Casiye Suresi 27-35. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَا اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَاتِي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمِينَ وَاِذَا قِيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسٰيكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ ذٰلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

30.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.

Diyanet İşleri

28.

O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) "Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir."

29.

İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.

30.

İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.

31.

İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: "Ayetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?"

32.

"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.

33.

Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.

34.

Onlara şöyle denir: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur."

35.

"Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır." Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

27- Göklerin ve yerin mülk-ü saltanatı Allah’ındır. Kıyâmetʹin kop­masının meydana geleceği gün, evet o gün (daha önce) bâtıla saplanıp kalanlar hüsrâna uğrayacaktır.

28- (O gün) her ümmeti dizüstü çökmüş görürsün ve her ümmet kendi kitabına çağrılır. Bugün yapageldiğiniz şeylerin karşılığını görürsünüz.

29- İşte bu kitabımız size karşı hakkı söyler; çünkü gerçekten biz si­zin işlediklerinizi yazdırdık.

30- İmân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara gelince: Rabları on­ları rahmetine alır. Bu da açık bir kurtuluştur.

31- İnkâr edenlere gelince: Âyetlerimiz size okundu da büyüklük tasladınız ve böylece suçlu günahkâr bir millet oldunuz değil mi?

32- «Allah’ın vaʹdi (verdiği söz) mutlaka haktır; Kıyâmetʹin kopaca­ğında hiç şüphe yoktur» denilince de, «Biz, Kıyâmetʹin kopuşu nedir bilmi­yoruz, sadece zan ve tahminde bulunuyoruz; bizim bu konuda kesin bil­gimiz yoktur» diye cevap verdiniz.

33- Yapageldikleri işlerin kötülükleri kendilerine belli oldu ve alaya aldıkları şeyler (in vebâli) her taraftan onları kuşatıverdi.

34- Onlara: «Bugününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi, bugün de biz, sizi kendi hâlinize bırakacağız. Oturup karar kılacağınız yer ateştir ve sizin için yardımcılar da yoktur» denilecek.

35- Bu böyledir; çünkü siz, Allahʹın âyetlerini alay ve eğlence ko­nusu edindiniz. Dünya hayatı sizi iyice aldattı. Bugün artık ne ateşten çı­karılırlar, ne de özür ve dilekleri kabul edilir.

KUR’ÂN HER VESİLEYLE İNSAN AKLINA IŞIK TUTAR

«Göklerin ve yerin mülk-ü saltanatı Allahʹın­dır.. »

Kur’ân, İlâhî metod gereği, inkârcı sapıkların iddialarını reddederken, sık sık Cenâb-ı Hakkʹın ilminin ve kudretinin her şeyi kapsayıp kuşattığını açıklar ve hemen sonra bu kudretin varlığına delâlet eden delil ve belge­leri sıralayarak akla malzeme verir ve insan hayatını köklü biçimde yön­lendiren âhiret kavramını en inandırıcı, uyandırıcı, yönlendirici ve düşündürücu anlatımla işler ve arkasından birtakım safhalarına yer vererek ge­reken uyarıyı yapar.

İlgili âyetle, kâinatın bütünüyle Allahʹa ait olduğu belirtilirken, kıyâme­tin kopması konu edilmekte ve âhiret gününden birkaç safhaya değinil­mektedir. Böylece İlâhî rahmet insan aklına, düşüncesine, duygusuna ve vicdanına seslenerek yardımcı olmaya devam etmektedir. Bu sese kulak verenler mutlaka mutlu olurlar; vermeyenler sapıklıkları içinde bocalar ka­lırlar.

