Ahzab Suresi 28-30. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْرًا عَظِيمًا يَانِسَاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا

30.

Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzelce bırakayım."

Diyanet İşleri

29.

"Eğer Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır."

30.

Ey Peygamber'in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah'a göre kolaydır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

28- Ey Peygamber! Eşlerine de ki: Eğer siz dünya hayatını, onun süs ve şatafatını istiyorsanız, gelin de size yararlanacağınız (boşanma) hakkınızı vereyim de sizi güzellikle salıvereyim.

29- Yok eğer Allahʹı, Peygamberini ve Âhiret yurdunu arzu ediyor­sanız, (bilin ki) Allah, sizden iyiliği-güzelliği huy edinenlere büyük mükâfat­lar hazırlamıştır.

30- Ey Peygamber kadınları! Sizden kim açık bir hayasızlık, ahlâk dışı davranışta bulunursa azâp onun için iki kat olur. Bu da Allahʹa göre çok kolaydır.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in zevcelerinden bir kısmı, dünyalıktan faz­la şeyler istemeye başladılar. Oysa Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in mal ve dünyalıkla meşgul olacak hem vakti yoktu, hem de kendisi ticaretle iştigal etmiyordu. Dünya tarihinde yapacağı en büyük ve en kalıcı inkılabı gerçek­leştirmek için gecesini gündüzüne katıyor, durmadan teblîğ ve irşat göre­vini sürdürüyordu. O kıt kanaat geçinmesini bilen, fakat kendini en yüksek amaca vakfeden Allah’ın son peygamberi olarak bulunuyordu. Zevceleri Onun görevinin ağırlığını, işlerinin çokluğunu bildikleri halde böyle bir yo­la, kadınlık halet-i ruhiyesiyle yönelmiş bulunuyorlardı.

Şüphesiz onların bu tarz düşünce ve davranışı hem Hz. Peygamberi (A. S. ) üzdü, hem de İlâhî kınamaya sebep oldu. O nedenle yukarıdaki âyet­ler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/465)

İbn Cerîr’in tesbitine göre: Hz. Âişe (R. A. ) diğer zevceler adına Resûlüllah’tan dünyalıktan bir şeyler istedi ve nafakalarının artırılmasını talep etti. O sebeple Resûlüllâh (A. S. ) bir ay süreyle eşlerinden uzak kalıp on­ları kendi hallerine bırakıverdi. (Bilgi için bak: Câmiu’l-beyân Fi-Tefsîri’l-Kur’ân: 21/99)

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi.

İLGİLİ HADÎS

Ashab-ı Kirâmʹdan Câbir b. Abdullah (R. A. ) anlatıyor:

- Ebû Bekir (R. A. ), Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin yanına girmeyi di­ledi ve bunun için izin istedi. Bu sırada garip bir manzarayla karşılaştı: Ka­pının önünde içeri girmek için izin isteyen ve fakat izin verilmediğinden dolayı bekleyen birkaç kişi bulunuyordu. Bununla beraber Ebû Bekirʹe (R. A. ) izin verildi. O içeri girdikten sonra Hz. Ömer (R. A. ) gelip izin istedi. Ona da izin verildi. İçeri girince, çevresinde zevceleri bulunduğu halde Hz. Peygamberʹin (A. S. ) oturduğunu gördü, ancak hiç kimsenin konuşmadığı­nı müşahede etti. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ): «Şimdi Peygamberʹi (A. S. ) güldürecek bir söz söyleyeceğim» dedi ve söze şöyle başladı: «Ya Resûlellah! Eğer eşim Hârice kızı benden nafaka talebinde bulunmuş ol­saydı, herhalde kalkıp onun boynunu sıkıp bükerdim. » O sebeple Peygam­ber (A. S. ) tebessüm etti ve: «İşte gördüğün gibi, onlar çevremde oturmuş­lar benden nafaka istiyorlar! » buyurdu.

