MEÂLİ:
26- Rahmân (olan Allah) çocuk edindi, dediler. O, (çocuk edinmekten) çok yücedir, münezzehtir. Hayır onlar, (o melekler) ikrâma ermiş şerefli kullardır.
27- Sözleriyle Oʹnun önüne geçmezler ve ancak Oʹnun buyruğuyla amel ederler.
28- Allah onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ancak Allahʹın râzı olacağı kimse için şefaat ederler ve onlar Allah korkusundan saygıyla titrerler.
29- Onlardan kim, «ben Allahʹtan başka bir ilâhım» derse, işte onu Cehennem ile cezalandırırız. Zulmedenleri de işte böylece cezalandırırız.
İNİŞ SEBEBİ
Benî Huzaa kabilesinden kendini bilgili sanan birkaç kişi, meleklerin Allah’ın kızları olduklarını iddia ediyorlar ve bu nedenle de onların şefaatini istiyorlardı. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 11/28- Mefatihülgayb: 6/142)
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
«Melekler, Allahʹın kendilerinden râzi olduğu Lâ ilâhe İllallah ehline şefaat ederler. » (Tefsîr-i Kurtubî: 11/28)
Tabiîn’den Mücâhid diyor ki:
«Allah kimden râzi olursa, âhirette melekler onlar için şefaatçi olurlar. » (Sahîh-i Müslim)
Katade diyor ki:
«Melekler, Tevhîd Ehline şefaat ederler. Çünkü Allah’ın kendilerinden hoşnut olduğu kulları bunlardır. »
ALLAH, ÇOCUK EDİNMEKTEN MÜNEZZEHTİR
«Rahman (olan Allah) çocuk edindi, dediler. O, (çocuk edinmekten) çok yücedir, münezzehtir. Hayır onlar, (o melekler) ikrâma ermiş şerefli kullardır. »
Çocuk hem babasının benzeridir, hem de ona malûl, baba da illet olur. Oysa Allah’ın benzeri yoktur. Çocuğu olan varlığın vücudu mümkündür, vâcip değildir. Vücudu mümkün olan, mutlaka vücudu vâcip olan biri tarafından yaratılmış olması gerekir. Bu da Allah hakkında câiz değildir. O halde Allah çocuk edinmekten mutlak anlamda beridir, pâk ve yücedir.
Böylece bu âyetler bazı Arap kabilelerinin «Melekler Allahʹın kızlarıdır» ve hıristiyanların da «İsâ Allah’ın biricik oğludur» iddialarını reddetmekte; evlât edinme vasfının uluhiyete ters düştüğünü hatırlatarak, bu tarz bir inancın temelinden yanlış olduğuna ve sahibini dinden, imândan uzaklaştıracağına işârette bulunmaktadır.
MELEKLER ALLAH’IN ŞEREFLİ KULLARIDIR
«Hayır (o melekler) ikrâma ermiş şerefli kullardır. Sözleriyle Oʹnun önüne geçmezler ve ancak Oʹnun buyruğuyla amel ederler. »
Melekler nurdan yaratılmış, hayvanî sıfatlardan uzak ruhanî ve nûrânî varlıklardır. Onların diğer kullardan ayrıldıkları bazı özellikleri ve vasıfları vardır. Kur’ân’da onlar şöyle belirtilmektedir:
1- İbâdette ve kullukta asla kusur etmezler. Yaptıkları her işi, her ameli ancak Allah’ın buyruğuyla yerine getirirler.
2- Allah onların içini, dışını, yaptıklarını ve yapacaklarını mutlaka bilir. Onlar ise İlâhî sırların önemli kısmını bilmezler. Allah hep ibâdet edilmeğe lâyıktır. Meleklere ise ibâdet edilmez. Melekler devamlı Allahʹa ibâdet ederler.
3- Melekler ancak Allahʹın hoşnut olduğu kulları için şefaatçi olurlar.
4- Melekler, Allah’ın kudret ve adâletinin şaşmazlığını bildikleri ve asıl saygı duyulup korkulmaya ancak Allahʹın lâyık olduğunu idrâk ettikleri için, her an Allah’tan saygı ile korkarlar.
5- Melekler de diğer kullar gibi, İlâhî müjde ve tehdide muhataptırlar.
Böylece Kur’ân ilgili âyetle meleklerin «ikrama ermiş şerefli kullar» olduğunu açıklayarak, haklarında «kul» sözünü kullanmış ve bununla diğer bütün yanlış inanç ve benzetmeleri temelinden reddedip hepsinin de sakıncalı neticeler doğuracağına dikkatleri çekmiştir.
İLÂHLIK İDDİASI
Ruhî yönüyle körpe veya cılız kalmış bazı kişiler var ki, tesadüfler onları kahraman yapınca, halkın sevgi ve saygısını, hayranlık ve takdirini kazanırlar. Halk bu düzeyde ölçüyü kaçırıp övgü ve sevgide çok ileri gidince, o da kendi değer ölçüsünü kaybeder ve çok geçmeden onu ilâhlaştıran şaşkınlar ortaya çıkar; derken o da ister-istemez kendini öyle görmeğe veya öyle kabul etmeğe başlar. Böylece o kesim veya bölgede tek ilâh inancı yara alır ve bir süre sonra yerine çok ilâh inancı geçmiş olur.
