Lokman Suresi 29-32. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ

29.

Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.

Diyanet İşleri

30.

Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.

31.

Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah, bunu ayetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır.

32.

Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

29- Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze, gündüzü de geceye ka­tar; Güneş ve Ay’ı buyruk altına almıştır; herbiri belirlenmiş bir vakte ka­dar (kendi yörüngesinde) seyredip durur. Ve Allah elbette yapageldiğiniz şeylerden haberlidir.

30- Bu böyledir. Çünkü Allah hak’tır, O’ndan başka taptıkları bâtıl­dır. Ve elbette Allah çok yücedir, çok büyüktür.

31- Görmedin mi ki, gemi, Allahʹın nimetiyle denizde yüzüp gider. Allah, bununla (kudretinin yüceliğine delâlet eden) bazı âyetlerini gösterir. Şüphesiz ki bunda çokça sabreden, çokça şükreden herkese öğütler, ib­retler vardır.

32- Onları dağlar gibi (veya gölge salan bulutlar gibi) dalgalar sarıp kapladığında, dini Allah’a has kılıp samimiyetle O’na duâ edip yalvarırlar. Kendilerini kurtarıp karaya çıkardığı vakit, onlardan bir kısmı sâdık kalıp verdiği söze bağlılık gösterir. Zaten bizim âyetlerimizi ancak çok nankör gaddar olanlar inâtla inkâr ederler.

İNİŞ SEBEBİ

Rivâyete göre, Mekke fethedildiği günlerde Ebû Cehl’in oğlu İkri­me, Mekke’yi terkedip Ciddeʹde hareket etmek üzere bulunan bir gemiye binerek başka bir ülkeye sığınmayı düşünmüştü. Derken denizde büyük bir fırtına başladı. Herkes ölüm teri döküyordu. Bu arada İkrime, «Eğer Al­lah bizi bu fırtınadan sâlimen kurtarırsa, Muhammed’e (A. S. ) döner de O’na beyʹat etmek için elini elimin üstüne korum» diyerek yemin etti. Çok geçmeden fırtına dindi. İkrime ilk fırsatta Mekkeʹye döndü ve İslâm’a gir­di. Yukarıdaki 32. âyet o sebeple indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/444)

GECENİN GÜNDÜZE KATILMASI

«Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar.»

Bu anlatım tarzı Kurʹânʹda az değişik ifadelerle tam on yerde geçer. Allahʹın varlığına, birliğine, kudretinin kemâline delâlet eden bu belge, bi­limsel olarak üzerinde durulmaya değer bir muhtevadadır.

Geceyi gündüze, gündüzü de geceye katması, dünyanın hem iki ayrı hareketine, hem dünyanın batıdan doğuya doğru döndüğüne, hem de gü­neşin etrafında elips şeklinde bir yörünge izlediğine işârettir. Öyle ki, dün­ya batıdan doğuya doğru dönerek hareketini sürdürürken hep geceyi ar­kasında bırakıp gündüzü oluşturmaktadır.

GÜNEŞ İLE AYʹI BUYRUK ALTINA ALMASI

«Güneş ve ayʹı buyruk altına al­mıştır. Herbiri belirlenmiş bir vakte kadar (kendi yörüngesinde) seyredip durur.. »

«T e s h î r» kelimesi çok anlamlı olup, bulunduğu konu ve cümleye göre yorum ister. Zapt etmek, ele geçirmek, buyruk altına almak, boyun eğdirmek, bağlı bulunduğu kanuna uydurmak, yaratıldığı amaca yönelik hizmet vermesini sağlamak ve baş eğdirip emre uymasını devam ettirmek bu cümledendir.

