MEÂLİ:
33- (O inkârcı azgınlar) ancak meleklerin kendilerine, (canlarını almak için) gelmelerini veya Rabbin emri (azâbı)nın (inmesini) beklerler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, ama onlar kendilerine zulmederler.
34- Bu sebeple, işledikleri kötülükler, onlara yetişip dokunmuş ve alaya aldıkları şey de onları kuşatmıştır.
35- Allah’a ortak koşanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız Oʹndan başkasına tapmazdık ve Oʹnun buyruğu olmaksızın bir şeyi de harâm kılmazdık. » Kendilerinden öncekiler de böyle (söylemiş, böyle) yapmışlardı. Peygamberʹe düşen, sadece apaçık tebliğdir.
İNKÂRDA İNATLA ISRAR ETMEK
«(O inkârcı azgınlar) ancak meleklerin kendilerine (canlarını almak için) gelmelerini veya Rabbin emrini (azâbının inmesini) beklerler. »
Allah’ın rahmeti hep önde gider. İnkârcı sapıkların bütün taşkınlıklarına rağmen, Allah’ın gazabı rahmetinin önüne geçmiyor. O nedenle de, inkârcıları tekrar tekrar uyarıyor: Neyi bekliyorsunuz, niçin bekliyorsunuz? Ömrünüzün sona erip ölüm meleğinin gelmesini mi, yoksa İlâhî azâbın inmesini mi? Bu iki durumda da size rahmet kapıları açılmaz, hiç birinize hayır yönelmez. Çünkü ümitlerin kopup hiçbir tutunacak dal kalmadıktan ve ömrün son kertesine gelip ölümle yüzyüze gelindikten sonra duyulan pişmanlığın, yapılacak dönüşün hiçbir yararı yoktur. Oysa siz henüz ölmeden, o noktaya gelmeden Rabbiniz sizi doğru yola çağırıyor, rahmet kapısını açık tutarak tevbenizi kabul edeceğini vaʹdediyor. Başka hangi çağrıyı bekleyebilirsiniz? Zira o dâvet kâinatın yegâne sahibinden geldiğine göre, ona olumlu cevap vermek selim aklın, sağlam idrâkin gereği değil midir? Bundan daha şerefli ve ümit verici bir başka davet olabilir mi?
İşte âyetin ışığında yaptığımız bu açıklama ve yorum, İlâhî rahmetin insanlara nasıl yöneldiğini çok açık biçimde göstermektedir.
Daha önceki kavim ve milletler de bu iki acıklı sonucu beklemekte ısrar etmişlerdi. Oysa ölüm melekleri gelince dönüşlerinin hiçbir yarar sağlamadığı çok açık şekilde bildirilmiş ve böylece onların peygamberlerin uyarılarına kulak vermemelerinin neticesinin çok acıklı olduğu açıklanmıştır. Kısacası onlar da inkârda inat ve ısrar etmelerinin kurbanı olmuşlardır. Geçmiş olaylardan öğüt ve ibret almayan inkârcıların da aynı akibetle karşılaşacakları muhakkaktır. Çünkü ölüm veya İlâhî azap geldiği an, artık onu geri çevirmek mümkün değildir.
Bütün bu beyânlardan anlaşılan şudur: Allah, insanları doğru yolu seçecek yeteneklerle donatmıştır. Ayrıca yol gösteren, uyaran ve müjdeleyen peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Sonra da onlara cüz’i irâde vererek doğumla ölüm noktaları arasında onları serbest bırakmıştır. Artık kim doğruyu seçerse kendi lehine, kim de eğri yolu seçerse kendi aleyhine seçmiş olur.
İNSAN İYİLİĞE VEYA KÖTÜLÜĞE ZORLANIYOR MU?
«Allah’a ortak koşanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız O’ndan başkasına tapmazdık... »
Allah hakkında sağlıklı ve doğru bilgiye sahip olmayan ve O’nun birliğine inanmayan putperestler, Peygamber (A. S. ) Efendimiz aleyhine çevirdikleri entrikalar, kurdukları hile ve düzenler istedikleri ürünü vermeyince, bu defa iyilik ve kötülük işlemekte, putlara tapınmakta, bazı şeyleri helâl, bazılarını haram saymalarında ne kendilerinin, ne de babalarının hür irâdelerinin rol oynamadığını; her şeyin İlâhî iradeyle gerçekleştiğini, kendilerini bu gibi şeylere itenin bizzat Allah olduğunu söylemek suretiyle bütün kusur ve günahları Allahʹa izafe etmeğe çalıştılar.
Müşrikler bu iddialarıyla, peygamber gönderilmesine, kitap indirilmesine gerek olmadığını anlatmak ve Kur’ânʹın ancak eskilerin masalları; Hz. Muhammed’in (A. S. ) de bir şair, ya da büyücü olduğunu kafalara yerleştirmek istiyorlardı. Daha doğrusu onların bu iddialarında çok sinsi bir maksat yatıyordu.
İlgili âyetle, onların bu gibi saçmalıkları reddedilirken daha önceki milletlerin ve kavimlerin de peygamberlerine karşı böyle saçma iddialarla karşı koydukları hatırlatılıyor ve sonra da onlara gereken cevap şu âyetle veriliyor: «Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir. »
Konuyu biraz daha açıklayalım: Allah insanları hem melekî, hem de hayvanî sıfatlarla donattıktan, onlara akıl, zekâ, irâde, duygu ve düşünce yetenekleri verdikten sonra, kendilerini hür irâdeleriyle başbaşa bırakmış, yardımcı olarak da kitap indirmiş ve o kitabı dosdoğru teblîğ eden peygamber göndermiştir. Hiçbir peygamber insanların irâdelerini zorlama yetkisine sahip değildir. Onlar arada uyarıcı, doğru yolu gösterici vasıtalar olarak teblîğ ve irşatla görevlidirler. Böyle bir ortamda her insan kendi hür irâdesiyle ya doğru yolu seçer, ya da sapıklık içinde bocalayıp kalır.
Allah’ın rahmet ve yardımı ise, Allahʹın sünnetine uyanlara, Oʹnun koymuş olduğu hayat kanunlarını bilenlere, tehlikeli sınırla, tehlikesiz sınırları ayırt edenlere yönelir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı azgınların, sapık müşriklerin çoğunun ancak ölüm geldiğinde uyanabilecekleri konu edildi. İşleyegeldikleri kötülüklerin, sergiledikleri zulüm ve rüsvaylığın bir gün kendilerini çepeçevre kuşatacağı hatırlatılarak ölmeden önce hakikatı görüp dönüş yapmalarının kendi lehlerine olacağına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, her ümmete doğru yolu gösteren peygamber gönderildiği konu ediliyor. Doğru yolu seçmeyen inkârcı zâlimlerin yerle bir edildiği ve bir kısmının kalıntılarının yer yer tarihin o dönemini ibretli yanlarıyla yansıttığı belirtiliyor. O bakımdan yıkılıp yok edilen milletlerin kalıntılarını özellikle inkârcıların gezip görmeleri tavsiye ediliyor. Sonra da öldükten sonra dirilip kalkmayı inkâr edenlerin ısrarlı iddiaları reddedilerek onun bir va’d olduğuna dikkatler çekiliyor.