Bunun üzerine Ebû Bekir (R. A. ) kalkıp Hz. Âişeʹnin (R. A. ) boynunu, Hz. Ömer (R. A. ) de kendi kızı Hafsaʹnın boynunu burkmak istedi. Peygamber (A. S. ) engel oldu. Onlar da kendi kızlarını kınayarak dediler ki: «Siz, Pey­gamber (A. S. ) da bulunmayan şeyi istiyorsunuz, öyle mi? » Onlar da: «Ha­yır, vallahi biz şu meclisten sonra Peygamberde bulunmayan bir şey istemiyoruz» diye cevap verdiler.

Bu olay üzerine Hz. Peygamber (A. S. ) bir ay veya kamerî ay hesabıy­la 29 gün eşlerinden uzak kaldı. Sonra da ilgili âyetler indi. (Bu hadîs farklı anlatım ve değişik lafızlarla birkaç tarikten rivâyet edil­miştir. Bilgi için bak: Müslim/talâk: 29- Müsned-i Ahmed: 3/228, 342- İbn Kesîr. 3/481)

İbn Cerîr’in tesbitine göre: Bu olay meydana geldiği zaman Resûlül­lah’ın (A. S. ) nikâhı altında dokuz zevcesi bulunuyordu: Âişe, Hafsa, Ümmu Habîbe bint Ebî Süfyân, Sevde bint Zam’a, Ümmu Seleme bint Ebî Ümeyye, Zeyneb bint Cahş, Meymune bint Hars, Cüveyriye bint Hars, Safiye bint Hay b. Ahtab.. İbn Arabî’ye göre, sadece dört zevcesi bulunuyordu.

Yukarıdaki âyetler inince Peygamber (A. S. ) bunları çağırdı ve tercih­lerini yapmalarını önerdi. Önce Hz. Aişe’ye öneride bulundu. O, hiç tered­düt etmeden Allah ve Resûlünü seçip tercîh ettiğini söyleyince diğer zev­celer onu izledi ve böylece Resûlüllahʹın (A. S. ) yüzünde ferahlık ve neşe görüldü.. (Câmiu’l-beyân Fi-Tefsîri’l-Kur’ân: 21/100)

OLAYIN GELİŞME VE SONUÇLARI

Kadın psikolojisi oldukça renklidir ve karakter yapısı daha başkadır. Çevrenin tesirinde çarçabuk kalabilirler. Süse, konfora, lükse karşı heves­leri, istekleri fazladır. Mevcut ile pek yetinmek istemezler; her gün yeni ye­ni şeyleri görmeye çok eğilimlidirler.. Şüphesiz kadınların bu tür istek ve arzuları meşru sınırlar içinde olduğu, aile bütçesini sarsmadığı ve lükse kaçmadığı takdirde mubahtır, olumlu karşılanabilir.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin zevceleri ilk günlerinde Oʹna eş olma arzusuyla yaşıyorlardı. Bu yüksek şerefe nâil olduktan bir süre sonra çev­relerindeki bazı kadınların günlük yaşayışından etkilenerek Peygamber (A. S. ) Efendimizʹde bulunmayan şeyleri istemeye başladılar. Bu, deniz ke­narında oturup serinlemek için üzerinde dolaşan bulut parçasından yağ­mur bekleyen kimseye benzer. Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (A. S. ) yanlarında dururken, başka bir şey istemek, şunun bunun süsüne özen­mek çok ölçüsüz ve anlamsız sayılır. Ne var ki, zevcelerinden çoğu böyle bir gaflete dalıp Hz. Peygamberi (A. S. ) üzmüşlerdi. O bakımdan mutlak saadet vaadeden o büyük nîmetin kıymetini bilmeyenden, onu geri almak gerekiyordu. İlgili âyetler inip onları Allahʹa ve Peygamberine itaatle dün­yalık arasında bir tercîh yapmaları hususunda serbest bıraktı. Nitekim Re­sûlüllahʹın terbiyesini alan zevceleri hemen kendilerini toparladılar ve imân ile irfanlarını akıllarıyla birleştirip en güzel tercihi yaptılar: Allah ve Pey­gamberini arzu ettiklerini söylediler..