ÂHİRET ÂLEMİNDEN BİRKAÇ SAFHA

«(O gün) her ümmeti dizüstü çökmüş gö­rürsün ve her ümmet kendi kitabına çağrılır.. »

Cenâb-ı Hak, beşer ruhunu dolduran, ona sorumluluğun mana ve öl­çüsünü veren âhiret gününde meydana gelecek safhalardan birkaçını sı­ralamakta ve böylece kullarını uyarmaktadır. O, bununla, dünya hayatın­dan amacın âhiret hayatı olduğunu ve bu iki hayatın birbirini tamamladı­ğını; biri olmayınca diğerinin anlamsız kalacağını haber vermektedir. Şöy­le ki:

1- Kıyâmet gününde diriltilen insanlar kendi çağdaşlarıyla, bağlı bu­lundukları kavim ve ümmetleriyle biraraya getirilirler. Diğer bir yorumla, ken­di inançlarında olanlarla biraraya getirilerek, mahşer alanında kendilerine ayrılan yerde bekletilirler. İşte bu safhada özellikle inkârcı azgınlar, mad­deci şaşkınlar İlâhî azamet ve adâletin verdiği korku sebebiyle dizüstü çö­küp kalırlar da Cenâb-ı Hakk’ın vereceği hükmü beklerler. Zira o gün de yegâne hâkim Allah’tır.

2- Her ümmet, hesabını belirleyen, geleceğini haber veren amel def­terine çağrılır. Bu, herkesin dünya hayatında nasıl bir yol izlediğini; öm­rünü nerede, nasıl harcadığını; ruhunu ve kalbini ne ile doldurduğunu bir defa daha ayan-beyân görüp kendi âkıbetini yine kendisinin hazırladığını anlamasına yönelik bir safhadır.

3- Amel defterini eline alan herkes şaşırıp kalır; öyle ki, dünyada işlediği her şeyin orada anında yazıldığını görür. O sırada görevli melek­ler onlara: «İşte bu kitabımız size karşı hakkı söyler; çünkü gerçekten biz sizin işlediklerinizi yazdırdık. » derler.

Meleklerin bu hatırlatması, üç ayrı yorumu gerektirmektedir:

a) Hz. Ali (R. A. ) diyor ki: Şüphesiz ki Allahʹın melekleri her gün bir görev ile yeryüzüne inip ademoğullarının amellerini yazarlar.

b) İbn Abbas (A. S. ) diyor ki: Cenâb-ı Hak, o tertemiz melekleri gö­revlendirir de Ramazan Ayında adem oğullarının Ümmü’l-Kitap (Levh-i Mahfûz)da yazılı olan amellerini istinsah ederler ve her perşembe günü onları «Hafeze» denilen meleklere arzederler. Onlar da kendi tesbit edip yaz­dıklarını onunla karşılaştırırlar da birbirine tıpatıp uyduğunu görürler.

İstinsah: Bir konuyu başka bir kitaptan aynen yazıp aktarmak anla­mına gelir.

c) İlim adamlarından bir kısmına göre: Hafeze denilen yazıcı melek­ler her gün insanların amellerini yazıp asıl yerlerine döndüklerinde ondaki iyilik ve kötülükleri ayırırlar da ayrı ayrı yazıp sıralarlar. Mubah sayılan amel­leri ise, bu ikinci deftere nakletmezler.

ÂHİRET SAADETİ ÜÇ ŞARTA BAĞLANMIŞTIR

«İmân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara gelince: Rabları onları rahmetine alır. Bu da açık bir kurtuluştur. »

Âhiret, dünya hayatının bir bakıma devamı sayılır. Ne var ki, eskiyen bedeni terkeden ruh, bir süre Berzah Âlemiʹnde bekler ve ikinci hayata elverişli yaratılan bedene girerek onunla birlikte ölümsüz olur.

Ancak ikinci hayatta mutlu ve bahtiyar olabilmek için şu üç şeyi, dün­yada iken gerçekleştirmek şarttır:

1- Allah’a, âhirete ve imânın diğer esaslarına dosdoğru inanmak,

2- Sâlih amellerde bulunmak,

3- İlâhî rahmete lâyık olabilme düzeyine gelmek.

İmân mutluluk ağacı ise, sâlih ameller onun tabii meyvalarıdır. İlâhî rahmet ise, bu ağacı yetiştirip geliştiren feyiz ve inâyettir. O bakımdan Kur’ân, imândan söz ederken, hemen arkasından sâlih amellere yer ver­mekte ve İlâhî rahmetin insanlara nasıl yöneldiğini belirtmektedir.

