Tevbe Suresi 34-35. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ

35.

Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

Diyanet İşleri

35.

O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, "İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!" denilecek.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

34- Ey imân edenler! Doğrusu Hahamların ve Rahiplerin çoğu, insan­ların mallarını haksız sebeplerle yerler; bir de (onları) Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü hazine edinip de Allah yolunda harcamıyanları elem verici bir azâp ile müjdele!

35- Öyle bir günde ki bunlar Cehennem ateşinde kızdırılarak onla­rın alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve «İşte bu sizin kendiniz hesa­bına toplayıp hazine edindiğinizdir. Toplayıp hazine edindiğinizi tadın ba­kalım! » (denilecek).

İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER

Zeyd b. Vehb anlatıyor:

«Rebzeʹye uğramıştım. (Rebze, Medine ile Şam arasında küçük bir köydür.) Orada ansızın büyük sahabi Ebû Zer (R. A. ) ile karşılaştım. Kendisine, «seni bu yere getiren nedir? » diye sorduğumda şu cevabı verdi: «Şam’da bulunuyordum. Altın ve gümüş biriktirip de Al­lah yolunda harcamayanlar... meâlindeki âyetin yorumu üzerinde Muaviye ile görüş ayrılığına düştük. O bu âyetin haham ve rahiplerle ilgili olduğu­nu, onlar hakkında indiğini söylüyordu. Ben de, hem biz müslümanlar, hem de onlar hakkında indiğini, hepimizle ilgili bulunduğunu belirtmek istiyor­dum; derken Muaviye bu yüzden beni Halîfe Osman’a (R. A. ) şikâyet et­miş. Medine’ye çağrıldım ve buraya sürgün edildim. » (Sahîh-i Buharî: Zeyd b. Vehb’den)

İbn Ömer (R. A. ) diyor ki:

«Zekâtı ödenen her mal, bir yere gömülü bile olsa, Kur’ân’da belirti­len kenz (hazine) kapsamına girmez. Zekâtı ödenmiyen mal ise, Kurʹân’da anılan kenz (hazine) sayılır ki, sâhibi kıyâmet gününde onunla dağla­nır. » (Taberânî: İbn Ömer’den)

Ebû Ümâme (R. A. ) anlatıyor:

«Süffe ehlinden (Evi-barkı olmayıp Mescid’in bitişiğindeki gölgelikte kalan fakirler.) bir adam öldü. Onun sarığının arasında bir dinar bulundu. Hz. Peygamber (A. S. ), «Bu onun için bir dağlama (âleti)dir. » Bir başka adam öldü. Onun sarığının arasında iki altına rastlandı. Hz. Pey­gamber (A. S. ) «Bu onun için iki dağlama (âleti)dir» buyurdu. » (Taberânî: Ebû Ümame’den)

Şüphesiz ki İslâmʹın ilk yıllarında durum böyle idi. Çoğunun geliri hiç yoktu. Her müslüman ihtiyaç fazlasını din kardeşlerine verir, bir gece ol­sun onu kendi yanında tutmazdı. Sonra bu hüküm kaldırıldı. Özellikle Me­dineʹde vefat eden bazı mü’minlerin geriye bıraktığı hayli mal ve servet olurdu. Resûlüllâh (A. S. ) artık hiç kimse için, bu onun dağlama aletidir, demedi.

«Kime Allah mal verir de, o da o malın zekâtını vermezse, kıyâmet gü­nünde zekâtı verilmeyen mal, başı dazlak, gözlerinin üstünde iki siyah nokta bulunan bir erkek yılan şekline sokulur. O azgın yılan kıyâmet gü­nünde mal sâhibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra da sahibinin çene­sini iki tarafından yakalar da, ben senin malınım, ben senin hazinenim! der. »

Ebû Hüreyre (R. A. ) diyor ki:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz böyle buyurduktan sonra ilgili âyetleri okudu. (Sahîh-i Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

«İnsanlar altın ve gümüş toplayıp biriktirdiği zaman, sizler de şu söz­leri toplayıp (hafızanızda) biriktirin: «Allahım! senden, işimde bana sebat vermeni, doğru yolda azimli bulunmamı istiyorum. Verdiğin nîmete şükret­memi (bana ilhamda bulunmanı) diliyorum. Senden, sana güzel ibâdette bulunmamı istiyorum. Yine senden, bana selîm bir kalb, doğru bir dil ver­meni diliyorum. Senden, bildiğin hayırları istiyorum. Bildiğin şerlerden sa­na sığınıyorum. Sana, bildiğin şeyler hususunda yönelip bağışlanmamı di­liyorum. Şüphesiz ki, sen gaybleri çokça bilensin. » (Müsned-i Ahmed: Şeddad b. Evs (R. A. )den)

