MEÂLİ:
28- Mü’minler, müʹminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allahʹın (dostluğundan kopup O’nun) yanında hiçbir değeri kalmaz. Ancak onlardan (gelecek olan bir tehlike ya da umum yararına bir kapının kapanmasından) korunmak için (dost görünerek) sakınmış olasınız. Allah sizi (asıl) kendisinden korkmanızla uyarır. Sonunda gidiş Allahʹadır.
29- De ki: Gönlünüzde olanı (kâfirlere karşı beslediğiniz ilgi ve yakınlığı) gizleseniz de, açığa vursanız da Allah bilir. Allah göklerde ve yerde olanları da bilir. Allahʹın gücü herşeye yeter.
30- Herkesin iyilik ve kötülükten ne işlemişse, onu önünde hazır bulacağı günü bir düşünün ki (o gün) kendisiyle kötülükleri arasında uzak bir mesafenin bulunmasını ister. Allah sizi kendisinden korkmanızla uyarır. Allah kullarına pek merhametli ve şefkatlidir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ), diyor ki:
«Yahudilerden birkaç kişi gizlice Medineʹde Ansarʹdan bazı şahıslarla, temasa geçip, İslâm’a fitne sokmak için dostluk kurmuşlardı. Ashabdan Rıfaa bin Münzir, Abdullah bin Cübeyr ve Saîd bin Haysem dönen entrikaların farkına vardılar ve sözü geçen ashabı uyarmaya çalıştılarsa da onlar yine gizliden adı geçen Yahudilerle dostluk ve temaslarını sürdürmekten vazgeçmediler.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. » (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî - Lübabute’vîl / Alaaddin Hâzin. Yahudilerin aldatmak istedikleri Ashab-ı Kirâm’dan bazı şahısların İslâm’dan ayrılmaları sözkonusu olamaz. Ancak dostluk sebebiyle İslâm’a fitne sokma endişesi hâkim bulunuyordu.)
Kelbî’ye göre:
Bu âyet, müşrikler ve Yahudilerle dostluk kurup işittikleri haberleri günü-gününe onlara ulaştırarak Resûlüllahʹa (A. S. ) karşı zafer elde etmelerini uman Abdullah bin Ubeyy ve arkadaşları (Abdullah bin Ubey o devirde münafıkların başı bulunuyordu. Resûlüllah’a karşı idi. Birçok fitnelere kapı açmıştır.) hakkında inmiştir (Esbab-ı Nüzûl / Nisâburî)
Cübeyr bin Dahhak’a göre:
Sâmit oğlu Ubâde (R. A. )nin Yahudilerden ötedenberi iş görüp ayrılmadığı ve kendisine bağlı sandığı hayli kimse vardı. Hendek Savaşında Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek: «Ya Resûlellah! betiden yana 500 Yahudi vardır, onları bugün düşmana karşı beraberimde savaşa çıkarmak istiyorum... » deyince yukarıdaki âyet indi (Esbâb-ı Nüzûl / Nisâburî)
İNSANLARLA GÜNLÜK İLİŞKİLERİMİZ
«Mü’minler müʹminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. »
Günlük ilişkilerimizde daha çok iki şeye muhtacız: Allahʹı hatırlayıp saygı dolu bir hava içinde O’ndan korkmaya ve sonra da insanlara karşı merhametli ve şefkatli davranmaya...
İnsanlarla ilişkilerimizde belirttiğimiz temel üzerinde geliştireceğimiz bir takım bağlarımız ve bağlantılarımız da vardır. Bunları da genellikle iki farklı bölümde düşünmemiz ve ona göre beşerî münasebetlerimizi ayarlamamız gerekir:
1. Müslüman kardeşlerimizle ilişkilerimiz aşağıdaki esas ve prensiplere göre olmalıdır:
a) Sevmek, saygı duymak,
b) Dost edinmek ve bunu sürdürmek,
e) Yardımcı olmak, yardımlaşmaya katılmak,
d) Hastalarını sormak, fakirlerine zekât ve sadaka vermek, cenazelerine hazır olmak,
e) Ticarî ilişkilerimizi daha çok onlarla geliştirmek, ne zulmetmek, ne de zulme uğramak,
f) Her hak sâhibinin hakkını vermek,
g) Din ve ahlâkı cemaatleşme şuuruyla korumak ve geliştirmek için gerekeni yapmak,
h) Okumak isteyip de bu imkânı bulamayan çocuklarını okutmak, memlekete yararlı insan yetiştirmek,
i) Komşu haklarına saygılı olmak, her Müslümanın malını canını ve namusunu, kendi malımız, canımız ve namusumuz gibi korumayı bir vecîbe saymak..
