Zümer Suresi 29-31. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلًا فِيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

29.

Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu? Hamd Allah'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.

Diyanet İşleri

30.

(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir.

31.

Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

29- Allah, birbirleriyle geçinemiyen birkaç ortak kişinin kölesi olan bir adam ile, tek bir kişinin uyum ve esenlik içinde kölesi olan adamı mi­sal veriyor; bunlar bir olur mu? Hamd Allahʹa mahsustur. Ama onların ço­ğu bilmezler.

30- (Ey Peygamber! ) Sen de elbette öleceksin, onlar da öleceklerdir.

31- Sonra da (siz insanlar) Kıyâmet günü Rabbınızın huzurunda dâvâcılar (dâvâlılar) olarak duruşacaksınız.

HAKKI BIRAKIP BÂTILA KUL OLANLAR

«Allah, birbirleriyle geçinemiyen birkaç ortak kişinin kölesi olan bir adam ile, tek bir kişinin, uyum ve esenlik içinde kölesi olan adamı misal veriyor; bunlar bir olur mu?. »

Bu misal o kadar açık, o kadar net ve o kadar düşünce ufkumuzu ge­nişleticidir ki, fazla bir yoruma bile gerek bırakmamaktadır. Haktan yana olanla, bâtıldan yana olanların durumunu tasvîr ve teşhîs için bundan da­ha güzel bir misal bulup vermek mümkün müdür?

Unutmamak gerekir ki, Kurʹân bu misalle, «hakkın» bir olduğunu, bir­kaç olmadığını; bâtılın ise, birbiriyle uyuşmayan, uyum sağlamayan birden fazla olduğunu haber vermekte ve tarihin her çağ ve devrinde bu iki zıd inanç ve güçlerin sahnede bulunabileceğini hatırlatmaktadır.

Kur’ân böylece, «Tevhîd İnancı»na bağlı olup yalnız Cenâb-ı Hakk’a kulluk eden mü’minin eriştiği güven ve iç huzuru tasvîr ederken, onunla, birbirleriyle uyuşup anlaşamayan birçok ortağın kölesi bulunan bir kişinin eşit durumda olamıyacağını misal vererek insanı imân ve irfan burcuna yükseltmeyi telkîn etmekte ve yalnız Allah’a kul olmanın vereceği huzur, güven ve ümide özendirmektedir.

Böylece Kur’ân-ı Kerîm, hemen her çağ ve devirde her ülkede birçok farklı inançlara ve iddialara sahip grupların bulunabileceğine ve her grubun kendi inâncı ve iddiası doğrultusunda faaliyet gösterip adam kazanma politikası güdeceğine işârette bulunmaktadır. Öyle ki, grup ve hiziplerin sürtüştüğü, yarıştığı bir ülkede, kendini bu bâtıl hiziplerin tesir alanı dışın­da tutamıyan herkesin tedirgin, bezgin, yılgın, huzursuz ve güvensiz ola­cağı; aynı zamanda kendi benliğini o grupların benliğinde kaybedeceği ke­sindir. Onlardan birine yaranırken diğerinin hışmını üzerine çekmesi mu­kadderdir. Önünde yolunu aydınlatan, sonsuz mutluluğu va’dedilen bir ışık bulunmadığı için de kararsızdır.

Bunun aksine, bâtılı temsîl eden mevcut grupların tesir alanının dışın­da kalmasını bilen ve bir olan «Hakk»a kendini verip hayatın gaye ve mak­sadını anlayan ve böylece yolunu aydınlatan, sonsuz yaşama ümidini tel­kîn eden ışığa kavuşan kimse son derece iç güvenine kavuşmuş olur; aynı zamanda huzurlu, kararlı ve ümitli bir havaya erişir; tek kaynaktan emir alır ve yalnız en yüce kudretin buyruğuna baş eğer. Bıkkınlık, yılgınlık, tedir­ginlik, huzursuzluk ve kararsızlık onun için söz konusu olmaz. İnanıp bağ­landığı Cenâb-ı Hakk’a aşk derecesinde bağlanır ve ibâdet ettikçe güven, huzur ve itmi’nan duyar. Fânilere köle olmaktan kurtulur da benliğini ko­rur.

