MEÂLİ:
34- Ey imân edenler! Doğrusu Hahamların ve Rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksız sebeplerle yerler; bir de (onları) Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü hazine edinip de Allah yolunda harcamıyanları elem verici bir azâp ile müjdele!
35- Öyle bir günde ki bunlar Cehennem ateşinde kızdırılarak onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve «İşte bu sizin kendiniz hesabına toplayıp hazine edindiğinizdir. Toplayıp hazine edindiğinizi tadın bakalım! » (denilecek).
İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER
Zeyd b. Vehb anlatıyor:
«Rebzeʹye uğramıştım. (Rebze, Medine ile Şam arasında küçük bir köydür.) Orada ansızın büyük sahabi Ebû Zer (R. A. ) ile karşılaştım. Kendisine, «seni bu yere getiren nedir? » diye sorduğumda şu cevabı verdi: «Şam’da bulunuyordum. Altın ve gümüş biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... meâlindeki âyetin yorumu üzerinde Muaviye ile görüş ayrılığına düştük. O bu âyetin haham ve rahiplerle ilgili olduğunu, onlar hakkında indiğini söylüyordu. Ben de, hem biz müslümanlar, hem de onlar hakkında indiğini, hepimizle ilgili bulunduğunu belirtmek istiyordum; derken Muaviye bu yüzden beni Halîfe Osman’a (R. A. ) şikâyet etmiş. Medine’ye çağrıldım ve buraya sürgün edildim. » (Sahîh-i Buharî: Zeyd b. Vehb’den)
İbn Ömer (R. A. ) diyor ki:
«Zekâtı ödenen her mal, bir yere gömülü bile olsa, Kur’ân’da belirtilen kenz (hazine) kapsamına girmez. Zekâtı ödenmiyen mal ise, Kurʹân’da anılan kenz (hazine) sayılır ki, sâhibi kıyâmet gününde onunla dağlanır. » (Taberânî: İbn Ömer’den)
Ebû Ümâme (R. A. ) anlatıyor:
«Süffe ehlinden (Evi-barkı olmayıp Mescid’in bitişiğindeki gölgelikte kalan fakirler.) bir adam öldü. Onun sarığının arasında bir dinar bulundu. Hz. Peygamber (A. S. ), «Bu onun için bir dağlama (âleti)dir. » Bir başka adam öldü. Onun sarığının arasında iki altına rastlandı. Hz. Peygamber (A. S. ) «Bu onun için iki dağlama (âleti)dir» buyurdu. » (Taberânî: Ebû Ümame’den)
Şüphesiz ki İslâmʹın ilk yıllarında durum böyle idi. Çoğunun geliri hiç yoktu. Her müslüman ihtiyaç fazlasını din kardeşlerine verir, bir gece olsun onu kendi yanında tutmazdı. Sonra bu hüküm kaldırıldı. Özellikle Medineʹde vefat eden bazı mü’minlerin geriye bıraktığı hayli mal ve servet olurdu. Resûlüllâh (A. S. ) artık hiç kimse için, bu onun dağlama aletidir, demedi.