2. Gayr-i Müslimlerle ilişkilerimiz ise aşağıdaki esas ve prensiplere göre olmalıdır: .
a) Haklarına saygılı olmak, vatandaşlık hakları varsa korumak,
b) Fakir olanlarına sadaka vererek yardımcı olmak,
c) Gerektiğinde alış-verişte bulunmak, ticarî ilişkileri bir ölçüye kadar sürdürmek,
d) Komşuluk haklarına saygılı olup korumak..
e) İslâm dışı yaşantılarına özenmemek, onları taklît etmemek, Müslümanlığın yüceliğini kendi günlük yaşantımızla onlara örnek ve model olarak sunmak..
Bunun için Büyük Müfessir Fahrüddîn Razî, Müslümanların gayr-i müslimlerle olan ilişkilerinin üç ihtimal taşıdığını belirterek diyor ki:
1. Gayr-i müslim olan kişinin küfür ve inkârına razı olması ve bu açıdan onu dost edinmesi.
Her Müslüman için bu tür bir ilişki ve dostluk kesinlikle haram kılınarak yasaklanmıştır. Çünkü küfrü tasvip etmek küfürdür. Küfre rıza göstermek küfürdür. Bu bakımdan belirtilen ölçü ve anlamda bir ilişki kuran müslümanın imân üzere kalması mümkün değildir. Meğer ki tevbe edip yeniden İslâmʹa döne..
Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususu şöyle açıklıyor:
«Ey İmân edenler! Yahudî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse doğrusu o da onlardandır. » (Mâide sûresi âyet: 51)
2. Dünya işlerinde, dış görünüşü itibariyle onlarla güzel ilişkiler kurması.
Bu, dinimizce men’edilmemiştir. (Çünkü hem insan hakları, hem komşu hukuku yönünden bu kapının açık tutulması sünnete uygundur).
3. Bu iki ilişki arasında bir yol tutması.
Şöyleki: Onlara karşı ya akrabalık, ya da duyulan sempati nedeniyle -dinlerinin bâtıl olduğuna itikat etmekle beraber- sevgi beslemek, yardımcı olmak bu cümledendir.
Bu tarz bir ilişki küfrü gerektirmez, ancak mü’mine böylesine bir ilişki kurması yasaklanmıştır. Çünkü insanı bu ölçüdeki bir temas ve sempati bazan onların yolunu beğenmeye, bazan da dinlerine karşı sempati duymaya kadar çekip götürebilir. Bunun sonucu ise İslâm’dan çıkmaktır.
Kur’ân’da müʹmin uyarılarak: «Kim bunu yaparsa, Allahʹın (dostluğundan kopup Oʹnun) yanında hiçbir değeri kalmaz.» buyurulması, belirttiğimiz nedene dayanmaktadır.
Ancak onlardan bir kötülük geleceği ve bunun önüne geçmenin de mümkün olmadığı zamanlarda sırf zevahiri koruyup kurtarmak için belirtilen şekilde bir ilgi ve sempati göstermekte bir sakınca yoktur. Çünkü kalbde onlara karşı ne dostluk, ne de bağlılık duygusu mevcuttur.
TARİHÎ BİR OLAY
Konumuzu biraz daha açıklığa kavuşturan tarihî bir olayı nakletmekte yarar vardır:
Yalancı Peygamber Müseyleme, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin ashabından yakaladığı iki kişiyi önüne alarak tehlikeli bir denemeden geçirmişti. Önce birine sordu:
- Muhammedʹin Allah peygamberi olduğuna şehadet ediyor musun?
O şu cevabı verdi:
- Evet, evet, evet...
- Peki benim de Allah peygamberi olduğuma şehadet eder misin? diye sorunca, o yine:
- Evet, diye cevap verdi.
Bu yüzden öldürülmeyip serbest bırakıldı. Çünkü Müseyleme (Allah lânet etsin) kendisinin Benî Hanîfe kabilesine, Muhammedʹin de Kureyş Kabilesine peygamber gönderildiğini iddia ediyordu.