Bâtılı savunanlara Kur’ân’ın tasvîr ettiği bu güzel ve yönlendirici, dü­şündürücü ve tatmin edici misâlin doğruluğu sorulduğunda, ona cevap ver­mektense susmayı tercîh edecekleri hatıra gelebilir de o zaman Allah’a hamd etmek gerekli olur.

HAKKʹI TEMSİL EDENİN VARLIĞI, BÂTILI TEMSİL EDENLERİN HAZIMSIZLIĞINI ARTIRIR

«(Ey Peygamber! ) Sen de elbette öleceksin, on­lar da öleceklerdir. »

Hak ile bâtıl yıllar yılı sürtüşerek, tartışarak, vuruşarak mücadele et­mektedir. Peygamberlere karşı olanlar, onların bir an önce vücutlarının or­tadan kalkmasını isterler. Oysa her insan gibi onlar da ölmeye mahkûm­durlar. Ne var ki, bâtıldan yana olanlar, hakkı temsîl edenlerin sahnede bu­lunmasına aslâ tahammül edemezler ve bir an önce onların vücutlarının ortadan kaldırılmasını, hiç değilse meflûç hale sokulmasını yürekten ister­ler ve sadece istemekle de kalmazlar, birtakım tertiplere girişirler. Nitekim Mekkeli müşrikler Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile Ona inanan mü’minlerin varlığından son derece tedirgin idiler. Son çare olarak da Resûlüllahʹın (A. S. ) aziz vücudunu ortadan kaldırmaya karar verecek kadar kinleri ka­barmış bulunuyordu. Günümüzde de aynı manzara birçok ülkelerde cere­yan etmekte, gerçek mü’minlerin vücudunu ortadan kaldırmak için şer kuv­vetleri akla gelmedik çareler düşünmektedirler.

Haklıyı haksızdan, hakkı bâtıldan ayıran Allahʹtır. Dünyada haklı ol­duklarını iddiâ eden bâtılın temsilcileri ve sapık inkârcılar, Âhiretʹte Rab­larının adâlet huzurunda duruşacaklar ve her grup boyunun ölçüsünü o gün almak suretiyle ne meta’ olduğunu öğrenmiş olacak. Ama önemli olan, o gün gelmeden ve ölüm olayı gelip kapıya dayanmadan hakkı görüp ger­çeği anlamak ve öylece yüz seksen derece dönüş yapmak fazîlet ve basîretini göstermektir.

Şüphesiz ki bu fazîlet ve basireti ortaya koyanlar pek azdır. O bakım­dan insanların çoğu hakkı red ve inkâr ettiği, kitap ve peygamberi yalan saydığı için büyük bir haksızlık yapmakta ve kendilerine çok yazık etmek­tedirler. Zira gerçeği araştırıp bulmak; öğrenip kabul etmek adâlettir, fa­zilettir ve rahmettir. Bâtılın peşine takılıp körü körüne uydu olmak zulüm­dür ve azaptır.

Cenâb-ı Hak bu acıklı durumu, dramatik tabloyu tasvîr ederken, dü­şünceleri yönlendirmek için şöyle uyarıda bulunmaktadır: «Allahʹa karşı yalan söyleyen ve kendisine gelen doğruyu (son peygamber ve Kurʹânʹı) yalanlıyandan daha zâlim kim vardır? Cehennemʹde kâfirler için bir konak yok mudur? »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hakk’a kul olan ile, birbiriyle anlaşamayan bir­çok ortağa köle olan kimsenin eşit durumda olamıyacağı nefis bir misal olarak verildi. Hakk’ı yalanlayandan daha zâlim bir kimsenin olmadığı açık­lanarak, bâtılı savunmanın rahmet ve huzur, güven ve istikrar getirmiyeceğine işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, hakkı, doğruyu tasdîk ve kabul eden mü’minler için hazırlanan uhrevî mükâfatlar va’dedilmekte ve sâlih amellerine kar­şılık en güzeliyle mukabele edileceği müjdelenmektedir. Sonra da Cenâb-ı Hakk’ın kurduğu düzene uyanların doğru yola eriştirileceği, uymayanların sapıklıklarıyla başbaşa bırakılacağı hatırlatılarak, sünnetullahın şaşmazlı­ğına dikkatler çekilmektedir.