Güneş ile ay’ın teshîri, bağlı bulundukları fiziksel kanuna uygun ha­reketlerini sağlamak ve böylece istenilen faydayı vermelerini gerçekleştir­mektir. Dünya bağlı bulunduğu kanuna göre, hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin çevresinde ölçülü, hesaplı bir yörüngede hareket etmekte olup, buyruk altına alınmıştır. Artık dünyanın bu belirli sınırı aşması, başka. bir hareket göstermesi -kıyâmete kadar- söz konusu değildir. Güneş de bağlı bulunduğu umumî cazibe kanununa göre hareket etmekte ve devamlı enerji üretip vermektedir. Artık güneşin de bu sınırı aşması düşünülemez.

Güneş ve ayın belirlenmiş bir vakte kadar veya belirlenmiş yörünge­lerinde hareket sürelerini tekrarlayıp kıyâmet kopuncaya kadar sürdürme­leri takdîr edilmiştir. Her ikisi bu takdîre bağlı bulunuyorlar, yani ona baş eğmişlerdir.

Diğer bir yoruma göre: «Belirlenmiş vakte kadar»dan maksat, yörün­gelerindeki hareket sürelerinde bir şaşma, bir aksama olmayacağı gibi, kıyâmet olayına kadar da bu ikisi insanlara hizmet vermeye devam ede­cek, hizmetlerinde bir aksaklık olmayacaktır.

Cenâb-ı Hak bizim, güneş ve ay hakkında neler düşündüğümüzü, bu iki harika sanat eserinin karşısında Yüce Yaratanʹı nasıl anladığımızı ve böyle bir idrâk içinde nasıl, ne gibi amellerde bulunduğumuzu çok iyi bilir ve ona göre bize bir gelecek hazırlar. Çünkü gerçekten Cenâb-ı Hak her şeyden haberdardır; ilmi her şeyi kemal derecesinde kapsayıp kuşatmıştır. ’

ALLAH HAKTIR

«Bu böyledir. Çünkü Allah hakʹtır, Oʹndan başka taptıkları bâtıldır. »

Hak, Allahʹın kemâl sıfatlarından biridir. Burada «bâtıl» karşılığında kullanılmıştır. Çünkü hak, sâbit olup zeval bulmayan; bâtıl, sabit olmayıp zeval bulan şeklinde açıklanır. Hak, her yönüyle tamdır ve mutlak kudret sâhibidir. Bâtıl her yönüyle noksandır ve yok olmaya mahkûmdur.

Diğer bir yorumla, Cenâb-ı Hak, her şeyi hikmet doğrultusunda denge ve düzende yaratmış ve sistemler arasında uyum meydana getirmiştir. O’nun kurduğu bu denge ve düzene uyan her iş ve amel haktır; uymayan bâtıldır.

Cenâb-ı Allahʹın «hak» olduğu belirtildikten sonra Oʹnun iki kemal sı­fatına daha yer verilerek konuyu daha iyi anlamamız istenmektedir. O da: Aliy ve Kebîr..

Birinci sıfat, O’nun yüceliğini, kemal derecesinde sonsuzluğunu; ikin­ci sıfat ise, O’nun büyüklüğünü, kemal derecesinde sınırsızlığını yansıtır. Çünkü O’nun «Hak» sıfatı bu iki sıfatla tecelli ve kurduğu dengeli düzenli kâinatla tezahür etmektedir.

GEMİNİN DENİZDE YÜZÜP YOL ALMASI

«Görmedin mi ki, gemi, Al­lahʹın nimetiyle denizde yüzüp gider. Allah, bununla size (kudretinin yüce­liğine delâlet eden) bazı âyetlerini gösterir.. »

Gemi, önce Allah’ın insana verdiği birtakım yetenekler sayesinde icad edilmiş bir nimettir. Sonra da Allahʹın lutfunun, rahmetinin ve selâmetinin tecellisi sayılan belli fiziksel kanunlarla suyun üstünde yüzüp yol almak­tadır. Aynı zamanda yelkenli olanı Allahʹın rüzgâr nimetiyle, buharlı olanı Allah’ın kömür nimetiyle hareketini sağlamaktadır.