Sonra ikinci zata sordu:
- Muhammedʹin Allah Peygamberi olduğuna şehadet ediyormusun?
O zat:
- Evet, diye cevap verdi.
Müseyleme tekrar sordu:
- Ya benim de Allah peygamberi olduğuma şehadet eder misin?
O zat:
- Ben sağırım, ben sağırım, ben sağırım, diye cevap verince, Müseyleme onu öldürttü.
Durum Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize haber verilince, üzüldü ve buyurdu ki: «Öldürülen, imân üzere gelip geçti, hakkı tasdik etti. Eriştiği esenlik ona mübarek olsun.. Diğerine gelince: O, Allahʹın verdiği ruhsatı kabul edip kullandı. Bu yüzden ona vebal yoktur. (Çünkü kalbi imân ile yatışmış vaziyette bulunduğu halde sırf canını kurtarmak için diliyle onun peygamberliğini kabul eder gibi görünmüştü). » (Mefatihü’l-gayb / Fahriddin Razî: 2/646. Bulak)
Çünkü Kur’ân’da bir başka yerde bu husus şöyle açıklanmıştır:
«Kalbi imân ile yatışmış olduğu halde, zorlanan kimse dışında, inandıktan sonra Allah’ı inkâr edip göğsünü küfre açanlar üzerine Allah’tan bir gazâp vardır ve büyük bir azâp da onlar içindir. » (Nahl sûresi âyet: 106)
KORKU VE ŞEFKAT
«Allah sizi (asıl) kendisinden korkmanızla uyarır. Sonunda gidiş Allahʹadır. »
Allahʹın rahmeti gazabının önüne geçmiştir. Kullarının yanlış yolda yürüdüklerini haber verip onları uyardıktan sonra rahmet ve inâyet kapısını açık tutar. Bu kapı her insana ölünceye kadar kapanmaz. Dönüş yapan olursa, sözü edilen kapıdan içeri alınıp kabul edilir. Çünkü Allah insanları, azâb etmek için değil, merhametinin en geniş havasını teneffüs ettirmek ve böylece onları ebedî mutluluğa eriştirmek için yaratmıştır. Ne var ki, bu mutluluğa erebilmenin bir takım yolları ve kuralları vardır. Dünyaya ayak basan her insan bunları öğrenmek ve bilmek zorundadır. İnsan, aklı az da olsa yaradanının varlığını anlayabilir. Peygamberlerin getirdiği esaslar bu anlayışı güçlendirip ona yön verir.
Küçük bir topluluğun bile, bir arada yaşayabilmeleri, hayatlarını sürdürebilmeleri için bir takım kurallara muhtaç bulunduklarını anlatmaya gerek var mıdır? Bir lokma ekmeğe erişebilmek için nice hizmetlere, nice unsurlara gereksinme duyulmaktadır. Ebedî saadete erişmek de pek kolay değildir. Biraz gayret, biraz himmet ve hizmet ister. Rahmet güneşi her zaman etrafı aydınlatmaktadır; yeter ki gönül toprağı çoraklıktan kurtulsun.
İşte konumuzun bir bölümünü oluşturan âyetle bu gerçeğe ışık tutulmakta ve insan aklına yardımcı malzeme sunulmaktadır:
«Allah sizi kendisinden korkmanızla uyarır. Şüphesiz ki Allah, kullarına pek merhametli ve şefkatlidir. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ı yüce kudretinden, üstün saltanatından, mülkün yegane sâhibi bulunduğundan söz edildikten sonra mü’minlerin inkârcıları dost edinmeleri yasaklandı ve böyle yapanların, yani gayr-i müslimlerle -bir zorunluk olmadığı halde- dostluk kuranların Allah ile ilgilerinin kesileceği, artık O’nun katında bir değer taşımıyacakları açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle Allahʹa dost olmanın, Oʹnun sevgisine erişmenin yolu ve yöntemi hatırlatılıyor; İlâhî rahmeti noksansız yansıtan, Allah ile kulları arasındaki engelleri kaldırmakla görevlendirilen Hazret-i Muhammed’in (A. S. ) getirdiği esaslara, sergilediği sünnetlere uyulmadıkça Allah sevgisine kapı açmanın mümkün olmadığına işâret edilerek daha çok Kitap Ehli uyarılıyor.