FIKHÎ YÖNÜ

Tahyîr-i Talâk - Tefvîz-i Talâk:

İlâhî emir gereği, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin, zevcelerini boşanıp boşanmama hususunda serbest bırakması, âile hukukunda önemli bir me­selenin ortaya çıkmasına neden oldu ve böylece fakihler bu konu üzerinde durup ona geniş yer vermiş bulunuyorlar. Biz onların tesbitinin bir özetini vermekle yetiniyoruz. Şöyle ki:

Zevcin, talâkı zevcesine havale etmesi veya boşanma işini vekîline, ya da elçisine veya karısının velîsine bırakmasına «Tefvîz-i Talâk» denir.

İslâm Âile Hukukuʹnda kadına birtakım haklar verilirken boşanma yet­kisinin de verilmesine imkân sağlanmıştır. Böylece «Tefvîz-i Talâk» üç kı­sım olarak belirlenmiştir:

1- Tefvîz-i mutlak,

2- Tefvîz-i mukayyed,

3- Tefvîz-i amm..

Birincisi herhangi bir vakit ile bağlı bulunmayan tefvîzdir. Meselâ ko­canın kendi eşine hitaben «kendini boşa» diye yetki vermesi bu cümleden­dir. İkincisi, bir zaman ile bağlı bulunan tefvîzdir. Meselâ kocanın kendi eşine hitaben «bugün veya yarın kendini boşat» diye yetki vermesi gibi. Üçüncüsü, bütün vakitleri kapsar şekilde bir ifade kullanarak «ne zaman istersen kendini boşatabilirsin» demesi gibi. (Geniş bilgi için bak: Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı/Celâl Yıldırım: 3/65-76)

AİLEDE KAVGA YOK, BARIŞ VE ANLAŞMA SÖZ KONUSUDUR

İslâm Dini, bu âyetlerin ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in örnek haya­tının ışığı altında, aile bünyesinde ortaya çıkan bazı üzücü olayları, öl­çüsüz istek ve davranışları kavgayla, kırıcı hareketlerle, incitici sözlerle değil; karşılıklı anlaşma, asgari müşterekte birleşme ve karşılıklı sevgi ve saygı izhar etme atmosferinde çözmeyi emreder. Zira kusursuz insan yok­tur. Allah, yalnız peygamberleri günah ve isyândan korumuştur.

Karı-kocanın anlaşamadığı ve birarada geçinme imkânlarının kalmadığı zaman bile, kırıcı ve onur zedeleyici tavırlarla değil, hoşgörüyle ayrılmaya karar vermeleri çok daha uygun ve isabetli olur. Nitekim Cenâb-ı Hak, dün­yalıktan yana fazla istekte bulunan Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin zevcele­rini, anlaşma ve yaklaşma yollarını açarak iki husustan birini tercih etmekte serbest bırakmıştır. Şüphesiz bu şekil bir öneride yumuşaklık, saygı ve rah­met mevcuttur.

Ayrıca karı-koca ayrılmaya karar verdikleri takdirde, erkeğe gereken odur ki, kendi malî imkânları ölçüsünde kadına birşeyler vermek suretiyle onu memnun bir şekilde boşamalı ve kalbini kırmamalıdır.

Bunun için de Cenâb-ı Hak, yukarıda geçen âyetlerle Hz. Peygamberʹin (A. S. ) âile hayatını ve aralarındaki anlaşmazlığın nasıl giderildiğini misal vermekte ve her konuda olduğu gibi, bu konuda da insaf, adâlet ve saygılı olmayı elden bırakmamamızı ilhâm etmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin zevcelerinden bir kısmının çevrenin tesiri altında kalarak Peygamberʹden (A. S. ) birtakım şey­ler talebinde bulundukları konu edildi ve aydınlatıcı, yönlendirici bilgiler verilerek aile bünyesinde meydana gelecek anlaşmazlığın çözüm yollarına dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin zevcelerinin hâiz bulundukları şeref ve devletin çok anlamlı olduğuna dikkatler çekiliyor. Ken­dilerini başka kadınlarla kıyas edip hatâlı bir sonuç çıkarmalarının çok ya­kışıksız olacağına işâretle, bulundukları kutsal evin yüksek anlamını dü­şünmeleri hatırlatılıyor.