«Kime Allah mal verir de, o da o malın zekâtını vermezse, kıyâmet gününde zekâtı verilmeyen mal, başı dazlak, gözlerinin üstünde iki siyah nokta bulunan bir erkek yılan şekline sokulur. O azgın yılan kıyâmet gününde mal sâhibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra da sahibinin çenesini iki tarafından yakalar da, ben senin malınım, ben senin hazinenim! der. »
Ebû Hüreyre (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz böyle buyurduktan sonra ilgili âyetleri okudu. (Sahîh-i Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
«İnsanlar altın ve gümüş toplayıp biriktirdiği zaman, sizler de şu sözleri toplayıp (hafızanızda) biriktirin: «Allahım! senden, işimde bana sebat vermeni, doğru yolda azimli bulunmamı istiyorum. Verdiğin nîmete şükretmemi (bana ilhamda bulunmanı) diliyorum. Senden, sana güzel ibâdette bulunmamı istiyorum. Yine senden, bana selîm bir kalb, doğru bir dil vermeni diliyorum. Senden, bildiğin hayırları istiyorum. Bildiğin şerlerden sana sığınıyorum. Sana, bildiğin şeyler hususunda yönelip bağışlanmamı diliyorum. Şüphesiz ki, sen gaybleri çokça bilensin. » (Müsned-i Ahmed: Şeddad b. Evs (R. A. )den)
Hz. Ömer (R. A. ), Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e gelerek:
- «Ya Resûlellah! bu âyet ashaba ağır geldi» dedi. Peygamber (A. S. ) ona:
- «Şüphesiz ki Allah, geriye bıraktığınız mallarınız temiz ve hoş kalsın diye zekâtı farz kıldı. Mîrası da sizden sonra geriye kalan maldan farz kıldı», buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ), «Allâhu Ekber! » dedi. Resûlüllâh (A. S. ) devamla buyurdu ki: «Kişinin toplayıp biriktirdiği şeyin en hayırlısından sana haber vereyim mi? O, sâliha kadındır. Kocası onun yüzüne bakınca onu neşelendirir, ona bir şey emrettiğinde itaat eder. Ayrılıp bir tarafa gittiğinde hem kendi iffetini, hem de kocasının mal ve şerefini korur. » (Ebû Dâvud -el-Hâkim/Mustedrek’inde-İbn Murdeveyh az değişik bir lafızla rivâyet etmişlerdir.)
HALKIN MALINI HAKSIZ SEBEPLERLE YİYENLER
«Ey imân edenler! Doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksız sebeplerle yerler... »
Dini, dünyalığa alet ederek sudan ve haksız sebeplerle insanların mallarını alıp yemek ve kendine toplayıp biriktirmek, kesinlikle haramdır. Ancak bu haksız sebepler neler olabilir? İşin içinde Kitap ehline mensup din adamları bulunduğuna göre, konuyu biraz da o açıdan değerlendirmek ve sonra da bütün din adamlarını ilgilendirecek şekilde yorumlamak gerekir. Şöyle ki:
a) Allah ve din adına hüküm vermek, bir hakkı boşa çıkarmak veya haksız bir işi haklı göstermek için rüşvet (rişvet) almak.
b) Faiz karşılığında ödünç vermek. Nitekim Yahudilere göre, Yahudi olmayandan faiz almak sevaptır. Talmutʹta buna cevâz verilmiştir.
c) Yatırlar ve ibâdet yerlerine sarf edilmek adı altında para toplayıp misyonerlere vermek.
d) Günahların bağışlanması için, günahın büyüklük ve küçüklüğüne göre günahkâr kişilerden mal ve para almak. Nitekim Hıristiyan ülkelerde biriken günahlarının temizlenmesini arzu eden kimselerin papazlara başvurarak mal veya para vermek sûretiyle bu yola girdikleri ve papazların da kendilerinde böyle bir yetkinin bulunduğunu iddia ettikleri bilinmektedir.
e) Din adına helâlı haram, haramı da helâl sayıp birtakım menfaatlar sağlamak bu cümledendir.
İlgili âyetle Kitap ehlinin din adamları kınanırken Müslüman din âlimlerine, bu gibi sakıncalı yollara sapmamaları hatırlatılıyor. Hak dini temsil edenlerin her bakımdan haktan ve doğrudan yana olmaları gereği üzerinde duruluyor. Dinin aslından ve mayasından uzaklaşan Kitap ehlinin düştüğü fahiş hatâlara onların düşmemeleri için uyarıcı işâretler veriliyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, din adına birtakım haksız yollara ve haksız kazançlara başvuran hahamlar ve papazlar kınandı. Dini dünyalıklarına alet edinerek çok kötü misal oldukları açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle, İbrâhim Peygamber (A. S. ) zamanından kalan güzel bir âdeti yaşatan, yılda dört ayı «Haram Ay» kabul edip her türlü savaş ve yağmacılığı bırakan Arapların, bu hürmeti ihlâl ettikleri konu ediliyor. Kendi kötü arzularını tatmin için haram aylarının yerlerini değiştirecek kadar hırçınlaştıkları belirtilerek, toplumu tedirgin eden bu davranışları kınanıyor. Sonra da göklerle yer yaratıldığından beri Allah yanında ayların sayısının 12 olduğuna dikkatler çekiliyor.