MEÂLİ:
35- Elbette Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar; müʹmin erkekler ve müʹmin kadınlar; kendilerini ibâdet ve taâte veren erkekler ve kadınlar; (niyet ve davranışlarında) doğru ve samimi olan erkekler ve kadınlar; sabreden erkekler ve kadınlar; (Allahʹtan) saygı ile korkan erkekler ve kadınlar; sadaka veren erkekler ve kadınlar; oruç tutan erkekler ve kadınlar; iffet ve namuslarını koruyan erkekler ve kadınlar; Allahʹı çokça anan erkekler ve kadınlar (yar ya), işte Allah onlara mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.
İNİŞ SEBEBİ
Âyetin iniş sebebiyle ilgili dört ayrı rivâyet vardır:
1- Peygamber (A. S. ) Efendimizin zevceleri bir konu hakkında aydınlanmak isteyerek dediler ki: «Ya Resûlellah! Kurʹân’da daha çok erkekler hayır ile anılmaktadır; yoksa biz kadınların hayır, ibâdet ve taatimiz kabul edilmiyecek mi? » Bunun üzerine yukarıdaki âyet indirildi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/468 - Câmiu’l-beyân Fi Tefsîri’l-Kur’ân: 22/8)
2- Ansarʹdan Ümmu Ammare (R. A. ) anlatıyor:
- Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e uğradım ve şöyle dedim: «Görüyorum ki hep erkeklerden söz ediliyor; onların sâlih amelleri anlatılıyor. Kadınlardan ise pek söz edilmiyor, onların anıldığını pek göremiyorum! » Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Tirmizî: Hadîsün garibün)
3- Ebû Ümeyye kızı Ümmu Seleme (R. A. ) ile Kâb kızı Enîse (R. A. ) diyorlar ki:
- Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe gittik ve dedik ki: «Ya Resûlellah! neden Cenâb-ı Hak kendi kitabında hep erkekleri anmakta, kadınlardan pek söz etmemektedir? » Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/468 - Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/487)
4- Ümeys kızı Esmâ (R. A. ), kocası Cafer b. Ebî Tâlib’le (R. A. ) birlikte Habeşistan’dan döndüklerinde Peygamber (A. S. ) Efendimizin zevcelerine uğradılar ve şöyle dediler: «Biz kadınlarla ilgili bir şeyler indi mi? » Onlar da cevap olarak, «şimdilik hayır.. » dediler. Bunun üzerine Hz. Esmâ (R. A. ) oradan kalkıp doğruca Peygamberʹe (A. S. ) gitti ve şöyle dedi: «Ya Resûlellah! Şüphesiz ki kadınlar zararda kaldı. » Peygamber (A. S. ) ona: «Neden?.. » diye sorunca, o şu cevabı verdi: «Kurʹân’da erkekler hayırla anıldığı kadar kadınlar anılmamaktadır. »
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/468 - Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/487)
İLGİLİ HADÎSLER
«Allahʹı görür gibi ibâdet et; eğer sen Oʹnu göremiyorsan, mutlaka O seni görmektedir. » (Buharî/imân: 37, tefsîr: 31- Müslim/imân: 1- Ebû Dâvud/sünnet: 16- Tirmizî/imân: 5, 6)
«Su, ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da hatâyı (ondan doğacak cehennem azabını) öylece söndürür. » (Taberânî)
«Sadaka kötülükten yetmiş kapı kapatır. » (Taberânî)
«Oruç bedenin zekâtıdır. » (İbn Mâce)
«Adam geceleyin eşini uyandırır da iki rekât namaz kılarlarsa, ikisi de o gece, Allahʹı çokça ananlardan olurlar. » (Ebû Dâvud - Nesâî - İbn Mâce)
FAZİLETLERİN TAMAMINI KENDİNDE TOPLAYAN ON ÖZELLİK
«Elbette Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar.. »
Cenâb-ı Hak kadınlarla ve dolayısıyla âile yuvasıyla ilgili aydınlatıcı ve yönlendirici emir ve tavsiyelerde bulunduktan, uyulması lüzumlu birtakım kuralları açıkladıktan sonra, hayata gözlerini açan her insanın, hem dünyasını, hem de âhiretini mutluluğa eriştirmesi için şu on vasfı, diğer bir anlatımla, on özelliği kendinde taşımasını konu edinerek en doğru yolu göstermektedir:
1- İslâm
İslâmiyet Cenâb-ı Hakk’a inanarak teslîm olmak, baş eğip itaât etmektir. Bu manayla, diğer dokuz özelliği kendinde taşıyan kişiye, gerçek anlamda «Müslüman» denir.
