah’a göre çok kolaydır. Kud­reti sınırsız, tasarrufu noksansızdır.

PEYGAMBERİN (A. S. ) GÖREVİ

«Biz onların neler söylediklerini bi­liriz. Sen, onlar üzerinde zorbalık yapan (bir diktatör) değilsin. Tehdidi­mizden korkanlara Kur’ân ile öğüt ver. »

Peygamber (A. S. ) Efendimiz ilâhî buyruklar doğrultusunda teblîğ ve irşâd ile görevlidir. Yoksa insanlar üzerine musallat bir zorba değildir. Zira din ihtiyarîdir; bütünüyle ilim, irfan ve gönül yatışkanlığına bağlıdır. Hiç bir kâfir zorla, silah tehdidiyle İslâm’a sokulmaz. Ancak İslâm bir güç oluş­turduktan sonra hakka karşı saldırıya geçenlerle, yeryüzünde fitne ve fe­sat çıkaranlarla, dinin Allahʹa hâlis kılınması için savaşılır. Kimse zorla dine sokulmaz. Dine girdikten sonra dönüş yapanlar olursa, tevbeye dâ­vet edilirler, aksi halde yani tevbe etmedikleri takdirde haklarında ölüm cezası uygulanır. (Geniş bilgi için bak: Bakara Sûresi: 256. âyetin tefsiri) Zira böyle bir uygulama kamu düzeniyle ilgilidir.

Kurʹân’ın kalp ve kafalarda tesir bırakmasının iki yolu vardır: Biri, her türlü ön yargıdan, duygusallıktan sıyrılıp ilim ve irfan ile Kurʹânʹı in­celeyenlerin açacağı bilimsel yol; diğeri, Allahʹtan ve Âhiretʹteki hesap ve cezadan korkanların küfür ve şüpheyi atarak açacağı hidâyete gönül ver­me yoludur. Konumuzu oluşturan 45. âyetin son cümlesi daha çok bu ikin­ci şıkka delâlet etmekteyse de, dolayısıyla her iki şıkka da yönelik bir anlam taşımaktadır.

Kaf Sûresi’ne, Kurʹân-ı Mecîd’e and içilerek başlandı; İlâhî tehdîtten korkanlara Kur’ân ile öğüt verilmesi emredilerek noktalandı.

Bizi bu sûrenin de tefsîrine muvaffak kılan Cenâb-ı Hakkʹa sonsuz hamd-u senâlar; düzenli, sabırlı ve dikkatli çalışmamızı öğütleyen Resû­lüllâh (A. S. ) Efendimiz’e salât-ü selâmlar olsun.