Tarihte bunun birçok örnekleri vardır. Biz sadece bir tanesini misal vererek konuyu çeşnilendirmek istiyoruz.
Babilik, Bahailik:
Kurucusu Şirazlı Mirza Ali Muhammed’dir. Bâtınî mezhebinin kollarından birini kurup geliştirdi. Çok geçmeden halkın, daha doğrusu yeterince İslâm kültürü olmayan tabakanın geniş çapta sevgi ve saygısını toplayınca rotayı değiştirdi: Önce beklenilen imama açılan kapı olduğunu iddia etti. Onun bu sözleri de zihinlerde yer edip aşırı bir tepki görmesi şöyle dursun, sevdiklerinin ve hayranlarının artmasına neden oldu. Bu geniş ve fakat şuursuzca sempatiden cesaret alarak bu defa kendini beklenen Mehdi olarak ilân etti. Sempatileri her geçen gün biraz daha arttı. Müritleri onun büyüklüğü hakkında hiçbir sınır tanımamaya başladılar. Çevrede geniş yankılar meydana getirdi. Cahil halkın daha çok ilgisini çekti ve ortamı müsait bulunca da, bu defa kutsal kitapların geleceğini haber verdiği, müjdelediği peygamberin kendisi olduğunu ilân etti. Ancak Hz. Muhammedʹin (A. S. ) peygamberliğini reddetmedi, Onun son peygamber olmadığını, buna şahit ve delil olarak da Ahzab Sûresinin 40. âyetini gösterdi. Bu âyette geçen «Hâtemeʹn-Nebiyyîn» sözünü, «Peygamberlerin yüzüğü» veya «Peygamberlerin yüzük taşı» şeklinde yorumlayarak iddiasını isbata çalıştı. Hayranlarına bunu da kabul ettirince, işi biraz daha ileriye götürerek bu defa kendisine EL-BEYAN diye bir de uydurma kitap indirildiğini açıkladı. Aradan bir süre geçtikten sonra, peygamberliği de kendisine az gören bu maceracı şaşkın bu defa tanrısal ruhun kendisine gelip getirdiğini iddia ederek ilâhlığını ilân edecek kadar ölçüyü kaçırdı. «Ben bir aynayım ve bende görünen Allahʹtan başkası değildir» diyerek yeryüzünde Allah’ı temsil ettiğini ve aslında Allah’ın inip kendisine hülûl ettiğini telkine çalıştı.
Ve nihayet 1849ʹda küfrüne hükmedilerek İslâmʹdan çok uzak kalan bir sürü cahilin sahte peygamberi Mirza Ali idam edildi. Ama attığı kıvılcım sönmedi, ondan sonra halefleri onun mezhebini devam ettirdiler ve hâlâ da devam etmektedir.
Bu konuda şunu hemen ilâve edelim ki: Şeyh uçmaz, ama müritleri onu uçurur. Kişi belki ilâhlık iddiasında bulunmaz, ama aşırı hayranları onu ilâhlaştırır.
Kur’ân ilgili âyetle müʹminlerin dikkatini bu önemli noktaya çekiyor ve her şeyin asıl değer ölçüsünü bilip ona göre yargıda bulunmanın gereğine işâret ediyor: «Onlardan kim, ben Allahʹtan başka bir tanrıyım derse, işte onu Cehennem ile cezalandırırız. Zulmedenleri de işte böylece cezalandırırız. »
Âyette «zulmedenlerden maksat, kulluk derecesini bilmeyip, ilâhlık taslayanların hem kendilerine, hem de çevrelerindekilere haksızlık edenler olduğudur. Zira her şeyi lâyık olduğu yere koymak, her şeyin değer ölçüsünü belirlemek ve herkese doğruyu söylemek, doğruyu telkin etmek adâlettir; bunun aksine bir yol izlemek zulümdür.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Tevhîd İnancıʹnı zedeleyen her türlü iddia ve yakıştırmalar reddedildi. Allahʹın dengi, benzeri, ortağı ve yardımcısı olmadığı gibi, oğul ve kız edinmekten de çok pâk ve yüce olduğu açıklandı.
Allah’a oğlan ve kız isnat eden sapıkların aklını harekete geçirmek, düşünce ufuklarını genişletmek üzere Allah’ın varlığına ve birliğine, eşsiz ve benzersiz olduğuna delâlet eden âyet, belge ve deliller sıralanıyor. Sonra da her canlının ölümü tadacağına dikkatler çekilerek ölümlü bir hayatı İlâhî nizama göre değerlendirmemiz emrediliyor. İyilik ve kötülük kavramlarının insanlar için bir ölçü ve kıstas olduğu belirtilerek her gün bu düzeyde sınav verdiğimiz açıklanıyor.