Böylece Cenâb-ı Hak, Kur’ân’da gemi ve denizin yararına işâretle bu konuyu 11 yerde anarak dikkatlerimizi denizlere, onlardaki ürünlere ve de­niz taşımacılığına çekmiş, bu büyük nîmetten yararlanmamızı telkîn ede­rek hafızamızda iz bırakacak, idrakimizi uyanık tutacak şekilde tekrarla­mıştır. (Bilgi için bak: Bakara Sûresi: 164, İbrâhim Sûresi: 32, Nahl Sûresi: 14, İsrâ Sûresi: 66, Hac Sûresi: 65, Rûm Sûresi: 46, Fâtır Sûresi: 12, Gafir Sûresi: 80, Zuhruf Sûresi: 12, Câsiye Sûresi: 12. âyetlerin tefsiri)

İlgili âyetin son kısmında bir diğer incelik söz konusudur; şöyle ki: Denizden ve onda Allah’ın nîmetiyle yüzen gemiden bahsedildikten sonra şu cümleye yer verilmiştir: «Şüphesiz ki bunda çokça sabreden, çokça şük­reden herkese öğütler, ibretler vardır. »

Unutmamak gerekir ki, denizlerde araştırma yapmak, deniz ürünlerin­den yararlanmak ve denizlerin altındaki kaynaklara inmek bütünüyle ilme, bilgiye, beceriye dayalı sabır işidir. Aynı zamanda elde edeceği her nîmet karşılığında Allah’ı hatırlayıp şükretmesini bilen mü’minlerin görevidir.

«ALLAH» DUYGU VE DÜŞÜNCESİ İNSANDA DOĞUŞTAN MEVCUTTUR

«Onları dağlar gibi (veya gölge salan bulutlar gibi) dalgalar sarıp kapladığında, dini Allah’a has kı­lıp samimiyetle O’na duâ edip yalvarırlar.. »

Denizde gemiyle yol alırken dağ gibi veya gölge salan büyük bulut parçası gibi dalgalar ardarda gelerek gemidekilere ölüm teri döktürdüğü ve maddî çarelerin ortadan kalktığı bir zamanda, Allah’a inanan ve inan­mayan hemen herkesin mânevî bir destek ve yardım beklemesi ne ile yo­rumlanır? İnsanın ruhuna enjekte edilen ve «elestü bi-Rabbiküm = ben si­zin Rabbiniz değil miyim? » hitabında ifade ve anlamını bulan Allah duy­gusu ve din fikri bir anda inkâr kabuğunu çatlatıp ortaya çıkmakta ve in­kârcı maddeciye «Ya Allah» dedirtmektedir.

Kur’ân bu gerçeğe dikkatleri çekip Allahʹı inkâr etmenin büyük bir gaflet ve aşırı bir haksızlık, aynı zamanda çok gülünç bir bönlük olduğunu imâ etmekte ve «Zaten bizim âyetlerimizi ancak çok nankör, gaddar olan­lar inatla inkâr ederler» diyerek nankörlüğe ve inkâra esef yağdırıyor, ruh­larını tahrik için de denizdeki olayı misal veriyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın yüksek kudretine dikkatler çe­kilerek bilimsel açıdan üç kadar delil açıklandı. Sonra da kâinattaki mutlâk denge ve düzenin, Hak olan Allah’ın eseri olduğu konu edilerek müʹminler aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetle, âhiret gününde soy-sop bağlarının kopacağı, hısım­ların birbirlerine sahip çıkamıyacağı ve herkesin kendi ameliyle başbaşa kalacağı hatırlatılarak kısa olan insan ömrünün İlâhî proğram çerçevesin­de değerlendirilmesi tavsiye ediliyor. Dünya hayatının birkaç günlük çeki­ciliğine ve şatafatına aldanmamamız tenbîh edilerek plândaki yerimizi al­mamız emrediliyor.