İşte, dünyada da âhirette de kurtuluşun anahtarı bu üçüyle gerçekle­şip vücut bulur. Aksine bir yol izleyenler ise, bu anahtara erişemeyip kendi­lerine yazık edenlerdir. Cenâb-ı Hak onların daha çok âhirete inanmama­larına dikkatleri çekerek, sadece Allahʹın varlığına inanmanın yeterli olma­yacağına işârette bulunmaktadır.

ALLAHʹIN VAʹDİ HAKTIR

Cenâb-ı Hak, kâinatı ve ondan bir parça olan insanı yaratmayı murad edince, mükemmel bir plân hazırladı. Böylece bu plânda va’dine dayalı hiçbir şey değişmez ve zamanı gelince mutlaka gerçekleşir. Zira Cenâb-ı Hak, kendi plânına müdahale etmez ve koyduğu kanunları, hazırladığı proğ­ramı değiştirmez.

Kıyâmet’in kopması da sözü edilen plânda bir vaʹd olarak yer almış bulunuyor. 32. âyetle bu hususa dikkatler çekilerek, Allah’ın vaʹdinin hak olduğu ve onda şüphenin yeri bulunmadığı belirtilerek mü’minler aydınlatılı­yor, müşrikler de uyarılıyor.

İNKÂRCI SAPIKLARIN VARACAĞI NOKTA

«Yapageldikleri işlerin kö­tülükleri kendilerine belli oldu ve alaya aldıkları şeyler(in vebali) her ta­raftan onları kuşatıverdi. »

Yaratılış hikmetinden habersiz, behimî bir yaşam atmosferi içinde ha­yatı gayesizliğe döndüren inkârcı maddeciler, çok yüce amaçları, sonsuz mutlulukları kaybetme pahasına Allahʹın verdiği nîmetleri kötüye kullan­maktadırlar. Bundan dolayı kıyâmet gününde dört ayrı cezâ ile cezalandı­rılacakları haber verilmekte ve ölmeden önce dönüş yapmaları hatırlatıl­maktadır:

1- Dünyada işledikleri kötülükler her taraflarından onları kuşatır. Böylece küfür damgasını taşıyan bu sapıklar kendi cehennemlerini bera­berlerinde taşıdıklarını anlarlar, ama neden sonra..

2- Görevli melekler, biraz olsun ümit bekleyen bu zavallılara: «Bugü­ne kavuşmayı inkâr edip unuttuğunuz gibi, siz de bugün bulunduğunuz hal üzere bırakılacaksınız» diyerek ümit kapılarını kapatırlar.

3- Onlara o gün, «Yurdunuz ve yuvanız ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur» diye seslenilir.

4- İnkârcı şaşkınların birçok kötü huyları yanında ebedî azâba se­bep olan iki büyük günahları konu edilmektedir:

a) İlâhî âyetleri, kitap ve peygamberi küçümseyip alaya almaları,

b) Dünya hayatına bağlanıp onun ötesinde başka bir hayat ve kut­sal değerin olmadığını savunmaları..

Kur’ân’da sözü edilen elîm ve uyarıcı safhaların açıklanması, inkârcı­ları yönlendirmeye, daldıkları gaflet uykusundan uyandırmaya yönelik ilâhî rahmetin ayrı bir tezahürüdür.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet gününde her ümmetin dizüstü çöküp İlâ­hî hükmü bekleyeceği konu edildi. İşlenen amellerin görevli melekler tara­fından noksansız şekilde tesbit edildiği belirtilerek, günlük hayatımızı ilâhî nizama uydurmamız emredildi. Sonra da inkârcılara hazırlanan kötü so­nucun tablosu verilerek, Allah’ın va’dinin mutlaka yerine geleceği açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, her şeyin Rabbi olan Allah’a hamd edilerek, her şeyin Oʹnun terbiyesiyle düzenini bulduğuna işarette bulunuluyor. Gerçek büyüklük ve ululuğun ancak O’na mahsus olduğuna değinilerek, O’nun çok üstün, çok güçlü ve yegâne hikmet sâhibi bulunduğu açıklanıyor.