Hakk’a teslimiyet gösterip baş eğen kimse, çevresindeki insanlara da güven ve huzur verir; herkes onun elinden ve dilinden emin olur. Zira dinin özü ve mayası, «Tevhîd İnancı» doğrultusunda Cenâb-ı Hakkʹa kayıtsız, şartsız baş eğip teslimiyet göstermek ve selâmet yolunu tutup çevreye güven ve huzur vermektir.
2- İmân
İmân, şartlara uygun olarak dil ile ikrar, kalp ile tasdikten ibârettir. Kendini bu düzeye getiren kimseye «mü’min» sıfatı lâyık görülür. İslâm, bir bakıma zâhirî bir teslimiyeti andırdığından, «müslüman» sıfatından hemen sonra «mü’min» sıfatı getirilmiştir.
3- Kanıt
İman ve teslimiyet havasında Hakkʹa ibâdetle Oʹnun yüce huzurunda boyun eğip sadakatte bulunmak anlamına delâlet eden «kanıt» çok yönlü bir kavramdır. Edeple durmak, duâ etmek, baş eğmek, namazda uzun süre ayakta durmak gibi mânalara da delâlet eder.
Böylece İslâm ve imân, sadakatle kulluğu gerektirdiğinden, o iki sıfattan sonra bu sıfat anılmıştır.
4- Sadakat
Sözünde, özünde, davranışında doğru olup, aleyhine bile olsa doğruluktan ayrılmayan kimseye «sadık» denir. Her şeyin başında, Kelime-i Şehadeti söyleyen müslüman mü’min, iki şehadetin gerektirdiği hususları yerine getirme konusunda Rabbına söz vermiş olur ve bu sözüne sadık kalması gerekir. İşte Cenâb-ı Hak, yüce huzurunda boyun eğip itaât üzere ibâdet eden kulunu «sadık» sıfatiyle anmaktadır.
5- Sabır
İman ve İslâmʹın gereğini yerine getirirken dayanma gücünü ortaya koyan, karşılaştığı üzücü olaylara göğüs geren, başa gelen dert ve musibetlere katlanıp kazaya rıza gösteren; ibâdet, meşrû iş, ilim ve hayırlı konulara yönelirken azimle devam eden kimseye «sâbir» denilir.
O bakımdan sabır, kısaca olaylar ve işler karşısında sebat gösterme gücünü taşımanın tezahürü olarak tarif edilmiştir. Sabrın en belirgin olanı, ilk sadamede kendini gösterenidir, yani ilk sademede dayanma gücünü ortaya koymak, sabrın en açık ve en önemli olanıdır.
6- Huşü’
Allah’ın huzurunda sükûnet, gönül yatışkanlığı, sevgi, tevazü’ ve saygı ile durup edep ölçüleri içinde korkmak anlamına gelen «huşü’» da geniş kapsamlı bir kavramdır. Kendini kulluğun bu çizgisine getiren mü’mine «Hâşi’» denir.
İslâmʹın vaʹdettiği selâmet yolunda sadakat ve sabrını ortaya koyan müʹmine yakışan güzel vasıflardan biri de, şüphesiz ki «huşü’»dür. O bakımdan sadakat ve sabırdan sonra bu sıfata yer verilmiştir.
7- Sadaka
Sadaka, «sıdk» kökünden türetilmiştir. Gelir kaynağı ve yeterli işi olmayan, kazanma imkânı çok sınırlı bulunan fakir ve muhtaçlara; dost ve yakınlara Allah için yardım etmek suretiyle sadakatini ortaya koyan mü’mine «mutasaddık» sıfatı verilir. Böylece mü’min bedenî ibâdetin yanında malî ibâdette de bulunmak suretiyle doğruluğunu tazelemiş olur.