Hz. Ömer (R. A. ), Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e gelerek:

- «Ya Resûlellah! bu âyet ashaba ağır geldi» dedi. Peygamber (A. S. ) ona:

- «Şüphesiz ki Allah, geriye bıraktığınız mallarınız temiz ve hoş kal­sın diye zekâtı farz kıldı. Mîrası da sizden sonra geriye kalan maldan farz kıldı», buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ), «Allâhu Ekber! » dedi. Re­sûlüllâh (A. S. ) devamla buyurdu ki: «Kişinin toplayıp biriktirdiği şeyin en hayırlısından sana haber vereyim mi? O, sâliha kadındır. Kocası onun yü­züne bakınca onu neşelendirir, ona bir şey emrettiğinde itaat eder. Ayrılıp bir tarafa gittiğinde hem kendi iffetini, hem de kocasının mal ve şerefini korur. » (Ebû Dâvud -el-Hâkim/Mustedrek’inde-İbn Murdeveyh az değişik bir la­fızla rivâyet etmişlerdir.)

HALKIN MALINI HAKSIZ SEBEPLERLE YİYENLER

«Ey imân edenler! Doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu, insanların mal­larını haksız sebeplerle yerler... »

Dini, dünyalığa alet ederek sudan ve haksız sebeplerle insanların mal­larını alıp yemek ve kendine toplayıp biriktirmek, kesinlikle haramdır. An­cak bu haksız sebepler neler olabilir? İşin içinde Kitap ehline mensup din adamları bulunduğuna göre, konuyu biraz da o açıdan değerlendirmek ve sonra da bütün din adamlarını ilgilendirecek şekilde yorumlamak gerekir. Şöyle ki:

a) Allah ve din adına hüküm vermek, bir hakkı boşa çıkarmak veya haksız bir işi haklı göstermek için rüşvet (rişvet) almak.

b) Faiz karşılığında ödünç vermek. Nitekim Yahudilere göre, Yahudi olmayandan faiz almak sevaptır. Talmutʹta buna cevâz verilmiştir.

c) Yatırlar ve ibâdet yerlerine sarf edilmek adı altında para toplayıp misyonerlere vermek.

d) Günahların bağışlanması için, günahın büyüklük ve küçüklüğüne göre günahkâr kişilerden mal ve para almak. Nitekim Hıristiyan ülkeler­de biriken günahlarının temizlenmesini arzu eden kimselerin papazlara başvurarak mal veya para vermek sûretiyle bu yola girdikleri ve papaz­ların da kendilerinde böyle bir yetkinin bulunduğunu iddia ettikleri bilin­mektedir.

e) Din adına helâlı haram, haramı da helâl sayıp birtakım menfaat­lar sağlamak bu cümledendir.

İlgili âyetle Kitap ehlinin din adamları kınanırken Müslüman din âlim­lerine, bu gibi sakıncalı yollara sapmamaları hatırlatılıyor. Hak dini tem­sil edenlerin her bakımdan haktan ve doğrudan yana olmaları gereği üze­rinde duruluyor. Dinin aslından ve mayasından uzaklaşan Kitap ehlinin düştüğü fahiş hatâlara onların düşmemeleri için uyarıcı işâretler veriliyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, din adına birtakım haksız yollara ve haksız ka­zançlara başvuran hahamlar ve papazlar kınandı. Dini dünyalıklarına alet edinerek çok kötü misal oldukları açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, İbrâhim Peygamber (A. S. ) zamanından kalan güzel bir âdeti yaşatan, yılda dört ayı «Haram Ay» kabul edip her türlü savaş ve yağmacılığı bırakan Arapların, bu hürmeti ihlâl ettikleri konu edi­liyor. Kendi kötü arzularını tatmin için haram aylarının yerlerini değiştire­cek kadar hırçınlaştıkları belirtilerek, toplumu tedirgin eden bu davranış­ları kınanıyor. Sonra da göklerle yer yaratıldığından beri Allah yanında ayların sayısının 12 olduğuna dikkatler çekiliyor.