Sadaka, çok yönlü bir yardımı ifade eder. Şöyle ki, yolda müslümanlara eziyet veren bir şeyi gidermekten tutun da, kişinin kendi eşinin ve çocuklarının ağzına koyduğu bir lokmaya ve insanlara karşı güler yüz, tatlı dil izhar etmesine kadar yapılan her iyilik bu kelimenin kapsamına girer.
Şüphesiz Allahʹtan saygı ile korkup Oʹna teslimiyet gösteren mü’min, mal ve servetin amaç değil, gerçek amaca erişmek için araç olduğunu bilir ve kazandığı nimetleri yalnız kendi inhisarı altında tutmaz, fazlasını muhtaç durumda olan din kardeşlerine vermek suretiyle yalnız kendisi için yaşamadığını ve kendisi için kazanmadığını ortaya koyarak toplumdan kopmaz bir parça olduğunu her vesileyle isbatlar.
8- Oruç
Oruç, daha çok bedenî bir ibâdettir. Hayvanî sıfatı zayıflatıp melekî sıfatı kuvvetlendirmek; nefse karşı hâkimiyet sağlayıp irâdeyi en iyi şekilde kullanmak demektir. Müʹmin sadaka vermek sûretiyle malını, oruç tutmak suretiyle de bedenini temizler.
9- İffet ve namusu korumak
Bu da oruç ibâdeti gibi, nefsanî arzulara karşı üstünlük sağlamayı; her şeye rağmen meşruʹ sınırları aşmamayı gerektiren bir sıfattır.
İnsanı kemal derecesine yükselten hasletlerden biri de, şüphesiz ki, namus ve iffeti, emredildiği şekilde korumak; şehevî duyguyu meşru olan yana çevirip kanalize etmektir. O bakımdan oruç ibâdetinden hemen sonra iffet ve namusu koruma anılmıştır.
10- Allahʹı çokça anmak
Yukarıda sıralanan dokuz vasfı kendinde toplayan müʹminler nefis ikliminden uzaklaşır, İblîs’e sırt çevirerek rahmânî aydınlığa doğru yönelirler. Böyle olunca da her gün Allah’a biraz daha yakın olma bahtiyarlığına kavuşurlar. Artık kalpleri daha çok Allah ile dolup taşar, Oʹnun sevgi ve korkusuyla süslenir de oradan dile taşarak kalbî zikirle birlikte dil ile zikretmeye yönelirler. Bundan derunî zevk duydukları için gece ve gündüz Allah’ı anmayı unutmazlar; işe başlarken, evden çıkarken, oturup kalkarken hep O’nu hatırlarlar.
İşte dünya uğrağına gelip ebediyet yolculuğuna devam eden mü’min erkeklerle mü’mine kadınlar bu on sıfatla kendilerini donatıp yönlendirme basketine eriştiklerinden dolayı Allah onlara mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.
Diyebiliriz ki, dengeli, düzenli bir toplum ve âile için ideal sıfatlar bunlardır. Yetişmekte olan kuşakların ruh ve dimağlarına, bu son derece faydalı hasletleri işlemek ciddi bir eğitim meselesidir. O bakımdan Cenâb-ı Hak bu sıfatları sıralarken hem erkeklerden, hem de kadınlardan söz ederek dinde, ahlâk ve fazîlette eşit durumda mükâfatlara sahip olduklarına işârette bulunmuştur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, kendilerinde on vasıf ve özellik bulunduran erkek ve kadınlar İlâhî mağfiret ve mükâfatla müjdelendi ve böylece kâmil insan olmanın ölçü ve özelliği ortaya konuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, bir konu hakkında Allah ve Peygamberinin koyduğu hüküm varsa, artık onda mü’minler için başka seçeneğin söz konusu olamıyacağı üzerinde duruluyor. Sonra da Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in çok evliliği konu edilerek, onları kendiliğinden karar verip yapmadığı, İlâhî takdîr ve emirle yerine getirdiği belirtiliyor. Arkasından Hz. Muhammed’in (A. S. ) peygamberlerin sonuncusu, o zincirin son halkası olduğu açıklanarak mü’minler aydınlatılıyor.